1. Haberler
  2. Kıbrıs
  3. Sahnenin ötesinde: Samimiyet, cesaret ve dönüşümün hikayesi

Sahnenin ötesinde: Samimiyet, cesaret ve dönüşümün hikayesi

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Hayko Cepkin ve Pelin Akil ile atölyeden sahneye uzanan yolculuk… Bir röportajdan çok daha fazlası: Gençlerle kurulan bağ, sanatın dönüştürücü gücü ve Jekyll& Hyde Müzikali üzerinden insanın iç dünyasına yapılan derin bir yolculuk.

Pınar SAVUN-İstanbul

Bir karşılaşmadan fazlası…

Bazen bir sanatçıyı gerçekten tanımak için sahnedeki ışıklarına değil, o ışıklar söndüğünde geriye ne kaldığına bakmak gerekir. Benim için bu deneyim tam da böyle başladı… Bir hayranlığın, bir merakın ve içten bir karşılaşmanın içinde. Hayko Cepkin ve Pelin Akil ile yollarımız, Doğu Akdeniz Üniversitesinde düzenlenen “Dördüncü Duvar Atölye Günleri” kapsamında kesişti. Ancak bu buluşma yalnızca bir etkinlik değildi; gençlerle sanatın, samimiyetle ustalığın iç içe geçtiği çok özel bir deneyimdi. Oğlum Doruk ve arkadaşları, tam bir Hayko hayranı olarak bu haberi duyduklarında tarifsiz bir heyecan yaşadılar. Orada olmak, Hayko ve Pelin’le buluşmak istediler. Ben çocuklardaki bu heyecanı görünce “Neden bir röportaj yapmayalım ki?” dedim.

Röportaj talebinde bulunduk. Bu talebimizi büyük bir içtenlikle kabul ettiler. Röportajımızı, söyleşi öncesinde Doğu Akdeniz Üniversitesinde gerçekleştirdik. İlk andan itibaren hissedilen şey; sahnedeki güçlü duruşlarının ardında son derece mütevazı, ulaşılabilir ve içten iki insan olduklarıydı. Özellikle Hayko Cepkin’in gençlerle kurduğu bağ dikkat çekiciydi. Söyleşi boyunca imza isteyen hiçbir genci geri çevirmedi; kimi zaman bir tişörtü, kimi zaman bir gitarı imzaladı. Sabırla, samimiyetle, göz teması kurarak… Her birine ayrı ayrı değer verdiğini hissettiren bir tavırla. Aynı içtenlik ve sıcaklık Pelin Akil’de de fazlasıyla hissediliyordu.

Bir müzikalden daha fazlası

Bu güzel buluşmanın ardından  bir hafta sonra sahneleyecekleri müzikale davet ettiler. Jekyll& Hyde Müzikalini Bostancı Gösterim Merkezi’nde  izledikten sonra onlarla yeniden bir araya geldik. Ve o gece, sahnede izlediğim performans bir kez daha bende hayranlık uyandırdı. Kostümler, ışık tasarımı, sahne geçişleri ve oyuncu kadrosunun enerjisi… Her detay özenle düşünülmüş, her an izleyiciyi içine çeken bir bütünlük taşıyordu.Kimi zaman bir atölye, kimi zaman bir sahne… Ama her iki yerde de değişmeyen tek şey vardı: Gerçeklik, samimiyet ve sanatın dönüştürücü gücü.

Sahnenin büyüsünden kulisin samimiyetine…

Müzikalin ardından salondan çıkan herkesin gözlerindeki hayranlığı görmek tarifsizdi. O duygu hâli, yalnızca bir gösteri izlenmiş olmanın ötesinde; gerçekten etkilenmiş, içine çekilmiş bir kalabalığın ortak hissiydi.

Gösteri sonrası kulise geçtiğimde, Pelin Akil ve Hayko Cepkin ile yeniden buluştuk. Fotoğraflar çektik, röportaj için kareler aldık ve tekrar görüşmek üzere sözleştik.

O anın doğallığı hâlâ aklımda…  “Nasıl buldun?” diye sordu Hayko.  “On kez daha izleyebilirim” dedim. Hep birlikte güldük. İçten bir sarılma, samimi bir veda… Ve yeniden buluşma dileği.

Bu eşsiz deneyimin ardından kendimi gerçekten çok şanslı hissettim. Jekyll& Hyde Müzikali, sahne diliyle, müziğiyle ve enerjisiyle uzun süre hafızamızda kalacak bir iz bıraktı. Dileğimiz; bu büyülü yapımın bir gün Kıbrıs’ta da sahnelenmesi ve daha çok insanın bu deneyimi yaşaması.

Sanat bazen sahnede başlar ama asıl etkisini insanın içinde bırakır. Bu buluşma da tam olarak öyleydi…

Şimdi gelin bu iki değerli sanatçı ile yaptığımız keyifli röportajı birlikte okuyalım.

“Bizi bir araya getiren şey, bu oyunun kendisi”

Pınar Savun: Sizi bir araya getiren şey neydi? Tesadüf mü, bir ihtiyaç mı yoksa bir hikâye mi?

Hayko Cepkin: Bizi bir araya getiren şey, bu muhteşem oyun oldu. Bu oyunu bir araya getiren ise Pelin Hanım’ın etkileyici sesi ve benim müziklerim. Ortaya gerçekten güçlü, çok özel ve tarihî bir oyun çıktı. Ancak ben bu oyunun günümüze uyarlanması gerektiğini düşünüyordum. Bu yüzden yüz yıl öncesine ait bir anlatım yerine, tamamen bugüne ait, “2026 model” bir yorumla yeniden ele aldık. Pelin Hanım da “Lucy” karakterine sesiyle adeta nefes oldu. Aramızdaki uyumla birlikte ortaya harikulade bir iş çıktı.

Pelin Akil: İkimizin bir araya gelmesiyle çok güçlü bir sinerji yakalandı. Aramızda çok güzel bir uyum oluştu ve ortaya olağanüstü diyebileceğim bir iş çıktı. Bu sürecin bir parçası olmak benim için çok heyecan verici.

İlk izlenim: Samimiyet ve uyum

Pınar Savun: Aynı sahnede buluştuğunuzda, birbirinizde ilk fark ettiğiniz şey ne oldu?

Hayko Cepkin: “Ne kadar tatlı bir kız” dedim. “Neden daha önce karşılaşmamışız?” diye düşündüm.

Pelin Akil: İlk izlenimde oluşabilecek mesafenin aslında hiç olmadığını fark ettim. Aksine, sahneyi çok güzel paslaşabileceğimizi, açık, uyumlu ve birlikte oynamaktan keyif alacağım bir oyun arkadaşı olduğunu gördüm. Bu da beni çok mutlu etti.

“Her temsil daha güçlü olacak”

Pınar Savun: Sahne arkasında birbirinize en çok neyi hatırlatıyorsunuz?

Pelin Akil: Çok güzel bir oyun çıkacağını…

Hayko Cepkin: Her seferinde daha iyi olacağını, daha da büyüyeceğimizi söylüyoruz. Her oyunda biraz daha gelişeceğimizi, her temsilin bir öncekinden daha güçlü olacağını biliyoruz. Zaten yeni başlayan her oyunun bir “oturma süresi” vardır. Biz sahneye oldukça hazır ve oturmuş bir şekilde çıktık ama yine de zamanla çok daha güçleneceğine inanıyorum.

Pınar Savun: Bu oyun bireysel olarak sizi nasıl dönüştürdü?

Pelin Akil: Bu proje, kendi sınırlarımı yeniden keşfetmemi sağladı. Aslında ne kadar daha fazlasını yapabileceğimi, ne kadar daha güçlü olabileceğimi gördüm. Benim için bir anlamda kendimle girdiğim bir “challenge”, bir meydan okuma oldu. Bu süreçte hem kendime hem de potansiyelime dair çok şey öğrendim. Şu an bulunduğum yerden ve bu ekiple birlikte bu işi yapıyor olmaktan gerçekten çok mutluyum. Sahnede kendimi çok iyi hissediyorum.

Hayko Cepkin: Bu oyun bana, aklımdaki fikirleri gerçekten hayata geçirebileceğime dair güçlü bir özgüven verdi. Çünkü projeye kişisel olarak çok fazla katkı sundum; müziklerinden, sahne akışına kadar pek çok noktaya dokundum. Bu yüzden ortaya çıkan işin bu kadar güçlü olması, benim için ayrı bir anlam taşıyor. Aynı zamanda bu süreç, bundan sonraki tiyatro projeleri için de cesaret verici oldu. Artık aklımda olan hayalleri sahneye taşıyabileceğime daha çok inanıyorum. Bu oyun, bu anlamda bana çok kıymetli bir özgüven kazandırdı.

İçimizdeki iyi ve kötü

Pınar Savun:Oyunda karakterler üzerinden aslında içimizdeki iyi ve kötü yanlara da dokunuyorsunuz. Sizce verilmek istenen mesaj ne? İnsanın içindeki hem iyiyi hem kötüyü kabul etmesi mi, yoksa o iyiyi ortaya çıkarmak için farkındalığın artması mı daha önemli?

Hayko Cepkin:Verilmek istenen mesaj aslında çok net: Hepimizin içinde hem iyi hem kötü taraf var. Bu, insan olmanın doğasında olan bir durum. Kendi adıma da şunu söyleyebilirim; ben kendimi “tamamen iyi” bir insan olarak görmem. Çünkü şartlara bağlı olarak, istemediğim ya da sevmediğim bir durumla karşılaştığımda oldukça sert, hatta kötü diyebileceğimiz tepkiler verebilirim. Aslında bu, herkes için geçerli. İnsan, başına gelen bir olayla birlikte saniyeler içinde değişebilir. Bu yüzden hepimiz bir denge hâlindeyiz. İçimizdeki o “kötü” tarafı çoğu zaman bastırıyoruz. Eğer iyi bir insan olmayı seçiyorsak, onu kontrol altında tutuyoruz. Ama sadece o karanlık tarafla hareket ederseniz, bu kez toplumdan dışlanabilir ya da kendinize bambaşka bir dünya kurabilirsiniz. Biz oyunda şunu göstermeye çalışıyoruz: Hepimizin içinde bastırılmış bir taraf var ve aslında bu potansiyel hepimizde mevcut.

Pınar Savun:Yani sadece iyi ve kötü değil, insanın içinde birçok farklı duygu da var…

Hayko Cepkin: Kesinlikle öyle. İnsan yalnızca iyi ya da kötüden ibaret değil; içinde çok daha geniş bir duygu yelpazesi taşıyor. Bunu ötekileştirmek yerine bir zenginlik olarak görmek gerekiyor. Çünkü insanı insan yapan şey, o çeşitlilik. Önemli olan, bunun farkında olmak. Farkındalık arttıkça, seçimleriniz de değişir. İsterseniz iyi olmayı seçersiniz, isterseniz karanlık tarafınızı öne çıkarırsınız. Bu bir tercih meselesi. Ama önemli olan, bu seçimi bilinçli bir şekilde yapabilmek.

Pınar Savun:Ruhunuzdaki ve müziğinizdeki o güçlü karanlığın ve derinliğin kaynağı nedir?

Hayko Cepkin: İçimdeki karanlık aslında insanın doğasıyla çok ilgili. Bazı insanlar dışarıdan çok neşeli görünür ama kendi başlarına kaldıklarında çok daha derin, daha dramatik ve duygusal bir dünyaya sahiptirler. Tam tersi de mümkündür; çok duygusal görünen birinin ilişkilerinde sert ya da saygısız olabildiğini görebilirsiniz. Yani herkesin görünen bir yüzü ve yalnız kaldığında ortaya çıkan başka bir yüzü var. Bu çok doğal bir denge aslında. İçimizle dışımız arasında sürekli bir geçiş hâli yaşıyoruz. Bunu belirleyen en önemli şeylerden biri de hayat koşulları. Büyüdüğünüz çevre, mahalle, arkadaşlarınız, okulunuz… Tüm bunlar sizi şekillendiriyor. Daha sakin ve nazik bir ortamda büyüyen biriyle, daha sert koşullarda yetişen birinin tepkileri doğal olarak farklı oluyor. Benim müziğim de aslında bu çeşitliliğin bir yansıması.  Klasik Batı müziğiyle, operayla başlayıp klasik Türk müziğine geçtim; ardından piyano eğitimi aldım, rock müzikle büyüdüm ve elektronik müzikle ilgilendim. Tüm bunların bir araya gelmesi, ortaya böyle bir müzikal dil çıkarmamı sağladı. Bu yüzden müziğimdeki o karışım çok doğal.

“Bu bir meydan okuma”

Pınar Savun: Bu oyun sizi bireysel olarak nasıl dönüştürdü?

Pelin Akil: Kendi sınırlarımı yeniden keşfettim. Bu süreç benim için bir meydan okumaydı.

Hayko Cepkin: Bu proje bana, fikirlerimi hayata geçirebileceğime dair güçlü bir özgüven verdi.

Sahnedeki Hayko ve gerçek hayattaki Hayko

Pınar Savun: Sahnedeki Hayko ile günlük hayattaki Hayko arasında nasıl bir fark var?

Hayko Cepkin: Sahnede egom çok yüksektir. Orada kendimi geri çekmem; aksine “burası benim alanım” derim, meydan okurum. O an, o sahnenin hâkimi benim. Ama sahneden indiğim anda o duygu tamamen biter. Günlük hayatta çok daha sade, daha doğal biriyim. Sahnedeki karakterimi ayrı seviyorum ama gerçek hayattaki hâlimi de en az onun kadar seviyorum. Sanırım insanların beni sevmesinin sebeplerinden biri de bu. Çünkü sahnede çok farklı, hatta biraz “uç” bir karakter görüp, sonrasında daha doğal bir hâlimle karşılaşıyorlar. Bu karşıtlık insanlara samimi geliyor.

Pınar Savun: Müziğinizde olduğu gibi oyunculukta da sınırları zorlamak sizin için ne ifade ediyor?

Hayko Cepkin:Sahneye çıkmak, aslında kendinle yüzleşmek demek. Pelin’in de söylediği gibi, bu bir meydan okuma. Kendine sürekli “Bunu daha iyi nasıl yapabilirim?”, “Bunun da üstesinden gelebilir miyim?” diye sorarım… Risk almak bu işin en temel parçası. Zaten risksiz bir başarı mümkün değil. Eğer kendini zorlamıyorsan, sınırlarını genişletmiyorsan, aynı yerde kalırsın. O yüzden ben risk almayı seviyorum. Çünkü gelişim de, dönüşüm de tam olarak orada başlıyor.

Pınar Savun:Bugüne kadar sizi en çok dönüştüren sahne deneyimi neydi?

Hayko Cepkin: Aslında ben kendimi hep kademeli olarak dönüştürdüm. İki-üç yılda bir mutlaka değiştim, projelerimi yeniledim. Çünkü sahnede kendimden sıkılmamak benim için çok önemli. Bu yüzden sürekli yeni şeyler denedim, farklı alanlara yöneldim. Şu an geldiğim noktada, bu projeyle zirveye ulaştığımı hissediyorum.

Pınar Savun: Seyirci oyundan sonra nasıl bir duyguyla çıkıyor? Bir rahatlama mı yaşıyorlar, yoksa başka bir etki mi söz konusu?

Pelin Akil:Bence seyirci oyundan sonra bir rahatlama yaşamıyor; aksine bir “şok” hâliyle çıkıyor. En çok duyduğumuz yorumlardan biri şu: “Zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.” Hatta çoğu izleyici, “Keşke biraz daha devam etseydi,” diyerek ayrılıyor. Bu da aslında oyunun onları içine çektiğini, hem duygusal hem de zihinsel olarak etkilediğini gösteriyor. Birçok kişi kendi içinde bir şeylerle, belki de o karanlık tarafıyla yüzleşiyor ve kendinde yeni bir şey keşfediyor.

Pınar Savun:Yani izleyicide şaşkınlık yaratan bir etki bırakıyor diyebilir miyiz?

Hayko Cepkin:Kesinlikle. Genel olarak seyircinin şaşkın ve etkilenmiş bir hâlde kaldığını görüyoruz. Kalabalık kadro, güçlü kostümler, müzikler… İzleyici zaten iyi bir şey bekleyerek geliyor ama sahnede karşılaştıkları şey beklentilerinin de ötesine geçiyor. O yüzden biraz “Bu kadarı da neydi?” duygusu oluşuyor. Aslında bu bizim için çok kıymetli bir geri bildirim.

Pınar Savun: Seyircinin tepkisini sahnede nasıl hissediyorsunuz?

Hayko Cepkin: Bunu en net, ilk perdenin sonunda anlıyoruz. Perde kapanıyor, ışıklar sönüyor… Salonda bir sessizlik oluyor. Seyirci hâlâ izlediğini sindirmeye çalışıyor. Işıklar yandığında ve on beş dakika ara verildiği anons edildiğinde bir uğultu başlıyor. Herkes konuşmaya, gördüklerini paylaşmaya başlıyor. Bu geçiş anı, bizim için çok değerli. Çünkü oyunun gerçekten izleyicide bir etki yarattığını gösteriyor.

Pınar Savun: Oyunun süresi ne kadar?

Hayko Cepkin: Oyun iki perdeden oluşuyor. Her perde yaklaşık bir saat sürüyor ve arada on beş dakikalık bir ara var. Ama seyircinin yorumlarına bakarsanız, sanki çok kısa sürmüş gibi hissediliyor.

Pınar Savun: Bu oyunu daha farklı yerlere taşımayı düşünüyor musunuz?

Hayko Cepkin: Elbette. İmkânlarımız el verdiği sürece bu oyunu her yere taşımak isteriz. Çünkü çok güçlü, müzikal anlamda da oldukça iddialı bir iş yaptığımıza inanıyoruz. Örneğin, İngiltere’de sahnelemek gibi bir hayalimiz var. Türkçe oynayıp İngilizce altyazıyla sunmak… Bence harika olur. Her şey bir hayalle başlıyor. Önce hayal etmek, sonra ona inanmak ve hedef koymak gerekiyor. Ben buna “hedefli hayaller” diyorum. Yani ulaşılabilir, gerçekçi hayaller… Gerçekten istediğinizde ve odaklandığınızda, o hayaller bir şekilde gerçekleşiyor.

Kıbrıs’a mesaj

Pınar Savun: Kıbrıs’taki takipçilerinize nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Hayko Cepkin: Merhaba Kıbrıs… Gerçekten burayı çok seviyoruz. Ama ne yazık ki gelmek her zaman kolay olmuyor. Uzun vadede istediğimiz sıklıkta gelememek bizi üzüyor. Bize sık sık “Üniversiteye gelecek misiniz?”, “Okullara uğrayacak mısınız?”, “Oyununuzla gelecek misiniz?” diye soruyorlar. İnanın biz de çok istiyoruz ama bazı şeyler imkânlar doğrultusunda şekilleniyor. Yine de o imkânları zorlamaya devam ediyoruz. Şunu bilsinler ki biz de onları özlüyoruz.

Pelin Akil: Kıbrıs’ın insanları çok güzel, çok sıcak. Hatta Avrupa’da bir tatil planlamak yerine, buraya gelip vakit geçirmeyi tercih edebilirim. Deniz, kum, kumsallar… Hepsi gerçekten çok özel. Sadece bir iş için değil, tamamen dinlenmek için bile gelip burada bir hafta, on gün geçirmek isterim. Kıbrıs’ın kendine has bir enerjisi var. Burayı çok seviyoruz.

Pınar Savun:Kıbrıs kültürüyle ilgili sizi en çok etkileyen şey ne?

Hayko Cepkin: Buradaki konuşma tarzını, o kendine özgü lehçeyi çok seviyorum. Duydukça içimde pozitif bir his oluşuyor. Çok sıcak, çok samimi geliyor.

Pelin Akil hem anne hem de sanatçı

Pınar Savun: Yoğun bir tempoyla çalışıyorsunuz. Ev,  ikiz çocuklar… Bu sürecin zorlayıcı taraflarıyla nasıl baş ediyorsunuz?

Pelin Akil: Çocuklarım çok küçükken de çalışmaya devam ettim. Üç aylıklardı, hâlâ emziriyordum ve o dönemde de tiyatro yapıyordum. Hatta provalarımı özellikle evime yakın planladılar ki gidip emzirip tekrar dönebileyim. Ben çalışmayı, aktif olmayı seviyorum. Hareket hâlinde olmak beni besliyor. Kendimi mutlu ve dolu hissettiğimde, bunu çocuklarıma da yansıtıyorum. Onlara karşı daha verimli, daha pozitif bir anne olabiliyorum. Onlar da bunun farkında. Hatta zaman zaman provalara geldiler, sahnede beni izlediler. O anlarda yaşadıkları şaşkınlık, heyecan ve gurur beni çok duygulandırıyor.

Pınar Savun: Tüm bunları bir arada yürütmek size ne hissettiriyor?

Pelin Akil: Hepsini bir arada yapmak beni bir kadın olarak çok onurlandırıyor. Kendi ayaklarımız üzerinde durmak, üretmek ve sevdiğimiz işin peşinden gitmek… Bunlar beni gerçekten mutlu ediyor. Ve bu mutluluk zincirleme bir şekilde hayatımızdaki her şeye yansıyor. İlişkilerimi, anneliğimi, hayata bakışımı besliyor. Bu koşturmacayı seviyorum ve bu şekilde denge kurabiliyorum.

Pınar Savun: Aslında çocuklar için de çok güzel bir örnek oluyorsunuz, değil mi?

Pelin Akil: Evet, kesinlikle. Onlar için çalışan, üreten, kendi ayakları üzerinde duran bir anne olmak benim için çok kıymetli. Bu bile başlı başına bir mutluluk sebebi.

Pınar Savun: Bugünkü Pelin, kariyerinin başındaki Pelin’e ne söylemek isterdin?

Pelin Akil:“Sakin ol,” derdim. “Seni çok güzel bir kariyer bekliyor. İçinden geldiği gibi ilerlemeye devam et” derdim. Bazen insan acele ediyor ama aslında her şey olması gerektiği zamanda oluyor. O yüzden kendime daha çok güvenmemi ve sürecin tadını çıkarmamı söylerdim.

Hayko ve Pelin ile zaman tüneli

Pınar Savun:85 yaşındaki Hayko, bugünkü Hayko’ya ne söylerdi?

Hayko Cepkin: “İyi ki spor yapmayı bırakmadın. O sayede şimdi 85 yaşında hâlâ dimdik ayaktasın.” derdi.

Pınar Savun:Peki 85 yaşındaki Pelin, bugünkü Pelin’e ne söylerdi?

Pelin Akil:“Ne güzel başardın… İstediklerini gerçekleştirdin. İki çocuk büyüttün, helal olsun sana” derdim.

Pınar Savun: Peki, 15 yaşındaki Hayko bugünkü Hayko’ya ne söylerdi?

Hayko Cepkin: “Gördün bak hayal ettin oldu.” derdi.

Pelin Akil:“Seninle gurur duyuyorum.” derdi.

Gençlere mesaj

Pınar Savun: Hayallerini gerçekleştirmekte zorlanan ve kendilerini yetersiz hisseden gençlere ne söylemek istersiniz?

Hayko Cepkin: Hayal kurmak önemli ama gerçekçi hayaller kurmak daha önemli. Ulaşamayacağınız hayaller kurduğunuzda, hayal kırıklığı büyüyor. Kendinizi tanıyın. Neye yeteneğiniz var, neye yok… Önce bunu keşfedin. Sonra hedef belirleyin ve o hedef için çalışın, gerekiyorsa eğitim alın. Ama şunu da bilin: Her hedefe ulaşmak zorunda değilsiniz. Bazen vazgeçmek de doğru bir seçimdir.

Pelin Akil: İstemek çok önemli. Gerçekten istemek… Onu hayal etmek, gözünde canlandırmak ve sonra adım atmak. Ama yolun içinde kendinizi tanıdıkça, kapasitenizi de görürsünüz.

Pınar Savun: Sizi en çok ne sinirlendirir?

Hayko Cepkin: Yalan.

Pelin Akil: Yalan.

Pınar Savun:Sizi en çok ne besler?

İkisi de: Üretmek.

Pınar Savun:Bir hayvan olsanız?

Hayko Cepkin: Karga.

Pelin Akil: Kuş.

Kaynak : Kıbrıs Gazetesi

Sahnenin ötesinde: Samimiyet, cesaret ve dönüşümün hikayesi