Tarih

Cambridge Üniversitesi’nde İngilizce eğitimi aldı... Ve gazeteci oldu...

Andrew Marr…

İngiliz siyaset gazeteciliğinin önemli isimlerinden biri…

Cambridge Üniversitesi’nde İngilizce eğitimi aldı… Ve gazeteci oldu…

BBC’nin Siyaset Editörlüğü’ne kadar yükseldi.

Çeşitli ünlü gazetelerde yazdı.

Belgeseller çekti.

Radyo programları hazırladı…

60 yaşında…

 

-*-*-

 

“A history of the World” adlı kitabını satın almıştım son İngiltere ziyaretimde…

Kalın sayılan bir kitap…

Fırsat buldukça karıştırıyorum…

Düzenli bir şekilde okumaktan öteye, farklı farklı bölümlere zıplıyorum…

Keyif benim keyfim…

 

-*-*-

 

Çok ilginç notlar aldım…

Çeşitli tarihçilerin, siyasetçilerin, devlet adamlarının ilginç saptamaları…

Mesela, “İnsanın ne yaptığını, öteki insanlar anlayabilir…”

Ya da “tarih, savaşla kesintiye uğrayan can sıkıntısıdır.”

 

-*-*-

 

Canınız sıkılmış olabilir!

Görüyorum, ELAM’cılar tüm kapıların kapatılmasını istiyor; bizim tarafta aklı çalışan sandığınız insanlar, Rumlara ders vermekten bahsediyor!

Oysa, tarihte insanların yaptığı hataları, sadece öteki insanlar anladılar; anlamak zorunda kaldılar…

 

-*-*-

 

Suriyeli göçmen insanların bir kabahati var mıydı?

Veya ne kabahati vardı Akdeniz’de boğulan bebeklerin?

 

-*-*-

 

Haaaa, tarih mi?

Tarih; geçmişe bakabilmenin adıdır.

Ama yine kitaptan bir alıntı yapayım; “… Geçmişe bakmak, kendimize daha iyi bakmayı sağlar…”

 

-*-*-

 

ELAM’cılara da, Rumlara ders verme aptallığındaki “kahramanlarımıza” da seslenmek istiyorum; geçmişe bakın; eminim, kendimizi daha sağlıklı göreceğiz…

Nerelerde, neden ve nasıl ama en çok da ne uğruna hatalar yaptığımızı anlayacağız.

 

-*-*-

 

Andrew Marr özetle diyor ki, “… Geçmişe baktığımız zaman, yöneticilerin gerçeklerle temaslarını kaybetmelerinin mutluluk üretmediğini anlarız. Veya bazı devrimlerin, mutluluk yerine diktatörler yarattığını…”

 

-*-*-

 

Kıbrıs’ın yakın geçmiş, bu türden örneklerle dop doludur…

Yöneticiler, gerçeklerle temaslarını kaybetmişlerdir.

Yöneticiler, “asıl gerçek olan kendi vatanları ve kendi insanları” yerine, “anavatan” adını verdikleri ülkelerin mutluluğu veya avantajı hürmetine; kendi insanlarının ölümlerine sebep olmamışlar mıdır?

 

-*-*-

 

Şu anda, yaptığımız veya yapılan en büyük hata; örneğin EOKA’nın da; Enosis talebinin de mutsuzluk yarattığını anlıyor olmamız gerektiğidir.

Ve bunun adı “milliyetçiliktir”.

Bu hatanın adı, “Elen Milliyetçiliğidir.”

 

-*-*-

 

1974’ü yaratan, EOKA B ve Enosis hatasıdır.

Ve hata üzerine hata; 1974 sonrası “ayrılıkçı” sistemdir.

Eğer hata yapmamışsak, neden Kuzey’de kurduğumuz düzen veya sistem ya da devlet; son derece yoksuldur?

Eğer hata yapmamışsak, neden Kuzey’de kurduğumuz düzen veya sistem ya da devlet; nüfusunu bile bilmiyor?

Nüfusunu saymaya korkuyor?

Yoksa Nikos Anastasiadis bu konuda haklı mı?

 

-*-*-

 

ELAM’cılar eylem yapmış!

Tüm kapıları kapatalım diyorlar!

Peki ne olacak kapatınca tüm kapıları?

İnsanlar kaçak geçmeye başlayacak!

Sınır itişmeleri, kakışmaları, hatta karşılıklı ateş etmeler.

Ve savaş!

Gerçekten akıl harcı mı?

 

-*-*-

 

Rumlara ders vermekten bahseden “bizimkilere” sormak istiyorum; gerçekten savaşmak çözüm mü?

Savaşla, kavgayla sorun çözüldüğünü tarihte okuyan, varsa beni de arasın!

Eşler de arayabilir!

Karı-koca arasındaki sorunlarını kavgayla, şiddetle bugüne kadar çözdüğünü, çözebildiğini iddia eden tek kişi çıksın, adımı değişirim!

 

-*-*-

 

Haaaa, karısını günde üç öğün yemekten sonra döven, nerde Şam orada Esad, gece gündüz keyfini yaşayan; çocukları – karısını evde bırakıp ahkam kesenler “bizzz” diye karşıma çıkarsa, o başka…

O ilkellik çoktan okuldan atılmıştır!

 

-*-*-

 

Bugün, birçok demokrasi, birçok hukuk devleti, “sadece yasalarla” yönetilmiyor…

Hiç düşünmeden; geleceği hiç hesaplamadan, “yasa öyle emrediyor” diye, kararlar verilmiyor.

Ülkenin geleceği, insanların ekonomik ve sosyal yaşamları düşünülüyor.

 

-*-*-

 

Londra’da bir Türk iş insanının lokantasına baskın düzenlenmişti.

Adam açıkça vergi kaçırıyordu.

Doğru dürüst makbuz, fatura vermiyordu.

Hesap fişi ya da pusulasına gerek yoktu.

Nakit çalışmayı tercih ediyordu.

 

-*-*-

 

Devletin ilgili makamları burayı bastı.

Adamı hapse atıp, iki restoranı da kapatıp, en az 150 kişiyi işsiz bırakıp, meseleyi çözebilirlerdi.

Hayır!

“Önce vergini ödemek için daha çok çalışması gerektiğine” karar verdiler!

150 kişinin işsiz kalması, ciddi bir sıkıntıydı çünkü o işsizlere devlet ya iş bulacak, ya da işsizlik yardımı yapmak zorunda kalacaktı!

 

-*-*-

 

“Sen vergi kaçırıyorsun, yasalar seni mahvetmemizi gerektiriyor” demediler…

İsteseler, dükkânları da satarlardı!

Yapmadılar.

Adamla pazarlığa oturdular, borçta anlaştılar, iş yeri çalışmaya devam etti!

Kimse işini kaybetmedi!

Ama nasıl olur, adam vergi kaçakçısıydı?

Devletin bekası bunu emrediyordu!

 

-*-*-

 

Haydi sınır kapılarını kapatın!

Haydi siz de saldırın, Rum’a ders verin!

Öldürün bir birinizi!

Nefret edin!

Rumlar Kuzey’i, Türkler Güney’i bir daha görmesin!

Sınıra, dev beton duvarlar çekin!

Filistin’de yaptıkları gibi!

Ya da Meksika sınırındaki gibi!

İnsanlar geçmesin!

 

-*-*-

 

Evliler varsa, ayrılsın!

Arkadaşlar varsa, Londra’da buluşsun!

Kıbrıslı Türkler asla bir daha kartopu oynayamasın!

Alfa Mega’dan alış veriş yapamasın!

Rumlar KKTC’den ucuz benzin alamasın!

 

-*-*-

 

Bu mudur çözüm?

Girye Anastasiadis; bu mudur istediğin?

ELAM ve ELAM’la aynı beyin yapısına sahip bizimkiler; bu mudur talebiniz?

 

-*-*-

 

Tarih çok önemli…

Geçmişi bilmek çok önemli…

Ama asıl önemli olan, mutsuzluğa sebep olan geçmişteki hataları bilmek.

Ve onları tekrarlamamak!

Geçmişteki yanlışları görebilmek.

Geçmişteki karanlıkları çok iyi anlayabilmek.

Hep doğruya, hep aydınlığa koşabilmek.

 

-*-*-

 

Bir grup Kıbrıslı Türk, Ledra Sokağı’na yürüyüş yaptı!

Rum polisi, biber gazı sıktı!

Neden?

“Devlet benim, otorite benim, güvenlik benden sorulur” diye!

 

-*-*-

 

Ben olsam ne mi yapardım?

Açardım kapıyı, “buyurun” derdim; yürüyün, durmayın, Leymosun’a kadar gidin isterseniz…

Hiç sorun olmazdı.

Belli ki birilerinin canı sıkılıyor; can sıkıntısını savaşla giderecek!

Babası gibi, dedesi gibi!

Nasıl olsa, hep ölenler de yoksullar!

Çok yazık!

 

Rebecca Gormley

Rebecca Gormley… 21 yaşında… İngiliz model… 2018 yılında Newcastle Güzeli oldu… Geçen yıl İngiltere’nin en güzel “altıncı” kadınıydı… Şimdilerde, bir televizyon programında yer alıyor ve çok güzel bir kadın…

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı