Statüko sallanıyor: Halk uyandı, iktidarı geri istiyor

Vizyonerler Kulübü, sosyal medyada başlatılan “yol yoksa seyrüsefer de yok” hareketini ele aldı.

19 Ocak 2020 - 17:00

Kuzey Kıbrıs, özel sektörden bir gencin sosyal medyadan isyanıyla başlattığı “yol yoksa seyrüsefer de yok” hareketiyle çalkalanıyor. Vizyonerler Kulübü’nde bugün, mevcut statükoyu dönüştürme potansiyeli taşıyan bu gençlerin öncülüğündeki halk hareketinin dinamiklerini ele alıyoruz

MUSTAFA ABİTOĞLU

Cumhurbaşkanlığı adayları tek tek adaylıklarını açıklarken ülke gündemi, iki haftadır günümüzün popüler sosyal medya mecrası Facebook’ta özel sektörde çalışan bir üniversite mezunu gencimizin seyrüsefere yapılan zam sonrası açtığı ve kısa sürede on binlerce üyeye ulaşan “Yol Yoksa Seyrüsefer de Yok” grubuyla çalkalanmaya devam ediyor. Halkın gruptaki yoğun tepkisi ve zamların geri çekilmesi talebi doğrultusunda eylem kararı alan grup, düzenlenmesi planlanan uyarı eylemi hava muhalefeti nedeniyle ertelendikten sonra hükümet çevrelerin beklediğinin aksine binlerce öfkeli insanın katılımıyla 15 Ocak Çarşamba günü gerçekleştirildi. Eylemde grup kurucusu Fikri Marasalı yanı sıra kendiliğinden oluşan komite üyeleri ve öfkeli kalabalıktan yurttaşlar duygu dolu konuşmalar yaptı. Yapılmayan, onarılmayan yollara isyan şeklinde başlayan grup, çok kısa sürede on binlerce insanın mesajıyla adeta bir doğrudan demokrasi arenasına dönüştü. Bu tablo eylemde de dikkati çekti.

 

KKTC tarihinde ilk kez hiçbir örgüt, parti, sivil toplum örgütünün müdahalesi ve desteği olmadan sosyal medyada kendi kendine örgütlenen ağırlıkla gençlerin başını çektiği bu halk hareketinin dinamiklerini enine boyuna analiz etmek sağlıklı bir demokrasiye evrilme sürecimize de ışık tutacaktır.

YOL YOKSA SEYRÜSEFER DE YOK EYLEMİ

 

Çarşamba günkü eylemdeydim. Kalabalığın bir ruhu ama en önemlisi gelmiş geçmiş tüm siyasetçilere öfke ve isyanı vardı. Facebook grubundan yapılan çağrıyla yaklaşık binlerce kişinin katıldığı grubu ve eylemi birçok açıdan irdelemek gerekir. Grubun kurucusu İngilizce öğretmeni olan fakat çarpık ve adaletsizliklerle dolu mevcut düzen yüzünden mesleğini icra edemediği için bir cafede barista olarak çalışan Fikri’yle konuştuk. Her ne kadar partiler ve sendikalarla ilişkilendirilmek istense de, oldukça saf, dürüst nitelikli bir Kıbrıs Türk genciyle karşılaştığımı söylemeliyim. Başta seyrüsefer olmak üzere dolaylı vergilere ve harçlara yapılan zamların artık yurttaşları isyan noktasına getirdiğini anlatan Fikri, yapılan zamlar karşısında yolların döküldüğünü, toplanan vergilerin yol yerine kamu maaşlarına ödendiğini ve halkın hizmet alamadığı için öfkesini yansıtmaya ve hesap sormaya başladığının altını çizdi.

 

VERİMSİZ, HESAP VERMEYEN DEVLET ÖFKE NEDENİ

 

Hiç kuşkusuz haksız değil Fikri. Zira, devletin bütçesine bakıldığında absürt durum hemen göze çarpıyor. Eylem ertesinde çıkan gazeteler eyleme ağırlıkla manşetten yer verdi. Dahası, cumhurbaşkanlığı seçimleri adeta ikinci plana itilmiş, halkın hesap vermesi gereken devlet mesajı kamuoyunda yoğun şekilde tartışılmaya başladı. İşin daha da enteresan tarafı, bugüne kadar toplumsal muhalefetin başını çeken sendikaların oluşturduğu sendikal platformun eylem sabahı düzenlediği asgari ücret eylemi kamuoyunda neredeyse hiç yer bulmadı, tartışılmadı, eylemin gölgesinde kaldı. Buradan sendikaların almadı gereken ciddi mesajlar vardır ki bunu bir sonraki yazımızda ele alacağız.

Konumuza dönelim. Cenk Mutluyakalı üşenmemiş, Yenidüzen gazetesindeki köşesinde bütçenin nasıl hoyratça ve verimsizce kullanıldığını rakamlarla ortaya koymuş. Artık başta medya olmak üzere halkın her bireyinin halk yararına çalışması beklenen devlet denen mekanizmanın harcamalarını didik didik etmesi kaçınılmaz. Buyurunuz…

8.8 milyar TL genel bütçenin 6.8 milyar TL’si kendi mahalli gelirlerimizden toplanıyor. Türkiye’den gelen yardım dışında toplam 6.8 milyar TL gelirimiz var. Bu rakamın 4.5 milyarı da kamudaki memur, emekli, işçi tarafından paylaşılıyor. Devam ediyor Mutluyakalı:

“Personel Gideri”ni biraz açalım. 15 bin 600 memur için bütçede 2.9 milyar TL ayrılmış. 2 bin 713 işçiyle birlikte bu rakam 3.1 milyar TL’ye geliyor. 14 bin 121 de emekli var. Emekliler de aynı bütçeden ödeniyor. 9 bin 123 de muhtaç, yoksul ödemeleri ki onların tümü 271 milyon TL. 4.5 milyar TL’nin açılımı bu…(194 milyon TL ek mesai burada değil…)

Bu yukarıda sıraladıklarımız dışında ‘cari transferler’ dediğimiz şunlar da var, ki bunlar 4.5 milyar TL’nin dışında. Maaş mı hizmet mi takdiri size bırakıyorum. Belediyelere 518.9 milyon TL. Sosyal Sigortalar’a 580 milyon TL. BRT’ye 124 milyon TL. Din İşleri Dairesi’ne 38.9 milyon TL DAÜ’ye 10 milyon TL. Türk Ajansı Kıbrıs’a 9.6 milyon TL. LAÜ’ye 7.5 milyon TL. Unutmadan; 16.8 milyon TL de ‘siyasi partiler’e gidiyor. Bir de başbakan ve iki bakanın örtülüsü 1.6 milyon TL.(Cumhurbaşkanı’nın örtülüsü 1.3 TL ancak o başka bir kalemde…)İşte tüm bunları da eklediğiniz zaman rakam 6.6 milyar TL’ye çıkıyor. Yeniden anımsatalım, “mahalli gelirlerimiz” 6.8 milyar TL… Yola, hastaneye, okula, altyapıya ne kaldığının hesabını yapabilirsiniz.”

 

Yani bu tablodan hareketle yola, hastaneye, altyapıya, okullara 6.8 milyar TL’lik bütçeden Türkiye’den katkı gelmeyeceğini düşünürsek kala kala 200 milyon TL kalıyor. Yaratılan verimsiz ve adam kayırmacılığa dayalı devlet düzeninin sürdürülemezliğine ve vahamete dikkatinizi çekerim. İşte Fikri öncülüğünde ağırlıkla asgari ücrete tamah eden örgütsüz özel sektör çalışanlarının esasen isyan ettiği tablo tam da budur.

TOPLUMSAL SEFERBERLİĞE KİM ÖNCÜLÜK EDECEK?

Halkın talepleri her sağlıklı demokraside olması gereken şeyler. Halk basitçe; ödediğim vergilerin karşılığını hizmet olarak almak istiyorum diyor ve kaynak yok diye itiraz eden siyasetçiyi hesaba çekip fedakarlıkta öncülük etmesini bekliyor. Toplumsal seferberlik söyleminde bir ortak aklın oluştuğu gözlemlense de henüz bu aklın gereği tepeden başlaması beklenen icraatları görmediği için yurttaşın huzursuzluğu ve öfkesi kabarıyor.

Tarihi günlerden geçiyoruz. “Yol yoksa seyrüsefer de yok” grubunun zamların geri çekilmesi için verdiği süre eylemin hemen ertesi günü dolmasına rağmen hükümet zamları geri çekmeyeceğini duyurdu. Halk, yine grup üzerinden bir sonraki daha fazla ses getirmesi beklenen eylemini planlama sürecine girdi. Ülke yine hareketli günlere gebe. Hareketin akıbeti ne olur kestirmek zor ama bir halkın uyanışını ve kendine ait olan iktidarı ele alış sürecini yaşıyoruz gibime geliyor. Halkın kendi kendine örgütlenme ihtiyacını doğuran başta siyasi partiler olmak üzere sırasıyla sendikalar, sivil toplum örgütleri gibi mevcut düzenin temel dinamiklerine dair inancının neden bu kadar aşındığı konusuna sonraki yazımızda değinmeye çalışacağım. Çöken temsili demokrasinin yerini yeni kurum ve dinamikleriyle doğrudan demokrasi almaya başlıyor sanki. Belki çok iddialı sözler ama bundan sonda ülkemizde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını iddia etmek müneccimlik olmasa gerek.

 

 

 

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı