Maraş’a dair -2-

Pek çok siyasetçi, akademisyen İnsan haklarına ve uluslararası hukuka vurgu yaparken, ‘Kıbrıslı Rumların gasp edilen mülkleri’ temelinden argümanlar üretmekte ancak Kıbrıslı Türklerin yaşamış olduğu mağduriyeti görmezden gelmektedir.

7 Eylül 2019 - 11:00

Maraş konusu tartışılırken bazı uluslararası metinlerin eksik tercüme edildiğini görmekteyiz. Bu da bazı gerçeklerin saptırılmasına ya da yanlış anlaşılmasına sebebiyet vermektedir. Bu bağlamda şunu unutmamalıyız ‘gerçek bir tanedir’ ancak siz o gerçeği siyasi menfaatlerinize uygun bir şekle sokarak tezinizi uluslararası arenada geniş bir kitleye ulaştırmaya ve kabul ettirmeye çalışırsınız.

Geçmişte bugüne Rum ve Yunan siyaset yapıcıları ve lobisi haksız oldukları konularda bile hem siyasi hem hukuki süreçleri yıllardır bizlerden daha başarılı yönetmeyi başarmıştır. Bu bağlamda başarısız ya da yetersiz olarak nitelenebileceğimiz 2 önemli süreç yaşanmıştır.  Bir tanesi ‘Annan Planı’ sonrası yaşadığımız süreçtir. Burada çok haklı ve mağdur pozisyonda olmamıza rağmen sahip olduğumuz avantajları tutarlı bir siyasetle kazanıma dönüştürmekte eksik kaldık.  O dönemdeki mevcut konjonktürü ve güçlü uluslararası kamuoyu desteğini de böylelikle heba ettik.

Benim naçizane diğer bir düşüncem de bizim özellikle ‘gasp edilen mülkler’ konusunda haklılığımızı destekleyecek pek çok unsura sahip olmamıza rağmen bunu Kıbrıs Türkü ve Türkiye’nin lehine kullanmayı yeterince başaramadığımız yönündedir. Biliyorsunuz, ‘siyasi eşitlik’ Birleşmiş Milletler parametresidir. Yani BM,  Kıbrıs adasının iki halkının, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların eşit haklara sahip olduğu bir siyasi düzeni savunmaktadır. Nitekim geçmişten bugüne Kıbrıs’ta çözüm için iki tarafın mutlak eşitliği ve yetki paylaşımı temelinde gerçek bir ortaklık murat edilmiştir.

Bu çerçevede bakıldığında Taşınmaz Mal Komisyonu bir ‘iç hukuk yolu’  olarak oluşturulurken bir parçasının eksik bırakıldığı görülmektedir. Bu yapı sadece Kıbrıslı Rumların mağduriyetlerini giderebilmek için hukuki bir zemin oluşturma yoluna gitmiştir. Öte yandan,  Kıbrıslı Türklerin 1958 yılından 1974 yılına kadar yaşamış olduğu mağduriyetleri gidermek için bir mekanizma kurulması yönünde bir girişimde bulunulmamıştır. Bu da BM ve Uluslararası Antlaşmalarla teyit edilen adadaki iki halkın eşitliğine dayanan yapıya gölge düşürmektedir. Dolayısıyla, hukuki ve siyasi ciddi bir hata ve eksiklik olarak değerlendirilmesi abartı değildir.

Pek çok siyasetçi, akademisyen İnsan haklarına ve uluslararası hukuka vurgu yaparken,  ‘Kıbrıslı Rumların gasp edilen mülkleri’  temelinden argümanlar üretmekte ancak Kıbrıslı Türklerin yaşamış olduğu mağduriyeti görmezden gelmektedir. Bu bağlamda hem Yüksek Mahkeme Eski Başkanı Taner Erginel hem de Vakıflar İdaresi Eski Genel Müdürü Taner Derviş de kendileriyle ayrı ayrı gerçekleştirmiş olduğum sohbette bu konudaki hata ve eksikliğimizi samimiyetle dillendirmişler ve bunun için yeni adımlar atmanın geç olmadığına vurgu yapmışlardır. Yarın Maraş açılımı çerçevesinde değerlendirmelerime devam edeceğim.

Etiketler

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı