Suriye Batağı!

Suriye’de yaşanan istikrarsızlık ve belirsizlik Türkiye’nin hem iç politikası hem güvenliği için belirleyici bir unsurdur.

29 Şubat 2020 - 11:08

Suriye batağı ne yazık ki Türkiye için çok tehlikelidir. İbdil’de yaşanan çatışmalar ve Türk askerlerinin şehit olması hepimizin yüreğinde acı ve öfkeye neden olmuştur. Suriye’de yaşanan istikrarsızlık ve belirsizlik Türkiye’nin hem iç politikası hem güvenliği için belirleyici bir unsurdur.  Öte yandan, son yaşanan gelişmeler ile beraber  Rusya ile olan  ilişkilerin olumsuz yönde etkilenme ihtimali söz konusudur. Astan süreci çökmüştür ve iki ülke arasındaki ittifak yara almıştır. Bir güven bunalımının oluştuğunu söylemek yanlış değildir. Her ne kadar Rusya Savunma Bakanlığı’nın yapmış olduğu açıklamalarda Rus uçaklarının Türk güçlerini hedef almadığını açıklasa da unutulmamalıdır ki; İbdil hava sahası Rusya tarafından kontrol edilmektedir. Bu durum söz konusu iken Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları hava saldırısına uğramış ve ciddi sayıda şehit vermiştir. İlerleyen süreç bölgedeki güç dengeleri ve ittifakların yeniden şekillenmesine gebe olabilecek bir süreçtir.

Türkiye’nin Montrö sözleşmesi’nin 20 ve 21’inci maddelerini öne sürerek Boğazı vakit geçirmeden kapatmasının yararlı olacağı görüşü dillendirildiği bu süreçte Rusya’nın füze kapasiteli donanma gemileri Boğaz’dan Akdeniz’e geçmiştir.  Ancak Türkiye’nin boğazlar konusunda yeni bir karar alıp almayacağı henüz netlik kazanmamıştır. Öte yandan;  itibarını her geçen gün kaybeden NATO’nun yaşanan gelişmeler karşısındaki tutumu önem taşımaktadır. Türkiye’nin NATO’yu acil toplantı çağrısının 4’üncü madde uyarınca yapılması ayrı bir önem taşımaktadır. NATO’nun 4’üncü maddesi  ‘’Taraflardan herhangi biri, taraflardan birinin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı ya da güvenliğinin tehdit edildiğini düşündüğü zaman, tüm taraflar birlikte danışmalarda bulunacaklardır’’ şeklindedir. Burada büyük ölçüde ABD, İngiltere  gibi ülkelerin Türkiye’ye daha belirgin destek vermesini teşvik etme olasılığı görünmektedir.  Öte yandan, Türkiye’nin  NATO ve ABD’den destek arayışında bulunması anlaşılmaz bir tutum yada eksen kayması olarak görülmemelidir. Ülkelerin farklı farklı konularda farklı ülkeler ile ittifaklar kurması uluslararası ilişkilerde olağan bir durumdur. Dolayısıyla, İbdil konusunda Türkiye’nin bir taraftan  Rusya ile ipleri koparmadan görüşmelerini  sürdürmesi ve diğer taraftan farklı işbirliklerine imkan tanıyan hamleler yapması çok doğru bir adım olacaktır.

***

Suriye’de yıllardır devam eden iç savaş ve şiddetli çatışmalar  küresel düzeyde bir mülteci artışına sebebiyet vermiştir. Bugün Suriye en çok mülteci üreten ülke pozisyonundadır. Avrupa Birliği mülteci sorununun başladığı dönemden bugüne kadar  mülteciler konusunda kendi içerisinde bile ortak bir siyaset belirleyememiştir.  Soruna çare olabileceği beklentisi ile yürürlüğe giren Dublin Antlaşması’nda yer alan  bir sığınmacı giriş yaptığı ülkeden irtica başvurusu yapabilir şartı nedeniyle mülteciler Bulgaristan, Yunanistan, İspanya, İtalya gibi ülkelerde yoğunlaşmıştır. Dolayısıyla, mültecilerin üye ülkelerde adil bir şekilde dağıtılabilmesi talebi yerine getirilememiştir.

Avrupa Birliği ise çözüm bulmak yerine bu insanı sorunu Türkiye’nin omuzlarına yükleyerek sorumluluktan kaçmıştır. Özellikle İbdil’de son yaşanan trajedi sınırları aşan ve Avrupa için çok ciddi yeni bir göç dalgasının fitilini ateşlemiştir. İnsani krizin boyutu göz ardı edilemeyecek kadar büyük boyuttadır. Ancak Türkiye’nin göçmenlerin Avrupa’ya geçmesine engel olmayacağını duyurmasıyla Avrupa sorumsuzluğunun bedelini ödemeye başlayacaktır. Bu yaklaşım kesinlikle bazılarının ifade ettiği gibi ‘şantaj’ olarak değerlendirilmemelidir.  Nitekim mevcut şartlarda; AB’nin Türkiye’nin anlaşmaya bağlı yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiği açıklaması akla mantığa uygun değildir. Aslında AB’nin Türkiye’ye yüklenmek yerine bu sorunun çaresini kendi içinde ortak politikalar geliştirerek bulması elzemdir.

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı