NATO takozu

Siyasi trafiğin Doğu Akdeniz temelinde hız kazandığı şu günlerde mekik diplomasisi de ince ince örülüyor. Politik analizciler vurguluyor: Çözümü istemeyen bizzat NATO'dur.

11 Eylül 2019 - 09:20

Ülke siyasi trafiğinin hız kazandığı şu günlerde mekik diplomasisi de ince ince örülüyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Ada’ya yaptığı resmi ziyaretler çerçevesinde Güney’de yükselen tansiyona ülke siyasi yetkililerinin de verdiği cevap eklenince, Doğu Akdeniz’deki zenginliklerin paylaşımı noktasında verilen iktidar mücadelesinde nasıl bir noktaya ulaşılacağı, hem Avrupa’nın hem de tüm meraklı gözleri Kıbrıs’a çevirdi.

Ülkede diplomasi trafiği devam ederken, uzmanların ülke tablosundan çıkardığı sonuç ise “Türkiye’nin birçok konu başlığını tartışmaya açarak, Kıbrıs sorunun uzatılmasından yana tavır sergilemeye çalışması ve Doğu Akdeniz’deki zenginlikler üzerinde temelli ilerleme sağlama motivesi” olduğu yönünde.

“TÜRKİYE TARTIŞMA AÇMA VE UZATMA EĞİLİMİNDE”

Politik Analizci Dr. Zeki Beşiktepeli ülke diplomasisinde atılan adımları, iç ve dış siyasette yürütülen zemini Haberci’ye değerlendirerek, Doğu Akdeniz ve açılımlarla ilgili olası hamleler ve sonuçları hakkında yorumda bulundu.

Türkiye’nin nasıl bir perspektif istediğini açıkça ortaya koyduğunu dile getiren Beşiktepeli, önemli olanın BM Güvenlik Konseyi kararlarının temelinde mi yoksa ucu açık ve belirsiz bir sürede kimin ne istediğinin analizi olduğunu kaydetti.

Beşiktepeli, bu bağlamda Türkiye’nin ucu açık tartışmaları açarak, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’deki çıkarları doğrultusunda kazanım elde etmek adına tartışmaları uzatma eğitiminde olduğunu kaydetti.

DENİZ HUKUKU ANLAŞMALARI ALEYHE ROTA ÇİZDİ…

BM’nin 1982 Deniz Hukuku Anlaşmalarını imzalamayan Türkiye’nin bugün Doğu Akdeniz’de enerji kaynakları üzerinde hak elde etmesinin bölge devletleri ve Güney Kıbrıs ile anlaşma, uzlaşma ekseninde hareket etmesini zorunlu kıldığını dile getiren Beşiktepeli, “Eğer bunu yapamazlarsa bundan mahrum kalınacak. Açıklamalar veya tehditvari yaklaşımlar bir kazanım sağlamayacak, bu anlaşma imzalanmadığı için Türkiye şu anda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Ekonomik Münhasır Bölgesi içerisine müdahale eder pozisyondadır” açıklamasında bulundu.

ÇÖZÜMSÜZLÜK VE LEHE HAMLELER…

Türkiye’nin Kıbrıs Türk tarafının da desteği ile Deniz Hukuku Anlaşması’ndan doğan aleyhe durumu “çözümsüzlüğe oynayarak” lehe çevirmek adına bastırdığını ifade eden Beşiktepeli, çözümsüzlük temelinde ulaşılacak bir kazanımın dışında mevcut şu anki durum ile bir yere varılmasının da mümkün olmadığını kaydetti ve mevcut konjonktürde tek çözümün masa olduğunun altını çizdi.

Beşiktepeli, Türkiye’nin garantör ülke olarak elde ettiği hakları ve çok tartışılan ancak net olarak anlaşılmayan garantörlük konusunun da açıkça ortaya konulmasının gerekliliğine işaret etti. Beşiktepeli Türkiye’nin garantörlüğü ile ilgili şunları aktardı:

“Kıbrıs’a garantili bağımsızlık verildi. O günün şartlarında iki kutuplu dünyada buranın kaybedilmesi demek, Orta Doğu’daki tüm enerji kaynaklarının kaybedilmesi demekti. Türkiye bugün adanın garantörüdür. Bu anlaşma 5 maddeliktir. Kıbrıs Cumhuriyeti 199 maddelik Anayasası’nın 27 maddesinin değiştirilemez, 5 maddelik garanti anlaşması ve ittifak-asgari alanlardaki anlaşmalar olmak üzere 3 temel ayak üzerine kuruludur. Garanti Anlaşması Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı, egemenliği, toprak bütünlüğü ve Anayasal düzenini korur. Garantörlük Kıbrıslı Türk’ün, Rum’un ya da Maronitlerin güvenliği ile ilgili değildir, tamamen toprak bütünlüğü, bağımsızlık ve anayasal düzenini korumak üzerinedir.”

Garantörlük anlaşmasının pek dillendirilmeyen ve gizlenmeye çalışılan 3. Maddesi hakkında da açıklamalarda bulunan Beşiktepeli, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin İngiliz Üsleri’nin de garantörü olduğunu ifade etti.

“TÜRKİYE SADECE KUZEY’İN DEĞİL ADA’NIN GARANTÖRÜ”

Beşiktepeli, Türkiye’nin sadece Kuzey’in garantörü değil, adanın üzeri üzerinde garantör olduğunu kaydetti.

“Ancak Ada’nın 74’te ihlali ile birlikte bu durum tersine döndüğü için, bunu tekrar kazanmasının yolu Güney’i tanımalarından geçmektedir” diyen Beşiktepeli, bu noktanın anlaşılmasının çok önemli olduğunu dile getirdi.

Stratejik devlet hamlelerinin öncelikli olmasından dolayı bu yönün arka planda olduğunu da aktaran Beşiktepeli, şu anda yapılmakta olanın çözümsüzlük sürecinin uzatılmaya çalışılması olduğunu kaydetti.

“TÜRKİYE TAMPON, ÇÖZÜMÜ BİZZAT NATO İSTEMİYOR”

Türkiye’nin sayılı güçlerden bir tanesi olduğunun altını çizen Beşiktepeli, “Türkiye’nin bugün kimseden korkacak hali tabii ki yoktur ancak, yapması gerekenlerle ilgili tam tersi bir politika izliyor” ifadelerini kullandı. Beşiktepeli, Kıbrıs’ta çözüm istemeyen tarafın sadece Türkiye olmadığına işaret ederek, “NATO’nun bizzat kendisidir” dedi.

Beşiktepeli, NATO’nun Türkiye’yi her alanda tampon olarak gördüğünü ifade ederek, NATO’nun hem Orta Doğu hem Kıbrıs’ta çıkarlarını korumak adına çözümsüzlük üzerine kurulu bir stratejisi olduğunu kaydetti. Beşiktepeli, bugüne kadar Türkiye veya KKTC temsilcilerinin birçok konuda karşı çıkmamaları konusunda suçlandığını ancak diğer yandan da NATO başta olmak üzere kendi hareket kabiliyetlerinin uluslararası enstrümanlarla kısıtlanıldığının da unutulmaması gerektiğini ve NATO’nun asgari anlamda söz sahibi olduğu birçok tümenin varlığının da gizli belgelerden öğrenildiğini dile getirdi.

Beşiktepeli, Almanya’nın öncülüğünü yaptığı ve NATO’nun da istediği şeyin “Orta Doğu’da enerji kaynaklarına bir an evvel yakınlaşmak” olduğunu söyledi.

Etiketler

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı