Naci, üzgün öldü

CTP eski bakanlarından Eşref Vaiz, partinin simgesi olan eski başkan Naci Talat vefat etmeden tam sekiz saat önce onunla siyasi vasiyetini konuştuğunu anlattı.  

17 Eylül 2019 - 10:17

Gizem Özgeç – 

Cumhuriyetçi Türk Partisi eski bakan ve yöneticilerinden Dt. Eşref Vaiz, partinin simgesi olan eski başkan Naci Talat vefat etmeden tam sekiz saat önce onunla siyasi vasiyetini konuştuğunu anlattı. Vaiz, “Naci’yi hastanede ziyaret etmiştik. Çok kötü durumdaydı. Çok üzgündü. “Profesyonellere karşı büyük bir haksızlık yapılıyor… Hâlbuki o arkadaşların üstüne basarak biz bugünlere geldik” demişti. İlk defa bu kadar üst düzeyde bir yöneticinin CTP’yi eleştirdiğine tanık oluyordum. ‘Kıbrıs’ta CTP çok büyük hata yaptı. Biz Kıbrıs’ta CTP olarak sütünü sağıp içtiğimiz ineği beslemedik ve sütünü sağmadığımız öküzü, komşunun öküzünün önüne koyduk’ onun son sözleriydi.

“GÖZÜMÜN ÖNÜNDE BABAMI DÖVDÜLER… 64’TE ÖLDÜRÜLDÜ”


HABERCİ: Röportajımızın ikinci bölümünde, çocukluğunuz ve gençliğinizden başlamak istiyorum… Bildiğim kadarıyla aynı zamanda savaşın da acılarını üstünüzde taşımış birisiniz… Ve aynı zamanda bu ülkede barış olsun diye mücadele eden birisiniz…

VAİZ: Evet. 1957 doğumluyum ve doğduğum yıllar Kıbrıs’ın sancılı olduğu yıllar. EOKA terörünün arttığı, İngilizlere ve Türklere karşı saldırıların arttığı yıllar. İkinci Dünya Savaşı’nın bittiği, yeni bir dünyanın kurulduğu yıllar. Ve yoksulluğun fakirliğin dünyayı kasıp kavurduğu yıllar. Böyle bir adada böyle bir dünyada dünyaya geldik. Ama 3 sene sonra 3 yaşındayken Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bitişini de yaşadım… 63 olaylarını da… Çocuk olmama rağmen çok iyi hatırlıyorum. İnsanların av tüfekleriyle kendi kendilerini korumaya çalıştığı, kıtlık çektiği, yemek konusunda birtakım sorunlar yaşandığını çocuk halimle hatırlıyorum. Zor günler için ekmek kızartıp depoladıklarını hatırlıyorum. Torunu gibi büyüdüm babamla. Babam hayatımda önemli bir figür. Çünkü idariyi bitirdi. Öğretmenlik yaparken babası iflas etti ve memurluğu bıraktı. O zaman idari mezunları öğretmenlik yapardı. Hayvan işlerine girdi. Hayvancılık, çiftçilik, ticaret yapmaya başladı ve aynı zamanda köyün meccani müezzini oldu. Namaz kıldırır ezan okur camide vaaz veridi… Dolayısıyla çocukluk hatıralarım içinde 2 önemli yer var. Biri cami avlusu öbürü de kırsal kesim hayvanlarla beraber. Tuzlalıyım. Ve babamla ilgili çok hatıram vardı ama maalesef bir kısmı silindi nasıl olduysa hafızamdan. Hatırladığım en güzel yıllarım babam ölene kadardır… 1964 yılında ben 7 yaşındayken babam öldürüldü. TMT terörü başlamıştı ve Rumlarla ticaret yasaklandı. Geçim kaynağımız yani yorgancılık yapması yasaklandı. Rum tarafına gitmesi yasaklandı. Hayvanları Rum kasaplarına satardık. Ona da engel koymaya kalktılar yani ticaret yasak dediler. E kime satacağız hayvanları? Babam itiraz etti. En sonunda bu itirazlarından dolayı köyün müezzini olmasına rağmen adamı dövdüler. Benim ve annemin gözü önünde.  Bu benim için çok ciddi bir travma oldu.  Ablamın kocası eniştem TMT’de sorumluydu. Buna rağmen ikide bir eve gelip iyileşme safhasında çok ciddi bir dayak attılar adama. İyileşme seansları sırasında eve gelip bu akrabalar, lütfen dinle yoksa kötü olacak daha da kötü olacak falan derlerdi ve bunlar TMT’nin içindeki insanlardı… O da çok başı buyruk cesur bir adamdı. Dünden gelen acayip bir cesareti vardı. İşte ben hiçbir şeyden korkmam, Allahtan başka kimseden korkmam falan derdi. İyileşti… O bahsettiğim dayak olayı 1964 yılının Şubatı’nda oldu. 1964 yılının Temmuz ayında beraber yine Türk çobanlarla sürüyü ovaya götürdük… Bizim tarlalarımız vardı oraya götürdük. Tarlalarımıza gidip sürüyü otlatırken gitti ve gelmedi.

“TMT’NİN ÖLDÜRDÜĞÜNE İNANMAK İSTEMİYORUM”


HABERCİ: TMT’mi öldürdü babanızı? Siz öyle olduğuna mı inanıyorsunuz?

 VAİZ: İnanmak istemiyorum. Dayak yediğini gördüm ama adamın. Bir çizgi çizdi TMT. Yolun o tarafına geçmek yasaktır dedi. Tehlikeli ve yasaktır. Bizimde çizdiği o çizgi yol gibi. Karşı taraf bizim tarlalar. Buraya kadar geliyoruz o tarafa geçemiyoruz. Türk çobanlar olarak TMT’nin bu kararına uydular. Yolun o tarafına geçmeyiz Derviş Ağa dediler. O da dedi tamam siz çocukla burada oynayın oyalanın ben gider gelirim. Köpeğimizle beraber geçti yolun o tarafına. O gece yani 7 Temmuz akşamüzeri gecikti. Hava kararmaya başladı gelmedi. Köpeğimiz ki asla onu terk etmezdi. Çok akıllı kurt-çoban köpeği karışımı bir şeydi. Neticede köpek yanımızdan geçip köye doğru koştu. Köpeğimizin ismi aslandı. O günden sonra bütün köpeklerimizin adını aslan koyduk. Köpeğe bağırıyorum. Köpek beni çok seviyor beraber büyüdük köpekle. Diyorum ki aslan durma doğru eve. Çobanlar anladılar bu köpek korku içinde çok ciddi bir şekilde ki hiçbir şeyden korkmayan bir köpekti. Neyse sırtına vurdular köye gittik. 3 gün kayıp. Ne hayvanları bulabildik ne kendisini bulabildik. Daha sonra köpeğimizin yardımıyla komşu bahçenin su kuyusunun içinde elleri arkadan bağlı 7 kurşunla vurulduğunu, öldürüldüğünü öğrendik. Çıkarıldı ve köydeki mezarlığa gömüldü. Dolayısıyla bizim için benim ailem için ya da benim için karanlık dönem başladı. Osmanlı’nın gerileme dönemi gibi. Hem ekonomik açıdan hem de diğer açıdan. Babasız yaşamanın sıkıntılarını hem ekonomik olarak hem de manevi olarak yaşadık. İlkokul hayatım çok kötü geçti. Acımasız bir cehaletin hâkim olduğu bir dönemdi 60’lı yıllar. Babası zengin olan ve güçlü olan çocuklar okulda el üstünde tutuluyordu. Bizim hem babamız yoktu hem de zaten artık güçlü değildik. Dolayısıyla manyak bir ilkokul öğretmeninin inisiyatifinde ezildim. Yani adam ilkokulda babası olmayan bir çocuğa nasıl davranacağını bilmeyen biriydi ezdi beni ta ki Hasan Tulunoğlu diye bir başka öğretmen gelip bizi kurtarana kadar. İlkokulu böyle bitirdik ortaokula başladık. Lise ve ortaokul Larnaka da Bekir Paşa Lisesi’nde bitti. Bitmek üzere iken son sene 1974 savaşı çıktı. Benim için 2. Büyük travmaydı. 74 savaşında lise iki olmuştum artık. Bütün köy esir kampına düştük. Türkiye 4 bir taraftan çıkartma yapacak diye Denktaş Bey rahmetlik televizyonda söylerdi… Radyolarda söylerken Larnaka’ya ve Güney Kıbrıs’a çıkartma olmayacağını çok acı bir şekilde öğrendik. Günün sonunda bizi Rumların inisiyatifine terk ettiler. Türkiye stratejik olarak Ada’nın kuzey yarısını istiyormuş. Hâlbuki nüfusun 3’te 2’si o taraftaydı. Türk topraklarının da 3’te 2’si o taraftaydı. Ama stratejik olarak kuzey yarısını alacaklardı. Bizim haberimiz yoktu. Güya 10 yılda savaşa hazırlanmıştık. 64-74. Sonra esir kampı… Orada ayrı bir travma oldu… Babam öldükten sonra bana babalık yapan ablamın kocasını kaybettik savaşta. Ağır yaralandı ve kan kaybından öldü. Yetersizlik, çaresizlik…

Eşref Vaiz, HABERCİ gazetesi Yazı İşleri Müdürü Gizem Özgeç’in sorularını yanıtladı…

 “SİYASETLE TÜRKİYE’DE TANIŞTIM…”


HABERCİ: Hangi üniversiteye gittiniz?

VAİZ: İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ni kazandım. Türkiye’de eğitime başladığımda Ecevit hükümeti vardı. Dolayısıyla biraz da biz Ecevit hayranı olarak gitmiştik. Siyasetle Türkiye’de tanıştım. Ve çok kötü tanıştım çünkü okula kayıt olmaya gittiğim gün iki grup birbirini çivili sopalarla dövüyorlardı. Ben hiç unutmam Türkiyeli bir arkadaşa yaklaştım ve bunların hangisi Yunanlı hangisi Rum dedim. Türkiye de insanların birbirlerini bu kadar vahşice siyasi görüşlerinden dolayı öldürdüklerini asla düşünemiyordum ve 2 gruptan biri Yunanlıdır diye düşündüm. Neticede üniversiteye öyle başladık. Zor geçti maalesef. Dünyanın en güzel şehri İstanbul’u tadını alamadan keyfini çıkaramadan İstanbul’da okuduk. Kurtarılmış bölgeler, mahalleler, gidebileceğimiz semtler, gidemeyeceğimiz yasaklı semtler… Kıbrıslı olmanın suç olduğu dönem… Kıbrıslı Türklerin Ecevitçi olması sebebiyle herhangi bir yerde önümüzü kesen bir milliyetçi grup size hangi görüştensiniz nerelisiniz diye sorduğunda Kıbrıslıyım demek başlı başına suçtu…

“ECEVİTÇİ DEMEK, KOMÜNİST OLMAKTI…


HABERCİ:  Kıbrıslı olmak solcu olduğunuz anlamı mı taşıyordu kimileri için?

VAİZ: Ecevitçi olmak kötüydü ve Ecevit komünist olarak değerlendirildi. Biz de Ecevit’i kahraman olarak görürdük sorduklarında Ecevitçisin diyorlardı. Biz de evet diyorduk. O zaman komünistsin diyorlardı. Yok, komünist değiliz. Ecevitçiyiz… Sonra öğrendik neyin ne olduğunu. Üniversitede örgütlendik Kıbrıslı öğrenciler olarak dayanışmayı öğrendik.

KÖGEF’TEN CTP’YE


HABERCİ: Siz KÖGEF’ten misiniz?

 VAİZ: Evet… KÖGEF’in doğuşunu ve bitişini görenlerdenim. 12 Eylül’e kadar İstanbul’da çalıştım sonra yöneticilik yaptım. En son 12 Eylül ile birlikte KÖGEF bütün dernekler kapatılınca kapatıldı ve bizim legal dernek hayatımız bitti. Ama inançlar için ve Kıbrıs Türk öğrencilerin örgütlenmesi için ÜTK’ya kadar dayanan bir süreci destekledik. 94 yılında Kıbrıs’a geri döndüm. Tabii ki bu arada gidip geliyordum. CTP ile de bağlantım 76 yılında kurulmuştu… Ondan sonraki süreçte CTP içindeki sorunları da yaşadım. Anlamsız yersiz çatışmalar ve hırs…

HABERCİ: Hangi yıllardan bahsediyoruz?

VAİZ: CTP kurulduğu günden itibaren. İçinde var olan belki de bütün siyasi partilerde var olan ama idealize ettiğimiz sol sosyalist düşünceye yakışmayan hal ve hareketlerdi bunlar. Ya da biz bunu yakıştırmıyorduk.  Ama gerçekten dünyanın her yerinde kariyerist ve hırslı insanlar var. Hâlbuki temel amaç başka. Bir arada temel düşüncenin çerçevesinde işte savunduğumuz siyasete uygun olarak o siyasetin öngördüğü halk kesimlerinin sorunlarını çözmeye adaysınız. O ki CTP; sol, sosyal, demokrat bir partiydi. Sonradan sosyalist olduğunu tüzüğüne yazdı. Sadece yazdı… Ki bu sol kesim itibariyle şeyi üstlenemedi… Uzun bir dönem üstlendi fakir halkın, ezilen halkın, yoksul halkın, orta direğin adaletsizliğe; haksızlığa uğrayanların gerçekten sözcüsü oldu. Ve gözü kara bir şekilde yaptı bunu CTP yöneticileri. Çok büyük tehditlerle baskılarla adalet, demokrasi, hak, eşitlik ve özgürlük için direndiler. Bu bizi CTP’ye çok yakın tutuyordu. Çünkü benzerini biz Türkiye’de yapıyorduk ve bu yüzden de öldürülüyorduk işkence görüyorduk tutuklanıyorduk.

 “ÖZGÜR ATILDI, CTP’DE GERİLEME BAŞLADI”


HABERCİ: Hiç kaybınız oldu mu orada arkadaşlardan?

VAİZ: KÖGEF’lilerden şehitlerimiz vardı. Mehmet Ömer, Özer Elmas ilk vurulan arkadaş İstanbul Teknik Üniversitesi’nde. Sonra Türkiye’yi bile sarsan bir cinayet olduydu. Türkiye hükümeti bile sallandıydı. Ülmen Aygın. Sümer Erek şimdiki ismi. Muharrem Özdemir… Kıbrıs yurdunun otobüs durağından kaçırıldılar ve ağızlarına kurşun sıkılarak öldü diye bırakıldılar. Muharrem öldü. Ülmen Aygın ölmemiş. Kalktı, yürüdü geldi. Sonra onu işte hastanede korumaya çalıştık. Koruyamayacağımızı anladık. Kıbrıs’a geldi. Kıbrıs’ta da koruyamayacağını ailesi ve Kıbrıs Türk yetkilileri anladı ve aileye tavsiye ettiler. Çocuğu Sümer Erek’i ya da Ülmen Aygın’ı yurt dışına kaçırın falan. Çünkü tek görgü tanığıydı ve şehadet verirse Türkiye’deki mahkemede cinayeti işleyenleri ressam olduğu için resmetmişti ve ondan dolayı da Ülmen tek görgü tanığı olarak çok tehlikeliydi. Onu Kıbrıs’ta yok edebilirlerdi. O yaşlarda ailesi onu Avrupa’ya sonra İngiltere’ye gönderdi. Sonra biz Kıbrıs’a geldik. Kıbrıs’ta da arkadaşların benzer sorunlar yaşadıklarını gördük. Bu demokrasi ve insan hakları sorunları terör olayları uzun yıllar bu ülkede de oldu. CTP yöneticileri bombalanıyordu. Evlerine dinamit atılıyordu. Mesela bunlardan bir tanesi Fadıl Çağda yine gazeteci arkadaşlarımızdan CTP de yönetici olan Hasan Erçakıca evine dinamit konmuştu Girne’de yaşıyorlardı o zaman ve tehdit ediliyordu çocukları, ailesi vesaire. Özker Özgür çok ciddi tehditler altındaydı. Naci Talat dönemin tüm yöneticileri… Sonra CTP demokrasi ve barış yürüyüşünde sakıncalı piyade olarak başlayan, vatan hainliği ilan edildiği 70’li yıllardan senin de yetiştiğin 2005 yılında hükümete ve cumhurbaşkanlığına kadar bir maratonu yürüdü. Ve galiba sihir orada bozuldu. Düşünün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat… 2000 yılında Mehmet Ali Talat cumhurbaşkanı adayı olmuştu. Daha doğrusu CTP içindeki kariyer çatışması ve hırsla ilgili… Çok fazla ideolojik olarak açıklayamayacağımız sorunlarda ortaya çıkan Özker Özgür’ün partiden atılmasıyla CTP de gerileme dönemi başladı…

“BENİ ‘ÖZGÜRCÜ’ YAPTILAR”


HABERCİ:  Özker Özgür ve Naci Talat üzgün ve kırgın mı öldüler sizce? Partiye kırgınlıkları var mıydı? Hayal kırıklıklarıyla mı gittiler?

VAİZ: Naci Talat’ın Özker Özgür’e karşı kırgınlığı vardı… Özker Özgür yönetimine karşı kırgınlığı vardı. Biraz o taraftan buruktu. Siyaseten de görüş ayrılıkları oluşmuştu ve 83 yılında ben KÖGEF’in sorumlusu olan bir grup arkadaşla birlikte bu krizin içine düştüm. Bizi, Özgür toplantıya çağırmıştı önce. “Ya ben ya Naci” demişti. Biri başkan biri genel sekreterdi. Biz Özgür’e “hem sen hem Naci” dedik” ya sen ya o olmaz.” “Tercih yapın” demişti “hayır” dedik. Naci Talat’ı da çağırmıştı. O günlerde KÖGEF’in yani yükseköğretim gençliğinin sözü çok geçiyordu. CTP’de çok ciddi bir ağırlığı vardı. Naci Talat’a da dedik. Ya sen ya olmaz. İkiniz de. Ve o krizi o şekilde aşmıştık ama böyle bir kırgınlıkları olmuştu. Sonra 91 yılında o vefat etti ve CTP Naci Talat’sız Özker Özgür’le yola devam etti. 94 yılına ilk defa DP büyük ortak CTP küçük ortak hükümete geldiler. İlk deneyimi CTP’nin hükümet deneyimi. Ben o dönem Kıbrıs’a döndüm ve Özgür le çok daha yakın ilişki kurdum ki biz bu arada hem Naci ile hem Özgür’le abi kardeş lider ilişkisinin dışında arkadaşlıkta yapıyorduk.  Özgür o ölene kadar benim çok yakın arkadaşım oldu. Yaşı benden büyüktü ama dost ve arkadaş canlısı kendinden daha küçük insanlarla arkadaşlık yapabilecek kadar alçak gönüllü biriydi. Dolayısıyla daha sonraki yıllarda Özgür krizi de yaşadım. Bu sefer KÖGEF kuşağı ile kuşağından gelen CTP yöneticileri Mehmet ali Talat ve arkadaşları Özgür’e karşı bir cephe açtılar. O günlerde yine arada kaldım. İki tarafa da ne Özgür ne siz ikiniz devam edeceksiniz ihtiyaç var. Henüz parti Özgür’ü ekarte etmenize ya da onun çekilmesine müsait değil şeklinde bir tavır koydum. Ve bu beni Özgür’cü yaptı. Yani Mehmet Ali Talat ve arkadaşları bu herhalde Özgür’ün adamı diye düşündüler. Ve Özgür’ü partiden oturdular MYK kararı ile attılar. Tüzüğe aykırı. Ben karşı çıktım atılmasına. Kimseye dinletemedik. Tabi ki kimse dinelemedi. Sonuçta Özgür partiden ayrıldı. Başka arkadaşlarıyla parti kurdu ama ben Özker Hoca ile çok samimi dost olmama rağmen CTP’den ayrılmadım. O da bana “gel sen de bizimle” demedi. Dostluğumuz ölene kadar sürdü. KÖGEF’li olduğumu bilirdi. Ama dostluğumuz son güne kadar sürdü. Maalesef o da kanser yüzünden kaybedildi ve yeni bir dönem başlamıştı CTP’de… Mehmet Ali Talat dönemi. Daha sonra Talat, Ferdi Sabit çatışmaları başladı. O dönemin içinde de yer aldık. Ta ki 2009 ve 2010’a kadar… 2011’de Talat ve birçok etrafındaki arkadaş,  Ferdi beyin partinin başından çekilmesini istediler ve biraz da zorladılar. O da 2011 ya da 12 kurultayında aday olmadı…

“ÖLMEDEN SEKİZ SAAT ÖNCE GÖRÜŞTÜK”


HABERCİ:  Siz o dönem yapılanları Eşref Vaiz olarak içinizde sindirdiniz mi? Doğru muydu?

VAİZ:  Özker Özgür hem partinin lideriydi hem yönetici bir arkadaştı… Çok iyi bir öğretmendi ve mücadeleci bir halk kahramanıydı… O da Naci Talat’ta… Aynı zamanda ikisi de ben genç olmama rağmen Türkiye’de yükseköğrenim hareketinin liderlerinden olmamdan dolayı ikisi ile arkadaşlıkta yapıyordum. Bana hem abilik hem arkadaşlık yapan liderlerdi… Naci Talat erken öldü kanser yüzünden 91 yılında… Naci Talat’ın öldüğü günlerde ben bir grup Türkiye’den arkadaşla ÖTK’lı bir grup arkadaşla İngiltere’de bir dans festivaline katılmak üzere gittik ve Naci Talat da oradaydı ve ölmeden önce 8 saat önce görüşme fırsatım oldu. Çok tarihi bir vasiyet siyasi vasiyetnameye dönüşen bir konuşma yaptık…

 “NACİ ÜZGÜNDÜ…”


HABERCİ: Ne dedi size?

VAİZ: Kıbrıs’tan yeni gelmişti ve birtakım sıkıntılar vardı. 90 seçimlerinde CTP yine yenilgiye uğraşmıştı. Parti içinde huzursuzluk vardı. Partide profesyonel dediğimiz, işini gücü yapmayan ama partiden çok cüzi bir maaşla veya katkıyla bütün yaşamını partiye veren insanlar vardı. Bunlara profesyonel diyorduk. Bu tür insanlar hala daha var mı bilmiyorum ama eskiden bu insanlar bu partiyi bu günlere getiren insanlar. Kimdi bunlar? Ferdi Sabit, Ömer Kalyoncu, Mustafa Murat, Feridun Önsav aklımda kaldığı kadarıyla… Bu insanlar üniversite mezunuydu. Mesela Ömer Kalyoncu yüksek kimya mühendisiydi ama siyasi görüşünden dolayı devlette iş bulamıyordu. “Partiden maaş alacaksın profesyonel olacaksın” denmişti. Mustafa Murat inşaat mühendisiydi. Feridun Önsav hukukçuydu. Bu insanlar mesleklerini yapsalar nitelikli olacak başarılı arkadaşlardı. Profesyonel oldular yaşamlarını bu işe verdiler. Çok daha cüzi kazançlarla ailelerine maddi katkı da bulundular. Bir ara CTP seçimlerde çok az oy aldı ve milletvekili sayısı azaldı. Ekonomik krize girdi parti. O dönem” bu insanlara ne gerek var diyen “tipler türedi partinin içinde. “Profesyonelleri gönderelim. Bunlar asalaktır”. yanımda Asım Akansoy, Gülgün Vaiz Hüseyin Toprak ve Hakan Kaptanoğlu gibi arkadaşlarda vardı yani yalnız değildim. Arkasından biz onu hastanede ziyaret ettik. Çok kötü durumdaydı. “Çok üzgünüm” dedi. “Profesyonellere karşı büyük bir haksızlık yapılıyor… Hâlbuki o arkadaşların üstüne basarak biz bugünlere geldik”… İlk defa bu kadar üst düzeyde bir yöneticinin CTP’yi eleştirdiğine tanık oluyordum. Eskiden CTP ye karşı eleştiri neredeyse hiç kimse eleştiri yapmıyordu. O gün bana “Büyük ihtimalle Kıbrıs’a dönemeyeceğim” dedi. “Olur mu” dedim “Döneceksin sen Kıbrıs’a. Ve bu düşüncelerini yazacağız kitapta…”  “O zaman sana başka bir şey daha söyleyeyim” dedi. Bir siyasi vasiyet gibi olur bu. “Kıbrıs’ta CTP çok büyük hata yaptı” dedi. “Biz Kıbrıs’ta CTP olarak sütünü sağıp içtiğimiz ineği beslemedik ve sütünü sağmadığımız öküzü, komşunun öküzünün önüne koyduk.”

Etiketler

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı