Kıbrıs konusunda artık bazı şeyleri yeniden, farklı olarak düşünmenin zamanı geldi.
Tutarlılık ve Kıbrıs konusu için önümüzde enteresan bir örnek var.
Atlantic Council Turkey Program’ın Sayın Dışişleri Bakanımız Tahsin Ertuğruloğlu için hazırladığı davette kullanılan ifade şu:
“Head of foreign affairs of the Turkish Cypriot Community. Kıbrıs Türk Toplumunun dış işlerinin başkanı”.
Yani ne Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti var ne de KKTC Dışişleri Bakanı unvanı.
Ben Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun yerinde olsam teşekkür eder, bu toplantıya katılmazdım.
Çünkü mesele bir kelime meselesi değildir.
Mesele kendisinin de üzerinde haklı olarak sıkça durduğu statüdür. Adamlar Rumu Devlet bizi isyan eden ama o Devlete bağlanmak isteyen bir toplumcuk olarak görüyor ve biz hala gereken sertlikte, anlayacakları dilden cevap vermiyoruz.
Mesele, Kıbrıs Türk halkının kendisini nasıl tanımladığı ve karşısındakinden kendisine nasıl davranmasını istediğidir.
Biz kendi devletimize inanmıyorsak başkalarının inanmasını nasıl bekleyeceğiz?
Biz kendi Cumhurbaşkanımıza “KKTC Cumhurbaşkanı”, kendi Dışişleri Bakanımıza “KKTC Dışişleri Bakanı” denilmesini istemeyeceksek bunu kim isteyecek?
Üstelik mesele yalnızca Tahsin Bey’le sınırlı değildir.
Aynı hassasiyet Cumhurbaşkanımız Sayın Tufan Erhürman için de geçerli olmalıdır.
Sayın Erhürman, KKTC Cumhurbaşkanı unvanını taşıdığı sürece, bu unvanı benimsemeyen, ifade etmeyen, yok sayan toplantılara katılıp katılmama konusunu ciddi biçimde değerlendirmelidir.
Çünkü burada tartışılan yalnızca protokol değildir.
Devletin statüsüdür.
Elbette görüşmek önemlidir.
Diplomasi önemlidir.
Dünyaya Kıbrıs Türk halkının tezlerini anlatmak da önemlidir.
Ama diplomasi, kendi kimliğinizi kapının dışında bırakıp içeri girmek değildir.
Hele karşınızdaki taraf kendi devletinden, egemenliğinden ve siyasi hedeflerinden vazgeçmiyorsa, neden sürekli statüsü tartışmaya açılan taraf Kıbrıs Türkü olsun?
İşte artık burada net olmak gerekiyor.
Kıbrıs konusunda tutumunuz net olacak.
Ne istediğinizi bilecek, savunduğunuz ilkelerden geri adım atmayacaksınız.
Çünkü Rum tarafı karşısında dilene dilene değil; direne direne, ısrar ede ede ve tutarlı davranarak sonuç alabilirsiniz.
Bugün söylediğinizi yarın değiştirmeyeceksiniz.
“Egemenlik” diyorsanız egemenliğinize sahip çıkacaksınız.
“Devlet” diyorsanız devletinize sahip çıkacaksınız.
“Eşitlik” diyorsanız önce size eşit davranılmasını isteyeceksiniz.
Karşınızdakinden sizi olduğunuz gibi kabul etmesini istiyorsanız, önce siz kendi kimliğinizden ve statünüzden taviz vermeyeceksiniz.
Burada Anavatan Türkiye ile KKTC’ye de önemli bir sorumluluk düşüyor.
Ya birlikte tutarlı davranacağız ya da başkalarının belirlediği zeminde, başkalarının bize biçtiği statüyle hareket etmeye devam edeceğiz.
Rum tarafının duruşu ortadadır.
Hedefleri ortadadır.
BM’nin bugünkü yapısı ve Kıbrıs sorununda yıllardır izlediği yöntemlerin bizi getirdiği nokta da ortadadır.
O nedenle artık aynı yöntemleri tekrarlayıp farklı sonuç beklemek yerine Kıbrıs Türk tarafının diplomatik çizgisini yeniden değerlendirmesi gerekiyor.
Devlet diyorsak devlet gibi davranacağız.
Egemenlik diyorsak egemenliğimize sahip çıkacağız.
Eşitlik diyorsak eşit muamele talep edeceğiz.
Kıbrıs konusunda başarıya giden yolun ısrardan, dirençten ve tutarlılıktan geçtiğine inanıyorum.
Ya Anavatan Türkiye ile birlikte bu çizgide duracağız…
Ya da başkalarının kurduğu oyunda bize verilen rolü oynamaya devam edeceğiz.











