“Kutuplaşmadan prim beklemek etik değil”

CTP Milletvekili Fazilet Özdenefe, “Çok üzgünüm, Kıbrıs Türk toplumu varlığını tehdit altında hissetmektedir” dedi

Fadime Aydın Altunterim-

Her hafta bir vekil köşesinin bu haftaki konuğu CTP Milletvekili Fazilet Özdenefe’ydi. Özdenefe, vekillik sürecini, 2020 cumhurbaşkanlığı seçimini, CTP’nin misyon ve vizyonunu, Kıbrıs Türk halkının neye ihtiyacı olduğunu, eğitim politikalarını ve meclisteki çalışmalarını anlattı.

HABERCİ: Fazilet Özdenefe kimdir, vekillik sürecinde ne etkili olmuştur, ülkesiyle ilgili hayalleri nelerdir? Kısaca bahsedebilir miyiz?

ÖZDENEFE: 2001 yılında İngiltere’de almış olduğum hukuk eğitimimin ardından adaya döndüm. O yıllar da müthiş bir heyecan içindeydik. Annan Planı’nın olduğu süreçti. Bu süreçte aktif olarak yer aldım. 18 yaşımdan beri Cumhuriyetçi Türk Partisinde çeşitli kademelerinde, yine çeşitli STK’da ve mesleğimde aktif yer aldım. Vekilliğe aday olma sürecim; seçilmiş olmanın yasa oluşumunda ve toplumsal olarak daha verimli ve etkin olabilmenin verdiği avantajları kullanabilmek adına olduğunu söyleyebilirim. İnsanların eşit bir şekilde yaşam olanağı bulduğu, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sorunlarının aşıldığı, adalet, eşitlik içeren bir biçimde yaşayacağımız, tüm kurumlarımızda tüm birimlerimizde ifade özgürlüğünün tam anlamıyla sağlanacağı ve saygının etkin olduğu bir ortam hayal etmekteyim.

“SİYASETTE BAŞARI BİRDEN FAZLA GİRİŞİM VE SÜREÇ İSTER”

HABERCİ: Size göre siyasilerimizin konuşmaktan geri durduğu konular var mı? Bazen herkes tarafından kabul edilen yasalar nezdinde bir yanlışın mecliste iyileştirilmesi zor olabiliyor mu?

ÖZDENEFE: İnsan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, LGBT mülteciler, azınlık hakları ile ilgili konular sağ cenah tarafından en son gündeme alınması gereken konular olarak kategorize edilebiliyor. Toplumsal sorunlar üzerinde çalışırken eşgüdüm içinde götüremezmişiz gibi düşünülüyor sanırım. Hani bir espri ile açıklayacak olsak ‘hem yürüyüp hem sakız çiğneyemezmişiz gibi’. Birçok konuda girişimler de bulunuyoruz. Bazen sonuç alıyor bazen engellemelerle karşı karşıya kalıyoruz. Ama siyasetteki hiçbir başarı tek kişilik ve birden bire değildir. Birden fazla girişim ve süreç ister. Bizlerinde sebep olduğumuz işlerde mutlaka öncesinde zemini hazırlayan büyüklerimiz olmuştur. Bunu da göz ardı etmemeliyiz diye düşünmekteyim. Tecrübelerimizi birbirimiz ile paylaşarak ilerleyebiliriz. Örneğin siyasette kadın kotası mevzusunda kendi partimizdeki erkekleri de ikna etmemiz zaman aldı. Sol partilerde de erkek egemen yapı olabilmektedir. O dönem kadın örgütleriyle görüştüğümüzde farklı gerekçelerle sıcak bakmayan çok kişi oldu. Ama ne oldu bir mücadele verdik ve eskiye nazaran kadın vekil sayısının iki katına çıkmasına vesile olduk. Kısaca bu süreçlerin etkin diyalog ve mücadele ile doğrudan ilişkili olduğunu söyleyebilirim.

“LAS VEGAS DİYE BAŞLADI, ENVANTER SAYIMIYLA BİTTİ”

HABERCİ: Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi, mevcut durum ve Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin genel misyonu ve adayınız olan Tufan Erhürman hakkında neler söylemek istersiniz?

ÖZDENEFE: Mevcut durum sürdürülebilir değildir. Bizim Kıbrıs sorununu en yakın zamanda federal yapıda bir çözüme götürmek ve Kıbrıslı Türkleri güvenle geleceğe bakabilmesini sağlayacak politikalar üretmektir. Ana hedeflerimizden biri iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı, her iki toplum tarafından da kabul edilebilir federal bir oluşturulmasıdır. Cumhurbaşkanlığı makamı bu anlamda çok önemlidir.

Masa kurulma sürecini de proaktif politikalarla zorlaması gerekir. Biliyorsunuz, iki yıl önce bu konuda ciddi bir hayal kırıklığı yaşadık. Özellikle Anastasiadis’in siyasi eşitlik noktasında “ben bunu halkıma anlatamam” diyerek masayı terk etmesinin ardından Sn. Akıncı’nın bunun son denemesi olduğunu ifadesini de bir talihsizlik olarak değerlendirmiş ve biz Cumhuriyetçi Türk Partisi olarak bu tutumu eleştirmiştik. Ucu açık olmayan, sonuç odaklı bir müzakere sürecinin zorlanması gerektiğine inanıyorum. Bizim bir daha ki masa kurulana dek güven yaratıcı önlemler yaratmamız ve bunlarla ilgili somut öneriler ortaya koymamız lazım. Örneğin hükümetin göreve geldiği günlerde belki de biraz da kasıtlı olarak “Kapalı Maraş” konusu gündeme geldi. Ama sonuç olarak “Maraş’ı Las Vegas yapacağız” söylemleriyle başlayıp, envanter sayımı ile sönen bir süreç oldu. Ortaya bir söylem atılıyorsa siyaseten ve uluslararası hukuka uygun bir biçimde doldurulması lazımdır. Evet, Maraş’ın kapalı kalmaması, açılması bir hedeftir ama bununla ilgili BM kararları da ortadadır. Maraş ile  ilgili tüm kararları uluslararası hukuka, ilgili aktörler ile istişare içinde yapmamız gerekir. “Biz yaparız, dünya da kabul eder”  mantalitesi doğru değildir.

Ayrıca yine son günlerde gündeme gelen Maraş’ın açılmasını içeren cumartesi gün yapılması planlanan toplantı için; ülkenin Cumhurbaşkanın ve parti liderlerinin davet edilmemesi de Kıbrıs Türkünün iradesine saygısızlıktır.

İçinde olduğumuz dönem çok önemlidir. Süreçleri iyi değerlendirmek, uluslararası topluma angaje olmak gerekmektedir. Bu bir ekip işidir. Bu etkin süreçleri sağlamak, oturduğunuz yerden sağlayabileceğiniz bir şey değildir. Kıbrıslı Türklerin özne olmasının sağlanması açısından yapılabilecek çok şey vardır. Cumhurbaşkanlığı makamı bunun için en önemli makamdır. Cumhurbaşkanımız her alanda bizim adımıza temaslar kurması, parlamento ile iyi ve etkin ilişkiler içinde olması gerekmektedir. Bunun yanı sıra garantör ülkelerle, Kıbrıslı Rumlarla, uluslararası aktörlerle de olan ilişkiler yine aynı oranda önem arz etmektedir. Ve inanıyorum ki Sayın Tufan Erhürman bu makamı en etkin ve önemine yakışır bir biçimde donanımı ve bilgi birikimiyle ile kullanacak en iyi kişidir. Bizim Türkiye ve ilgili diğer aktörlerle doğru zeminde iyi ilişkiler kurmak mecburiyetindeyiz. Bu durum falanca protokol için imza atılması, her söylenenin kabul edileceği bir durum değil, doğru zeminde sağlıklı ilişkiler anlamına gelmektedir. Kıbrıs Türk toplum liderinin diyalog kanallarını açık tutması, Kıbrıs Türk halkının dünyada görünürlüğünün sağlanması halinde Kıbrıs sorununda da etkin olacağı bir gerçektir. Kutuplaştırmalar bize bir şey kazandırmaz. İnsanların sürekli vaziyette sinir uçlarıyla oynanıp onları kamplaştırmak kısa vadede belki kazanç sağlatabilir ama uzun vade de toplumun kaybı olur. Elbette ki ait olduğumuz toplum liderine yönelik olumsuz söylemler kabul edilmezdir. Ancak siyasi bir sorumluluğu olanlarında bu tarz bir zeminin hazırlanması da kabul edilmezdir.

“KIBRISLI TÜRK TOPLUMU VARLIĞINI TEHDİT ALTINDA HİSSETMEKTEDİR”

HABERCİ: İçinde bulunduğumuz toplumun neye ihtiyacı var sizce? Yani bize toplumsal olarak özellikle siyasetin kırbaçladığı olumsuz tespitlerinizden söz eder misiniz?

ÖZDENEFE: Geldiğimiz noktada da üzgünüm. Çünkü Kıbrıslı Türk toplumu varlığını tehdit altında hissetmektedir. Yıllarca varoluş mücadelesi veren bir toplumdan söz ediyoruz. Atılan adımlar, kullanılan yanlış söylemlerinde etkisiyle toplumumuz artık öylesine kimliğini ve kültürünü tehdit altında hissetmektedir ki gözlemlenebilen haklı olarak duygusal tepkiler verebilmektedir. Yani bu durum sadece Kıbrıs Türk Kültürü ve kimliği için değil, Türkiyeli göçmenler içinde geçerlidir. Bunun üzerinden yapılan siyaseti açıkça eleştirdiğimi söyleyebilirim. Evet, bizim Kıbrıs Türk Kültürünün görünürlüğünü sağlamak, sürdürmek ve Kıbrıslı Türkleri gelecekte daha iyi bir noktada taşımak gibi bir zorunluluğumuz vardır. Ama bunun siyasi malzeme yapılması, adeta kutuplaşmaya oynayarak prim elde edilmesini etik bulmuyorum. Çünkü bu tarz aşırılığı tetikleyen politikalar toplum içindeki bireylerin çatışmasını doğurur. Biz çok kültürlü yapımızın farkında olarak farklı kültürden gelen bireylere kendi kültürümüzü tanıtarak, entegre olmalarını sağlayarak, onlarında kendilerini tehdit altında hissetmeksizin, haklarını alabilecekleri; aynı zamanda da Kıbrıslı Türklerin varlığını tehdit altına sokmaksızın bir ortam yaratarak başarılı olabiliriz. Kamplaşmalar, kutuplaşmalar hiçbir cepheye fayda sağlamayıp toplumuzun çöküşüne neden olur. Uluslararası arenada da önce iç barışını sağlayan, toplum olmayı başarmış kişiler olarak söz hakkına sahip olabiliriz. Bunlara tüm siyasilerin dikkat etmesi gerekir. Eğer bunlar göz ardı edilirse konu döner dolaşır ve kısa süre önce gündem olan ve sizin de yakından ilgilendiğinizi bildiğim “çay ocağındaki o kız veya o kişi bana çay yapmasın!” noktasına dayanır. Kıbrıs Türk toplumu küçük bir toplum. Ailelere çocukların bakımında nene-dede figürlerinde yardım ettiği bir toplumda yaşıyoruz. Ama herkesin aynı şansı elbette olamayabiliyor. Asgari ücretle geçinen, vardiya usulü çalışmak zorunda olan, kimisinin vatandaş olduğu, kimisinin olmadığı birçoğu zor geçinen aile var. Günün sonunda bu çocuklar hepimizin çocukları. Biz bu çocukları sistemin içine doğru bir biçimde kanalize edemezsek bunun ağır sonuçlarına katlanmak durumunda kalırız. Bizim devlet olarak kreş hizmeti veren sistemimizin olmaması, kadın sığınma evlerimizin olmaması gibi sıkıntılarımız da var. Beğensek de beğenmesek de çok kültürlü bir toplumun içindeyiz. Bu durumu doğru bir biçimde organize etmemiz lazımdır. Toplumun tüm kesimlerinin birbirine eşit oranda saygı duyması gerekir. Fırsat eşitsizliklerinden oluşan sınıfsal ayrımlarda birbirimizin dini inancına yaşam tarzına, ritüellerine, tercihlerine saygılı olmasının yaşadığımız yeri güzelleştireceği kanaatindeyim. Bizim toplumun en dezavantajlı kesimlerdeki kişileri de düşünerek politikalar üretmemiz ve özellikle tüm çocuklarımıza eşit şekilde fırsat sağlamamamız gerekmektedir.

“ÖĞRENCİLER YETENEKLERİ DOĞRULTUSUNDA EĞİTİM ALMALI”

HABERCİ: Eğitim politikalarımız için ne düşünürsünüz? Bahsettiğimiz bu çok kültürlü yapıya hizmet eder mi sizce?

ÖZDENEFE: Eğitim politikalarımız daha kucaklayıcı ve daha kapsayıcı olmalı. Evet, bina ve materyaller eksiklerimiz var. Ama bizim eğitimde daha büyük sıkıntılarımız var. Tek tip, tek bakış açılı bir sistem ile yararlı olamayız. Çünkü çok kültürlü bir hale geldiğimiz açıkça görülmektedir. Çok ve çapraz kültürlülük olgularını odağına alan eğitim-öğretim uygulamalarının eğitim sistemimizin her alan ve kademesine yer almalıdır. Tüm öğretim programları ve uygulamalarının; kültürlerarası duyarlık, farklılıklara saygı duyma, dürüstlük, sorumluluk ve etik kurallara bağlılık, insan hakları ve demokrasi odağında oluşturulmuş bir yurttaşlık bilincine sahip olarak oluşturulmalıdır. Ayrıca beşeri bilimlerin yanı sıra pedagojik normlarla, evrensel insani değerlerin de çocuklarımıza aşılanması gerekmektedir.  Çevreye, hayvan haklarına, farklı kültürlere saygılı, madde bağımlılığı vb. hassa konularda bilinçli, kitap okuma alışkanlığı-öykü şiir yazma gibi yetişkinlerin bile ihtiyacı olan bu tarz alışkanlıkların kazandırılması yine eğitimde önem arz eden noktalardandır. Her öğrenci değerli ve önemlidir. Öğrencilerin yetenekleri doğrultusunda eğitim almalarını sağlamak hepimizin boynunun borcudur.

“CEZA YASASINDA YAPMIŞ OLDUĞUMUZ DEĞİŞİKLİKLERDEN ÇOK MUTLUTUM”

HABERCİ: Görev süreniz bittiği zaman “gururumdur” diyebileceğiniz, içinde olmaktan çok mutlu oldum diyeceğiniz birkaç icraat sayar mısınız bize?

ÖZDENEFE: Ceza yasasında yapmış olduğumuz değişikliklerden dolayı hem vicdanım çok rahattır, hem de gurur duyuyorum. Seçimlerde getirilen cinsiyet kotasının geçmesinde etkin rol almaktan etmekten gurur duyuyorum. Yine insan kaçakçılığı ve insan ticareti ile ilgili yapmış olduğumuz çalışmalar beni çok heyecanlandıran ve hayata geçirebilmemiz halinde mutlu olacağım, gurur duyacağım işler dâhilindedir. Yine uyuşturucu ile mücadele kapsamında denetimli serbestlik yasasının çıkmasında da bulunmak beni çok mutlu etmiştir.

Diğer Haberler

Başa dön tuşu