Liyakatın büyüsü

Kelimelerin gücüne inanan bir insanım…

5 Aralık 2019 - 12:00

Sisteme uzak olduğum seyirlik dönemde bakanların liyakatla alanından kişiler olması gerektiğini inanıp savunurdum.

İşin içine ‘insan’ faktörünü, huyunu, suyunu ve zaaflarını katmadığımızda ideal olarak olması gerekenin bu olduğunu düşünmekte haklıyız…

Liyakat kelimesi içinde işin ehli olma tabirinin güvenini taşımakla beraber, kelime olarak bize dolaylı yoldan adaleti ve iyi yönetimi de hissettirdiğinden güçlü bir kelime olma özelliğini taşıyor.

Kelimelerin gücüne inanan bir insanım…

Ne dediğinizi, ne demek istediğimizi hangi kelimelerle ifade ettiğimiz, kelimeleri ortadan kaldırdığımızda ortada kalan hissiyatı var eder. Gerçek olan da o hissiyattır; algı dediğimiz.

Bu yüzden liyakatla bakan belirlenmesi o kişinin ne yapıp ne yapamadığı gerçeğine bakmadan o kişiden geriye kalan ‘ehil olma, iyi yönetim ve adalet’ hissi ile iyi hissedilen bir yanılgı oluyor.

Fakat bugüne baktığımda da geçmişi incelediğimde ve gördüklerimi mantık süzgecinden geçirdiğimde uygulamanın reel’e etkisinin böyle olmadığını söylüyor.

Bir sağlık bakanının doktor olması, sağlıktaki sorunların değişmeyeceğini garanti altına alıyor aslında.  Veya bir eğitim bakanının öğretmen olması…

Çünkü bakan olan doktor da öğretmen de o sistemdeki hizmet veren tarafta olduklarından mağduriyetleri yaşamıyor ve de toplumun değişmesini istediği sistemde daha önce hizmetli olarak o çarka hizmet etmiş şekilde geliyor.

Vizyonu karakteri ve empati yeteneği ile irade koyarak o sistemi değiştirmeye çalıştığında dünkü mesai arkadaşlarının düzenini bozacağından dolayı da onları karşısına almaya korkuyor. Bizim gibi küçük toplumlarda dönüp yine o insanlarla yüz yüze bakacak veya bakanlık sonrası o hizmete geri dönüp yine kendi rahatını bozacak.

Bu yüzden örneğin doktor olan sağlık bakanı hastanede randevu sistemine göre randevuyu 9da vermiş bir doktor eğer görev yerine 11’de geliyorsa, bunu denetleyip değiştirecek olan bakanlıktaki doktor dün de o sistemdeki kontrolsüzlükten yararlandığı için bugün ona irade gösteremiyor.

Kısacası, sistemi değiştirmek için seçtiğimiz kişinin kendisi zaten o sistemin üyesi…

Hâlbuki bizim istediğimiz, toplumun ihtiyacı olan, özellikle eğitim sağlık gibi hizmete yönelik bakanlıklar da hizmet veren taraftan gelen değil hizmet alan taraftan gelen iş bitirici yöneticilerin o koltuklara gelip sistemi dönüştürmesidir.

Yanındaki ekibi, müdürleri, kadrosu liyakatla bölümünde o alanda uzmanlar olmalı. Fakat siyasi irade göstermek için o koltuğa gelen bakanın biz know how’ına değil iradesine ihtiyaç duyuyoruz

Peki, iradeyi nasıl ölçeceğiz?

Liyakat meselesi işimizi kolaylaştırıyordu… Diploması o alandaysa veya ilgili sektörde çalışmışsa tamamdır.

Fakat irade öyle mi…

Birini ancak tanıdığımızda veya önceden başka görevde iradesini test ettiğimizde bunu söyleyebiliriz.

Bugün özellikle en acil ihtiyacımız olan eğitim ve sağlıkta sistemin değişmesini istiyorsak en azından artık öğretmenden ve doktordan bakan yapmanın çözüm olmadığını söyleyebiliriz.

Benim nazarımda bu iki bakanlık için mutlaka iş hayatından gelen iş bitiriciliği ve yöneticiliği olup ekip kurmayı, yönetmeyi deneyimlemiş kişilerin görevlendirilmesi ile bu sistemi dönüştürme cesareti gösterilebilinir.

Yoksa bu kısır döngü ve çile liyakat kelimesinin büyüsüyle bitmeyecek…

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı