“Şahsiyetli bir ilişkiye ihtiyacımız var”

Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Tufan Erhürman, HABERCİ Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Bilbay Eminoğlu, Yazı İşleri Müdürü Gizem Özgeç, Haber Müdürü Efdal Keser ile Okur Temsilcisi Köşe Yazarı Dilek Kırıcı ve Togay Uluöz’ün Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin sorularına yanıtladı.

17 Ocak 2020 - 10:31

Ahmet Vamık-

Fotoğraflar: Erdem Çağlayan-

Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Tufan Erhürman, HABERCİ gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Bilbay Eminoğlu, Yazı İşleri Müdürü Gizem Özgeç, Haber Müdürü Efdal Keser ile Okur Temsilcisi Köşe Yazarı Dilek Kırıcı ve Togay Uluöz’ün Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin sorularına yanıtladı.
7 Ocak 2018’de gerçekleştirilen genel seçimlerin ardından kurulan ve ömrü 15 ay süren dörtlü koalisyon hükümetinde Başbakanlık görevini yürüten Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Tufan Erhürman, Partisinin yetkili organlarının kararı ile Nisan ayında gerçekleştirilecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylığını açıklamıştı.


17 Aralık 2019 günü gerçekleştirilen Genişletilmiş Parti Meclisi Toplantısı’nda Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklayan Erhürman, Nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için resmi olarak adaylığını açıklayan ilk isim oldu. Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması için yürütülen müzakere sürecinden, iç sorunlara;  Türkiye ve uluslararası toplumla olan ilişkiler ile çözüm gerçekleşene kadar atılması gereken adımlara kadar birçok konuda ortaya koyduğu 3 ayaklı vizyon modeline vurgu yapan Erhürman, HABERCİ ekibinin sorularını içtenlikle yanıtladı.

“Ülkede en istikrarlı makam cumhurbaşkanlığı” 

Uzun bir süredir parti içi yetkili organlarında Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik olarak istişare toplantıları gerçekleştirdiklerini belirten Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Tufan Erhürman, “Yola çıkmaya hazır olduğumuzu hissettiğimiz anda adaylık açıklamamızı yaptık. Bölge olarak ciddi sorunların yaşadığı ve risklerin olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Ülke olarak ekonomik anlamda önemli problemlerimiz var ve Kıbrıs sorunu görüşmelerinde de arzu etmediğimiz bir noktada olduğumuz bir dönemdeyiz” diye konuştu. Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar olan 3-4 aylık süreci tartışmayı değil, seçimin ardındaki 5 yıllık süreci tartışmak gerektiğini vurgulayan Erhürman, önümüzdeki 5 yıllık süreç için adayların vizyonlarını belirlemesi ve toplumun da bu vizyonları göz önünde bulundurması gerektiğini anlattı. Erhürman, “Adaylar, bu ülkenin kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomiye ve demokrasiye sahip olabilmesi için, ayrıca Kıbrıs sorununda kapsamlı çözüme ulaşabilmek için neleri öngörüyor? Kıbrıs sorununda kapsamlı bir çözüme ulaşılamaması halinde Kıbrıslı Türklerin uluslararası hukukla ve uluslararası toplumla buluşturulabilmesi için neleri öngörüyor?” diye sorular soran Erhürman, seçim sürecinde bu gibi konuların tartışılması gerektiğini kaydetti.
Ülkemizde hükümetlerin ömrünün çok kısa sürdüğüne ve bu siyasi istikrarsızlığın icraat anlamında ciddi olumsuzluklara yol açtığına dikkat çeken Tufan Erhürman, oysa Cumhurbaşkanı’nın 5 yıllık istikrarlı bir görev süresi olduğunu ve bu sürecin yürütme açısından daha verimli kullanılması gerektiğini ifade etti.
“Cumhurbaşkanı ülke sorunlarına etkin şekilde müdahil olmalı”   

“Başbakanlık dönemimden beridir toplumsal seferberliğe olan ihtiyacımızı sürekli dile getiriyorum. Hükümette olduğumuz dönemde baş gösteren ciddi ekonomik sıkıntılar halen devam ediyor. Öte yandan eğitim alanında, sağlık alanında, yükseköğrenimde ve turizmde ciddi reformlara ihtiyacımız var. Bir sorunu çözelim, sonra diğerlerine bakarız deme lüksümüz de yok çünkü bu sorunların hepsinin eşzamanlı olarak ele alınması gerekiyor.” diyen Tufan Erhürman, Cumhurbaşkanlığı makamının da bugüne kadar alışılmışın dışında, ülke içindeki sorunlara da daha etkin ve yoğun bir şekilde müdahil olması gerektiğini vurguladı. “Biz yerimizde saydığımızı zannediyoruz fakat aslında yerimizde de saymıyoruz sürekli geriye doğru gidiyoruz bu nedenle kaybedecek hiçbir zamanımız yok” şeklinde konuşan Tufan Erhürman, “Bizim bir vizyonumuz var ve bu vizyonu halkla paylaşmak istiyoruz. Toplum bu vizyonumuza nasıl yanıt verecek bunu zaman içerisinde göreceğiz. Tüm adayların vizyonları değerlendirilmeli ama diğer adayların vizyonları henüz açıklanmadı bu nedenle diğer adaylarla ilgili bir değerlendirme yapmak istemiyorum” şeklinde konuştu.

“Kimse belirsizlik içerisinde yaşamak istemez”

Ülkemizde halen öngörülemeyen bir durum içerisinde yaşadığımızı vurgulayan Tufan Erhürman, “Ülkede bu öngörülemeyen durumdan kurtulmak ve çözüme ulaşmak istemeyen tek bir birey dahi olduğunu düşünmüyorum. Bence bu ülkede kimse çıkıp da ‘Kıbrıs sorunu çözülmeden biz Kıbrıs Türk toplumu olarak uluslararası hukukla ya da uluslararası toplumla bir araya gelmek için çaba sarf etmeyelim’ demez. ‘Kıbrıs sorununda kapsamlı bir çözüme ulaşmadan, doğrudan ticaret konusunda, sporcularımızın uluslararası müsabakalara katılması konusunda, direkt uçuşlar konusunda ya da yükseköğrenim ve turizmin önündeki engellerin kaldırılması konusunda proaktif bir politika izlememeliyiz’ diyecek kimse de yoktur. Bu ülkede herkes kendi ayakları üzerinde duran ekonomik, demokratik ve istikrarlı bir yapıya kavuşmak istiyor. Bu nedenle bizim ortaya koyduğumuz 3 ayaklı vizyon modelinin Kıbrıs Türk halkının ortak vizyonu olduğunu düşünüyorum” dedi.

“Vizyonumuza inanan herkesten oy talep ediyorum”

Crans Montana Zirvesi’nin ardından geçtiğimiz aylarda Berlin’de üçlü görüşme gerçekleştirildiğini ve bu üçlü görüşmenin ardından yeniden bir beşli konferansın gündeme geldiğini anımsatan CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, “Beşli konferansın bugüne kadar masada olan federasyon formülü çerçevesinde gerçekleşeceği bellidir. Madem bir an önce öngörülebilirliği istiyoruz ve bir an önce bu hedefe ulaşmak istiyoruz bu nedenle masada olan formüle odaklanmalıyız. Artık, sonuç odaklı ve ucu açık olmayan bir müzakere süreciyle kaybedecek zamanımız yok. Biz ortaya 3 ayaklı bir vizyon modeli koyduk ve tüm samimiyetimle söylüyorum ki bu vizyon bence tüm Kıbrıs Türk halkının ortak vizyonu olmalıdır” diyerek bu vizyona inanan herkesten oy talep ettiğini vurguladı.
‘Ben seçilirsem Kıbrıs sorununu çözerim’ gibi bir iddianın hiçbir gerçekliği olmadığını ve kimsenin böyle bir iddiada bulunma şansı olmadığını belirten Erhürman, “Herkes biliyor ki Kıbrıs sorununun çözümü minimum iki tarafın, gerçekte 5 tarafın hatta uluslararası toplumun iradesini gerektirir. Bu nedenle kimse çıkıp da tek başına ben seçilirsem çözümü gerçekleştiririm dememeli” şeklinde konuştu.

“Kıbrıs sorununun çözümünü bekleyecek lüksümüz yok” 

Kapsamlı çözümden önce yapılması gerekenler nelerdir şeklindeki soruya karşılık Erhürman, “Hele bir Kıbrıs sorununda kapsamlı çözüme ulaşalım da doğrudan ticaret ve uluslararası spor müsabakalarına katılım gibi konuları ele alırız düşüncesini doğru bulmuyorum. Ya da Kıbrıs sorunu konusunda kapsamlı çözüme ulaşalım da kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomik yapı oluşturabiliyor muyuz gibi bir düşünceye de katılmıyorum” dedi. Bir yandan Kıbrıs sorunu konusundaki müzakere süreci devam ederken diğer yandan da aktif bir şekilde çalışmaya devam edilmesi gerektiğini ifade eden Erhürman,  Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında toplum lideri sıfatını taşıyan Cumhurbaşkanlığı makamının uluslararası arenada muhatap kabul edildiğini, kaydetti ve “ Bu nedenle örneğin spor ya da turizm alanındaki sorunlarda Turizm Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ya da Başbakanlığın muhatap alınmadığı noktalarda Cumhurbaşkanı devreye girmelidir. Bilim ve spor diplomasisini hayata geçirmeliyiz ve ülkemiz üniversitelerindeki bilim insanlarından bu konularda destek almalıyız. Cumhurbaşkanlığı’nda üç ayakta da sürekli çalışan kadrolar yer almalı. Kaybedecek tek bir günümüz dahi yok. Bölgedeki gelişmeler çok hızlı yaşanıyor. Bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmek, bu gelişmelerle ilgili politikalar üretmek ve bu konulardaki muhataplarınızla sürekli temas halinde olmalısınız. Bugün dünyanın her yanından devletler içinde yaşadığımız bölgeyle ilgili hak iddia etmeye başladı. ABD, Rusya, İtalya, İngiltere, Fransa ve Ortadoğu’dan birçok ülke buralarda. Kıbrıs Türk halkının özne olmasını istiyorsak söz hakkı elde etmeliyiz” diye konuştu. Söz hakkı elde edebilmek için de diplomasi gerektiğinin altını çizen Tufan Erhürman  “Tanınmamış bir devlet olduğumuz için resmi diplomatik yolları pek fazla kullanamıyor olabiliriz fakat Cumhurbaşkanlığı makamı bizim dışarıya açılan en önemli siyasi penceremizdir ve Birleşmiş Milletler çatısı altında toplum lideri statüsünü taşıma avantajına sahiptir. Bu nedenle bu statüyü etkin şekilde kullanarak daha proaktif bir dış politika yürütmemiz gereken bir dönemden geçiyoruz. Farklı ülkelerin temsilcileri ve büyükelçileri düzenli olarak Cumhurbaşkanı’nı makamında ziyaret ediyor. Bu ziyaretlerde Kıbrıs sorunundaki gelişmelerin yanı sıra Kıbrıs Türk toplumunun haklı taleplerini de dile getirmeliyiz. Doğrudan ticaret, direkt uçuş, Maraş konusu ve uluslararası spor müsabakalarına katılım konusu da sürekli olarak irdelenmelidir” diyerek düşüncelerini dile getirdi.

“Cumhurbaşkanı görev süresini daha aktif kullanmalı”

Erhürman, “Başbakanlık yaptığım dönem, teorik olarak bildiğim bir konuyu pratik olarak da tecrübe etmemi sağladı. Bu memlekette reformlardan ve bir şeylerin değişmesi gerektiğinden bahsediyorsanız bunlar kısa vadeli işler değildir. Reformlar orta vadeli hatta çoğu zaman uzun vadeli işlerdir. 9 aylık, 15 aylık, 2 yıllık hükümet dönemleriyle ülkenin ihtiyaç duyduğu orta ve uzun vadeli reform planlarını oluşturup hayata geçirmeniz mümkün değildir. Bunun için en azından 4-5 yıllık istikrarlı bir süreye ihtiyacınız var ve bu istikrar ülkemizde sadece Cumhurbaşkanlığı’nda mevcut” dedi.  Cumhurbaşkanı’nın 5 yıllık istikrarlı görev süresini daha aktif kullanıp, hükümetlerle de çatışmadan, hükümetlerden kopuk olmadan söz konusu reformları birlikte hayata geçirmeliyiz inancında hareket etmesi gerektiğini anlatan Erhürman, Cumhurbaşkanının kısa süreli hükümetler arasındaki icraatların devamlılığı anlamında bir köprü görevi görmesi gerektiğini kaydetti.

“Siyasi istikrar için farklı sistemler gündeme gelebilir”             

Başkanlık sistemi, yarı başkanlık sistemi, güçlendirilmiş yarı başkanlık sistemi ya da güçlendirilmiş parlamenter sistemi tartışmaya hazır olduğunu belirten Tufan Erhürman, “Bu sistemlerin hepsi de siyasi istikrar sorununa çare üretmek üzere geliştirilmiş hükümet sistemi modelleridir fakat bu konuda ciddi şekilde tartışmaya  başlamadan hangi sistemin size uygun olduğuna karar veremezsiniz. Bu ülkedeki sistem klasik parlamenter sistemlerden farklı bir sistemdir. Bizdeki Cumhurbaşkanlığı sembolik bir makam değildir çünkü her şeyden öte Cumhurbaşkanı halk tarafından seçiliyor. Bizim Cumhurbaşkanımızın uluslararası statüsü toplum lideridir ve bu statü sayesinde uluslararası toplumla irtibat kurabilecek tek mercidir. Anayasamız, Cumhurbaşkanı’na gerekli durumlarda Bakanlar Kurulu’na başkanlık etme yetkisi veriyor. Ayrıca yine Anayasa’da yürütmenin iki bacağından birisi olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla şu anda var olan sistem, klasik bir parlamenter sistem değil yarı başkanlık sistemine kayan bir sistemdir” dedi. Erhürman, Cunmhurbaşkanı’nın şu andaki yetkilerinin dahi, Cumhurbaşkanı’na içerideki yürütmeye ciddi şekilde müdahale etme hakkı verdiğini söyleyerek, siyasi istikrarın önemli bir sorun olduğu ülkemizde farklı sistemlerin de gündeme gelebileceğini vurguladı.

“Doğru zeminde iyi ilişkiler kurmalıyız”   

Başta Türkiye ile olmak üzere kurulacak ilişkilerin doğru zeminde ve iyi ilişkiler olması gerektiğini dile getiren Cumhurbaşkanı adayı Tufan Erhürman, “Eğer zemin yanlışsa sizin kurduğunuz ilişkilerin harika olması bir anlam ifade etmez fakat zemin doğru olsun diye ilişkilerin kötü olması da hiçbir anlam ifade etmez. Kıbrıs Türk halkının kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi ve demokrasiye sahip olması gerekiyor. Kıbrıs Türk halkı kendi kendini, kendi kurumlarının ürettiği kararlar aracılığıyla yönetmelidir” dedi.  Doğru zeminin bu olduğunu  ve bu zemin üzerinden Türkiye ile iyi diplomatik ilişkiler kurulması gerektiğini anlatan Erhürman, “Türkiye ile iyi ilişkiler kurmama gibi bir lüksümüz yok fakat Kıbrıs Türk halkının varlığını, kimliğini, kültürünü geleceğe taşıması hedefimdir bu nedenle her şeyden önce Kıbrıs Türk halkının bir özne olması gerekiyor. Her şeyden öte, Kıbrıs sorununun çözümü için oluşturulacak bir beşli konferanstan söz ediyoruz ve bu beşli konferansın içerisinde Türkiye de var” diye konuştu. “Beşli konferansta amacınız olan sizi sonuca götürecek ivmeye ulaşmak için beşli konferans öncesinde Türkiye ile bu konuyu detaylı şekilde istişare etmelisiniz. Ben Başbakanlık dönemimde, taahhütlerini yerine getiremeyeceğim bir protokole imza atmayacağımı, bir protokole imza atacaksam da o protokolde yer alan taahhütleri yerine getireceğimi ve yerine getirdiğim takdirde de karşı taraf olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi taahhütlerini yerine getirmesini beklediğimi söyledim. Yani 20 Temmuz’da bir protokol imzalandıktan sonra beklenen kaynak aktarımı sağlanmayıp sürekli Başbakan ve Başbakan Yardımcısı’nın Türkiye’ye giderek halen kaynak aktarımı için görüşme gerçekleştirmesi doğru zeminde yürütülen bir ilişki biçimi değildir” diye açıklamalarını sürdüren Erhürman, Başbakan’ın Türkiye ile ilişkileri çok iyi olduğu halde zemin doğru olmadığı için taahhütlerin yerine getirilmediğini belirtti. Kıbrıs Türkünün her iki tarafın da şahsiyetini ortaya koyacağı şahsiyetli bir ilişkiye ihtiyacı olduğunu aktaran Tufan Erhürman,  “Şahsiyetli ilişki dediğiniz şey duygulara değil, akla, karşılıklı saygıya ve karşılıklı taahhütleri yerine getirmeye dayanır. Kıbrıs Türk halkı bir öznedir, bir şahsiyeti vardır ve bu şahsiyet duygulara kapılmadan akılcı davranmayı gerektirir. Bu ilişkiler dik duruşla falan da çözülecek konular değildir” şeklinde konuştu. Erhürman  kendisinin aday olduğu gün yaptığı açıklamasında kavga değil, çözüm ve barış istediğine yönelik söylemini anımsattı.

“Medya üzerinden verilen karşılıklı mesajlarla sağlıklı bir ilişki olmaz”     

  

Sadece TC ve KKTC arasında ilişkilerde değil, devletler arası tüm ilişkilerde mesajların kamuoyu ve medya üzerinden verilmesinin ortada iyi ilişkiler olmadığının göstergesi olduğunu belirten Tufan Erhürman, “TC-KKTC arasındaki ilişkiler, iki ülke yetkililerinin medya üzerinden karşılıklı mesajlar vereceği şekilde yürütülemez. Bu sağlıklı bir ilişki modeli değildir. TC yetkilileri ile KKTC yetkilileri bir telefon uzaklığında olmalıdır. Kıbrıs Türk halkının da hassasiyetleri vardır ve bazı şeyleri duymaktan rahatsız oluyorlar. Diplomatik yollarla bu hassasiyetler Türkiye Cumhuriyeti yetkililerine aktarılmalıdır yani doğru zemin iyi diplomatik ilişkilerle yürütülmelidir” dedi. Erhürman, Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri ile KKTC yetkililerinin hemfikir olmadıkları konuların bulunmasını çok doğal karşıladığını da söyleyen CTP Genel Başkanı Erhürman “Görüş ayrılıklarıyla ilgili olarak toplantılar yapılır, anlaşılmaya çalışır ama anlaşılamazsa bile basın üzerinden farklı düşüncelerimiz vardır mesajı verilmez ve diplomatik şekilde bu konular tartışılmaya devam edilir. Benzer durum Güney Kıbrıs’la olan ilişkiler içinde geçerlidir” diye konuştu. Erhürman, Türkiye Cumhuriyeti yetkilerinin sürekli medya üzerinden Kıbrıs’la ilgili açıklama yapmasının ve buradan da Türkiye’ye yine medya üzerinden yanıtlar verilmesinin doğru bir ilişki şekli olmadığının altını çizdi.

“Cumhurbaşkanı, Rum lider Anastasiadis ile aynı statüye sahiptir”                                            

KKTC’nin tanımış bir devlet olmamasına rağmen, BM şemsiyesi altında KKTC Cumhurbaşkanı’nın Kıbrıslı Rum Lider Nikos Anastasiadis’le aynı statüde olduğunu vurgulayan Erhürman, “Elbette ki az nüfuslu küçük bir ülkeyeyiz ve bu bölge öyle bir bölgedir ki sadece bu bölgede yer alan devletler değil bu bölgede yer almayan devletler de hak iddiası içerisindedir. Her ülke kendi dış politika marifetleriyle söz hakkını yine kendisi belirler. KKTC tanınmış bir devlet olsaydı Cumhurbaşkanı’nın yanı sıra hükümet yetkilerinin de kuracağı uluslararası ilişkililerle uluslararası toplumdaki söz hakkımızı çoğaltabilirdik. Fakat bunun olmadığı koşullarda Cumhurbaşkanlığı’nı bu kadar önemsiyorum çünkü Cumhurbaşkanlığı tanınmamış olduğumuz koşullarda dahi Sayın Anastasiadis’le aynı statüye sahiptir ve tüm dünyayla da irtibat kurma şansına sahiptir. Bu nedenle Cumhurbaşkanı aralıksız olarak Brüksel ve Strazburg’da olması gerekir” dedi.

“Hidrokarbon meselesi yeni bir umut olabilir”   

   
Kıbrıs Türk toplumunun Kıbrıs sorunun çözümü konusunda bir umutsuzluğa kapılmadığını savunan Tufan Erhürman, beşli konferansla ilgili bir somut gelişme yaşanması halinde umutların yeniden yeşereceğini ifade etti. “Siz Nikos Anastasiadis’in yerinde olsaydınız çözüm ister miydiniz sorusu bence önemsiz bir soru değildir. Çünkü bu soru şunu barındırır; BM’ye ve AB’ye üyesiniz, dünyanın dört bir yanında diplomatik temsilcilikleriniz var, ekonomik olarak kalkınmış durumdasınız ve kaç yıldır da devleti tep başınıza yönetiyorsunuz üstelik mazlumu da oynayabiliyorsunuz ve şimdi durup dururken Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini kabul ettim diyerek Kıbrıslı Türkleri devlete niye ortak etmek isteyesiniz sorusuna bu konjonktürde verilebilecek tek yanıt vardır. Bu sorunun tek yanıtı hidrokarbonlar meselesidir” diyen Tufan Erhürman  uluslararası toplumdan ‘Kıbrıs sorununda kapsamlı bir çözüme ulaşılmaksızın hidrokarbon meselesinin güvenli ve verimli bir biçimde kullanılması mümkün değildir’ mesajı verilmesi halinde o zaman toplumun umudundan öte bir umudun ortaya çıkacağını anlattı. Erhürman, “Benzer durum 2 binli yılların başında, AB üyeliği sürecinde yaşandı. Eğer oradaki mesaj, ‘Kıbrıs sorunu çözülmeden Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ye tam üyeliği mümkün olamaz’ şeklinde kalsaydı Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili ihtimal çok daha yüksek olacaktı” diyerek mesajın değişmesiyle birlikte Kıbrıslı Rumların kendilerine göre ‘evet’ demesi için pek fazla bir sebepleri kalmadığını söyledi.

 

 

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı