Osmanlı İmparatorluğu Kıbrıs eyaleti Alanya ilçesi!

Osmanlı İmparatorluğu Kıbrıs Eyaleti! Yeminle, bilmiyordum. Çok hoşuma gitti...

Alanya’nın çok çok derin bir tarihi geçmişi var…

Ama tarih açısından yakın bir yerden başlayacaksak, “… 1243’deki Moğol saldırıları 1277’de Mısır Memlükleri’nin Anadolu’ya girmeleri Selçukluları yıpratmış, 1300 yılında Selçuklu Devleti parçalanmış ve bölge Karamanoğulları tarafından beş bin altın karşılığında Memlük sultanına satılmış daha sonra 1471 yılında Fatih Sultan Mehmet zamanında Osmanlı Devleti sınırları içerisine alınmıştır.”

Demek ki Alanya, Kıbrıs’tan tam 100 yıl önce Osmanlı toprağı olmuş…

Ve hazır buralarda tatildeyken, bilmediğim, hiç işitmediğim ilginç bir bilgi daha paylaşayım; “… Alanya, Tarsus ile birlikte 1571 yılında Kıbrıs eyaletine bağlanmış…”

Osmanlı İmparatorluğu Kıbrıs Eyaleti!

Yeminle, bilmiyordum. Çok hoşuma gitti…

Tamam, Kıbrıs bir eyaletti ama Tarsus ve Alanya’nın “bize bağlı” olduğundan haberim yoktu!

***

Daha önce de yazdım…

Bir başka gezi yazımda bulabilirsiniz; Tarsus’u da çok sevmiştim… Aynen, Alanya’yı da çok sevdim…

Acaba diyorum, manevi bir çekim mi söz konusu!

Hani, yıllarca aynı eyaletin insanları olmuş insanların torunlarıyız!

***

Neyse, Alanya, 1864 yılında, yani Kıbrıs’ın İngilizlere kiralanmasından 14 yıl önce, Konya vilayetinin sancağı olmuş… 1868 yılında, yani Kıbrıs’ın İngilizlere kiralanmasından 10 yıl önce Antalya’ya bağlanmış, 1871 yılında da bu ilin ilçesi olmuş… Hala da öyle…

Ama Alanya’ya “ilçe” demek, tıpkı Tarsus’a “ilçe” demek gibi yanlış bir şey gibime geliyor…

Tarsus ve Alanya, Türkiye’nin en büyük ilçeleri arasında…

Ama Alanya, inanılmaz bir turizm cenneti…

***

Mağazalar, dükkânlar, lokantalar, barlar, gece yarısına kadar açık.

Evet, mağazalar da…

Ve sokaklar cıvıl cıvıl…

***

Özellikle Rus turistlerin çok fazla olduğunu, “Rusça” tabelalardan olduğu gibi; bugün başlayacak bir festivalden de anlayabilirsiniz…

19. Alanya Uluslararası Turizm ve Sanat Festivali’nin afişlerinde, “2019 Türkiye – Rusya Kültür ve Turizm Yılı” yazıyor…

Alanya Marina’da tura çıkan bir kaç gezi teknesi gördüm… “Müşterilerin” ya da “yolcuların” tümü Rus’tu…

Nereden mi anladım?

Irkçılık yaptım!

Sevgili arkadaşım Savaş Boransel, bu konuda önemli bir uzman…

Birlikte şakasını yapıyoruz ve evet ırkçılık, evet ayrımcılıktır ancak yazmaktan geri durmayacağım; hiç bir kötü niyetim yok, rahatım…

Rus turistleri 100 metreden, hatta gözleriniz sağlam görüyorsa, hava da sisli puslu değilse, 500 metreden rahat çıkarırsınız!

Neden mi?

Savaş’ın dediği gibi; “herhalde çok uzun yıllar önce Tanrı Dünya’yı ziyaret etti ama en çok Rusya’da kaldı… Orada, tüm kadınları ve erkekleri çok ölçülü hale soktu!”…

Kardeşim, kadınlar gerçekten güzel yani…

***

Ve Alanya…

Siz bu satırları okurken, festival başlayacak ama biz de bir grup olarak büyük olasılıkla tekneyle yola çıkacağız…

Eğer gezecekseniz ki bizim pek vaktimiz olmadı; Alanya Kalesi, Kızılkule, Damlataş Mağarası, Tarihi Tersane ve onlarca müze ile eski Alanya evlerini mutlaka görmeniz gerekiyor…

Eski camiler, mescitler, hanlar, parklar, dönümlerce yemyeşil muz bahçeleri de bence gezilebilecek yerler arasında…

***

Muz bahçeleri ve eski Alanya evleri benim açımdan çok önemli.

Neden?

Çünkü babamın köyü Yeşilırmak’ta yeniden muz üretimi başladı.

Ve fidanlar Alanya’dan getirildi…

Akşam bir kaç tane yedim; kesinlikle Yeşilırmak!

Ve sordum; muzda sıkıntı var mı?

Evet, yerli muz erken kararıyor…

Yeşilırmak’ta da aynı sorun var.

Oysa eskiden “çikita” dediğimiz yabancı muzlar, bayağı uzun süre sarı kalabiliyor.

Bu bir sorun mu?

Hayır!

“Çünkü muz tam tadına ulaşması için zaten az biraz kararmalı” diyor bir üretici…

***

Eski Alanya taş evlerinden de bahsetme sebebim; babamın eski köyü, yani Yeşilırmaklıların, Yeşilırmak öncesi, 1930’lara hatta 1974’e kadar hala yaşam sürdüğü Kurutepe evleri ile benzerlikleri…

Alanya eski evlerini sanki Kurutepe’den söküp, buraya taşımışlar…

İkisi de Akdeniz yerleşim yeri…

Üstelik yıllarca Alanya “Kıbrıs Eyaleti”ne bağlıydı…

Mutlaka bir etkileşim, bir yakınlık, bir bağ olmalı…

Tıpkı Girit’te, İtalya’da, Fransa’da bazı coğrafyalardaki yapıların da “bize” çok benziyor olduğu gibi…

Mimar değilim, sanat tarihçisi hiç değilim ama Alanya taş evleri, “Made in Kurutepe”nin dibi…

***

Ve gezi yatları…

Alanya Marina…

Ciddi sayıda turist geliyor; Türkiye dev gibi bir ülke, onlarca yat limanı, marinası var…

Marina özel…

Hizmeti özel…

Mendirekler sıkıntısız…

Her yan pırıl pırıl ve tertemiz…

Paha biçilmez özel yatlar yanında, onlarca gezi teknesi de var…

Bunların tümü satılsa, Türkiye ekonomisinin eğri beli doğrulur dersem, abartır mıyım bilemem!

***

Gezi teknelerinin çoğu Alanya Limanı’nda…

Marina’da beş altı tane var…

Ama bunlardan bir tanesi, fotoğrafta da arka tarafta gördüğünüz dört katlı tekne…

Daha çok geceleri açılıyor…

Ve yüzen bir gece kulübü…

Bölgede yakın koy da yok; dolayısıyla bu gezi tekneleri, “içinde animasyonla” veya “iç eğlenceyle” meseleyi götürmek zorunda…

Hepsi, başlı başına süslü sanat eserleri.

Alanya’da gece dükkanlar açık… Her yan turist kaynıyor… Ve Marina’da lüks teknelerin uzağında, dört katlı gezi teknesi…

Etiketler

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı