Memleketin gerçek tablosu

Yine seçim zamanı, yine söylem, vaat zamanı.

Geleceğe dair, her ne söylendiyse, bugüne kadar, sözden öte gidemedi.

Yine seçim zamanı, yine söylem, vaat zamanı.

Aslında tüketilen çok şey var.

2011 yılında yazdığım bir yazı;

“Güzel bir cumartesi günüydü. Hava sanki baharı müjdeleyen bir iklim giyinmişti.

Böylesi güzel bir hava da, güzel Lefkoşa da dolaşmak istedim.Arabalar, otobüsler bitmek bilmeyen koşuşturma hengamesi içinde bir gürültü. Dükkanlar.

Kimisi açık, kimisi kapalı. Halbuki son gelişimde açıktı bu dükkanlar. Ama gitmişler, bırakarak, kapatarak, camlara satılık veya kiralık yazarak.

Etrafta kuru bir insan kalabalığı. Kuru, renksiz, ruhsuz sanki. Bir şehri, şehir yapan insanıdır. İnsanının ürettikleri, insanının yaptıkları,insanının el emeği şehirlere hayat verir.

Fakat bu şehir çoktan yabancılaşmış. Kimisi yerde, kimisi ayakta, kimisi uyuyarak bir bankta ve bakarak ve süzerek geçen İngiliz turist kafilesini. Bu şehir çoktan yabancılaşmış.

Bu şiirsel manzarayı dertler, yakınmalar bozuyor.

Önce bir diş doktoru özetliyor memleketin halini;

“Ben yirmi sene önce söylemiştim bu memleketin böyle olacağını.

Kıbrıs sorununun çözülmesini kimse istemez. Ne bizimkiler nede Rum. Bizde halk dışında herkes memnun.

Rum zaten dünyada tanınan Kıbrıs Cumhuriyetinin haklarını tek başına kullanır. Bu olanakları bizimle paylaşmak ister mi?

Biz kendi halimize kaldık. Biz kendi halimize yanalım.

Bakın bizim meslekte her şey gün ve gün zorlaşıyor.

Türkiye de mesela Hatay da bir diş turizmi oluştu.

Hatay’a gidersiniz sizi havaalanında karşılarlar, otele yerleştirirler üç günde tedavinizi yapıp yollarlar. Fiyat farkı yarı yarıya.

Bu şekilde yapıp daha sonra bana gelen hastalarım var.

Neden Erzurum veya Erzincan’a değil de Hatay’a, KKTC’den direkt uçak seferi var?

Çünkü orada bu sektörü desteklemek istiyorlar. Bu bizi olumsuz etkiliyor”.

Aslında bu konu oldukça önemli.

Bu sektör ciddi bir kriz yaşıyor.

Fakat ortada önemli bir fiyat farkı da var.”

Daha sonra Lefkoşa sokaklarında çarşıya doğru ilerliyorum.

Hiç tanımadığım yaşlı bir amca;

“Televizyonda izliyorum. Siz gençler susmamalı konuşmalısınız. Ben emekli bir polisim. Kıbrıs’ta hiçbir şey eskisi gibi değil. Hayat zamanla daha da zorlaşıyor. Artık konuşmak lazım”.

Ve çarşı ve esnaf.

Kahvehanede oturanlardan, kasaptan, bakkaldan, ayakkabıcıya kadar herkes umutsuz.

Belki karamsar bir tablo çizdim ama, bu benim istediğim ve çizdiğim tablo değil.

Bu memleketin tablosu.

Her zaman söylerim, bir ülkenin durumunu siyasi verilerle ölçemezsiniz.

KKTC devletinin ekonomik yönden büyüdüğü ve bütçe açıklarının azaldığı düşüncesi sadece hükümete aittir.

Ekonominin esas merkezi paranın döndüğü, finansal hareketin yaşandığı çarşıdır.

Bu gün insanların cebine giren para ile giderleri karşılamak için çıkan para eşit bile değildir.

Devletin bütçe açıkları azaldıkça, vatandaşın bütçe açığı artıyor.

Bu ne yaman çelişkidir.”

Bu yazıyla, bugüne dair bir karşılaştırma yapın, bana göre değişen bir şey yok.

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı