Ya Trodos ya Toros!

“Mahkemenizin verdiği kararı beğenmedik, sizinle görüşmeyiz! ”Hadeeee... Hani demokrasi? Hani hukuk devleti ilkeleri?

Vicdanlarınız, Afrika gazetesi ile ilgili kararı elbette farklı yorumlayabilir…

“Bir devlet büyüğü ile ilgili böyle bir karikatür çizilmez” diyebilirsiniz…

“Bu mizahtır, hicivdir, eleştiridir; hiç bir mahsuru yoktur” diye de görüş belirtebilirsiniz…

KKTC’de bu mahkeme kararı ile ilgili her açıdan yorum yapmak elbette doğaldır ve elbette bir kısım insan mahkemenin Afrika ile ilgili kararını beğenmeyecektir.

Ve bir kısım insan ise ister “teknik ve hukuki” açıdan, isterse “vicdanen” ve isterse de Recep Tayyip Erdoğan’ı hiç sevmediği için ilgili karikatüre “bayılabilecektir”, “bayılacaktır”…

***

Konu tartışılacaktır da…

Siyasiler de yorum yapacaktır…

Hem KKTC’de hem de TC’de…

Mahkeme kararını hiç beğenmeyenlerden biri kesinlikle Başkan Erdoğan da olabilir, yardımcısı Fuat Oktay da…

Hatta, her ikisi de “bu karar bize yapılan bir hakarettir” de diyebilir.

Hatta ve hatta, uluslararası anlaşmalarla düzenlenen “karşılıklı ilişki” kapsamında, mahkemenin kararına karşı ne bileyim belki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde “temyiz” falan da düşünülebilir…

Hani “alt yönetim olarak kabul edilen KKTC’nin bir mahkemesinin kararı”, “üst yönetim olan TC tarafından, Avrupa’da temyiz edilse”, kim bilir belki de “tanınma” açısından da “duygusal bir ilerleme” ortaya çıkacaktır…

***

Amma velakin; cumartesi günkü Haberci’mizin manşetindeydi; “Afrika tepkisi” başlıklı haber… Ve muhteşemdi… Işıktı… Gerçeği yüzümüze vurmanın tam adresiydi…

Bence eğer gerçekten Fuat Oktay, mahkememizin Afrika kararına tepki amacıyla kimseyle görüşmemişse; hele hele ben meseleyi biraz da abartıyorum; Sayın Mehmet Harmancı’nın aracına “sen de onlara yakınsın Harmancı” tavrıyla iftar alanına giriş izni verilmemişse; burada durup iki kere düşünmek şart olacaktır.

***

Evet, Fuat Oktay da hatta 85 milyonluk Türkiye de karardan memnun olmayabilir.

Ve “beğenmedik, yanlıştır, huylandık, temyiz edeceğiz” gibi tepkilerin hepsini de doğal kabul edebilirim.

Ama, bağımsız bir devlet olduğunu iddia ettiğiniz; sonsuza dek yaşayacağına dair söylemlerle karşımıza çıktığınız bir devletin bağımsız olması gereken “yargısının” verdiği karara karşı, “sizinle görüşmem” diyerek, “yürütmesine” tepki koyarsanız, bunun adına ne denir?

***

Ben “negatif sömürge zihniyeti” diyorum…

Üst yönetim; alt yönetimin yargısının bağımsız olmasından kesinlikle huylanmıştır…

Ve “yürütmesine” tepki koymuştur…

Yürütmesini aşağılamıştır…

Ama yürütmeyi aşağılarken, aslında devleti yerle yeksan etmiştir…

Hani, diyorsunuz ya, “Serhat haindir çünkü devletimize psefto gratos diyor”…

Şimdi bu duruma ne diyeceksiniz?

***

Dolayısıyla Sevgili Sellaintapili ve İstanbullu kardeşlerim; lütfen ya buralara doğru dürüst bir vali, kaymakam, muhtar ya da desteban atansın!

Ya da lütfen bırakın; Kıbrıs sorunu çözülsün…

“Efendim Rumlar bizi istemez!”…

“Rumların isteyip istememesi meselesi cehenneme gitsin”…

Ya federal çözüm ya da bu karmaşık ortamda, hani tüm yaptıklarınız şovdan ibaret değilse, Fatih gemisiydi, Barbaros’tu, Akdeniz ısınmıştı falan diye ne kadar adamınız varsa buralarda hepsi konuşurken; “atın resmen bir kement, çekin bağlayın Kuzey Kıbrıs’ı Taşucu’na” bitsin yani!

***

“Mahkemenizin verdiği kararı beğenmedik, sizinle görüşmeyiz!”

Hadeeee…

Hani demokrasi?

Hani hukuk devleti ilkeleri?

Hani yasal KKTC devletinin bağımsızlığı?

Hani bu devletin bağımsız organları?

***

“Hükümetinizdeki bazı kişileri beğenmedik; sizinle görüşmeyiz ve size para yok!”

E yok da bu kadar artık!

Ya çözüm ya da kement!

Ya bırakın Kıbrıs sorunu çözülsün!

Trodoslar’da bayram yapalım!

Ya da atın kementi Beşparmaklara; bağlayın çekin, Toroslar’la birleşelim!

***

Mahkeme kararını beğenmemiş olabilirsiniz!

Ama “mahkeme” budur!

“Bağımsız yargı” bu demektir!

“Bağımsız bir devlet” sadece bu şekilde bağımsız bir devlet olabilir!

***

Evet, mahkeme kararını beğenmediniz…

“Beğenmedik” deyin…

İstanbul seçimi değil bu, yedi adamınızla iptal edesiniz!

Bilmem anlatabildim mi?

Beni bu yoruma da mecbur bıraktınız işte!

Neyse, beğenmediniz kararı; anlarım; saygı duyarım; “beğenmedik” deyin…

Bu sizin hakkınız!

Bu doğal eleştiri hakkınız!

Ama, tüm toplumu, olmayan hükümetimizi ve sonuçta da tüm KKTC’yi, tüm halkı, tüm toplumu, herkesi cezalandırma hakkınız yoktur!

“Hayır vardır” diyorsanız; haydi atın kementi, çekin ve Toroslara bağlayın bizi…

Hangi tarafa doğru koşup kaçacağımızı bilelim!

***

Demokrasi; siyasetin şekillenmesini hazımla alakalıdır.

Hukuk devleti; yargıya saygıyla alakalıdır.

Demokratik hazımsızlık ve hukuka saygısızlık; sadece kaostur…

Demokratik hukuk devletlerinde; Fuat Oktay’ın Haberci’nin cumartesi günkü manşetindeki tavrı yoktur!

El âlem kartalının, koyununun, köpeğinin sayısını biliyor, biz insanımızın sayısını bilmiyoruz!

Hani UBP – HP koalisyonu kurulacaksa, bir an önce kurulsun; önümüzü derhal görmeye başlayalım…

Çözülmesi gereken gerçekten çok ciddi sorunlar var.

Ve biliyor musunuz; dün bir İngiliz gazetesinde (Mail on Sunday), deniz kartalları ile ilgili bir haber okudum…

Ne alakası var demeyin; bahsedeceğim…

İskoçya sahillerinde yaşayan bu kartalların sayısını biliyor uzmanlar…

Nesillerinin tükenme tehlikesi de söz konusu…

Özellikle “tarım ilaçları” bu kuşlara ciddi zarar vermiş…

Ama o meselenin planlaması, koruma falan hep yapılıyor ve sürekli izleniyor…

Bu kartalların kanat uzunluğu 2 metre 40 santime kadar ulaşıyor…

Dev gibi kuşlar…

Ve kuzuları çalıyorlar.

Hatta küçük köpecikleri bile alıp gidiyorlar…

Çiftçiler tepkili.

Koyun üreticisi tepkili…

130 çift kartaldan bahsediliyor.

40 bin de koyundan…

Rakamlar net…

Ona göre planlama, ona göre yönetim.

KKTC mi?

El âlem, kartalının, koyununun, köpeğinin sayısını biliyor!

Ona göre, koruyor, ona göre tarım alanlarını planlıyor.

Bırakın biz 1974 sonrası neredeyse tüm kuşlarımızı, kartalları, şahinleri, akbabaları hatta keklikleri sülünleri yok ettik; ne olduklarını, nasıl yok olduklarını kimse bilmiyor…

Haaa bu arada; biz insan nüfusumuzu da bilmiyoruz!

Bilmem anlatabildim mi?

Kurun bu hükümeti ve bir şey yapın!

Ortalığı tozpembe göstermek!

Eurovision Şarkı Yarışması’nın 64’üncüsünü Duncan Laurence’ın seslendirdiği Arcade şarkısı ile Hollanda kazandı…

Yarışmaya damgayı puanlar dağıtılırken “Filistin” yazılı bayrak açan İzlanda vurdu.

Finalde 26 ülke sahne aldı. Oylamalar sürerken final programında sahneye Madonna çıktı. Madonna, popüler şarkısı ‘Like A Prayer’ı seslendirdi. Madonna’nın bir dansçısının arkasındaki Filistin bayrağı da dikkat çekti…

Ama sokakta İsrail’i protesto edenler, “ortalığı tozpembe göstermenin, İsrail’in ırkçılığını ve Filistin topraklarını işgalinin çirkinliğini örtemeyeceğini” vurguluyordu…

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı