Saçma satan yazı

Beklentilerimiz elbette New York’tan çok yüksek. Çok kritik gelişmeler oluyor. Dünyanın gözü Kıbrıs’ın üstünde ve New York sokaklarında on binlerce gösterici “Kıbrıs’ta Barış” sloganları atıyor.

20 Eylül 2019 - 11:00

Hayatta en fazla görmek istediğim şehir New York’tur. Pek öyle fazla görmek istediğim yer de yoktur. Metropolleri severim. Koşuşturmasını, her köşeden çıkan garipliklerini, fakirliğini, tehlikeli olmalarını severim. Her şehrin de bir mevsimi vardır. Hiç görmediğim New York hep sonbaharla anılır. Onlarca filme konu olan New York sonbaharı meşhurdur. Hani bir zamanlar Kemal Tahir’in Fuat İkinci takma ismiyle yazdığı, önüne haritasını açıp da hiç görmediği, Mike Hammer romanlarının geçtiği şehirdir burası: Derilerinizi Yüzeceğim. Büyük Elma, Big Apple…

Salinger’in kült romanı “Çavdar Tarlasında Çocuklar” da New York’ta geçer. En sevdiğim iki romandan biridir Çavdar Tarlasında Çocuklar.

Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın New York’ta geçmesinden başka bir diğer özelliği de İngilizceye kazandırdığı bir sözcüktür.

Screw up…

Türkçesi “içine etmek”

Eylül ayı adamızda New York ayıdır.

KKTC’de Eylül denilince üç şey hatırlanır. Okulların açılması, New York ve küslerin barıştığı, kabahatlilerin özür dilediği, küçüklerin sevgi, büyüklerin saygı ile anıldığı 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü…

Beklentilerimiz elbette New York’tan çok yüksek. Çok kritik gelişmeler oluyor. Dünyanın gözü Kıbrıs’ın üstünde ve New York sokaklarında on binlerce gösterici “Kıbrıs’ta Barış” sloganları atıyor. Pembe bir tavşanın bana dediğine göre bu defa bu iş bitti… Bakalım bu kez galaktik imparatorluğun barış düşmanı adamları bu kez ne diyecek?

Çözüm yakın, belki yarından da yakın.

New York’ta sonbaharın duygusallığı tutuyor beni. Kerouac’ın üstü kapalı Alan Ginsberg’e “çaktığı” Dharma Bums’da mı Yolda’da mı anlattığını unuttuğum, burjuva restoranına girerken tedirginleşen aykırı taşralı entelektüel hikayesindeki gibi değil bu duygusallık. Düpedüz, hellim kokan bir duygusallık. Kuzusunu kaybeden çobanın, kaval sesinde duyduğumuz lirik duygusallık.

Yasa ile “Bir defa denemekten bir şey olmaz, hem acımıyor da” diyebilenlerin, yeni bir şey denemeyin diye feveranı bir Dante alegorisi gibi… Seçenekliliği özgürlük olarak görebilenin, seçeneksizliği bağımsızlık diye satması gibi akıl durduran bir kafa…

Kafalar güzel herhalde… Filmdeki gibi ver elini Las Vegas o zaman… Fear and Loathing’in Las Vegas’taki gibi mi yoksa Hangover’daki gibi bir maceraya mı yol açar bilinmez. Ama kafalar güzel olduktan sonra, New York’un en pahalı otelinde şişe şişe şaraplar açtırsan kaç para?

Herkese iyi tatiller…

Etiketler

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı