KTSYD seminerinin ardından

Dernek olarak bizlerin de TSYD ile ilişkilerimizi canlı tutmak ve ileriye götürmek önemlidir.

13 Ocak 2020 - 11:35

KTSYD’nin her yıl düzenlediği eğitim semineri bir yıl aradan sonra yeniden Antalya’da düzenlendi.

Her kurum ve kuruluşun yapması gereken gelişim seminerleri, katılımcıların bilgi ve tecrübelerinin artması, kendini yenilemesi, çağı yakından takip edebilmesi ve en önemlisi de, değişen dünyamızda, kapalı toplum olmamız nedeni ile en azından muadili kuruluşlarla yapılacak eğitimlerin önemi büyüktür.

Dernek olarak bizlerin de TSYD ile ilişkilerimizi canlı tutmak ve ileriye götürmek önemlidir.

Cuma günü yapılan “Sporun Vizyonu Eğitim Semineri” dop dolu geçti. Üç ayrı oturumda gerçekleşen seminer yararlı geçti.

Birinci oturum “sporda şiddetin önlenmesi”, ikinci oturum “spor gazeteciliğinde fotoğrafın önemi” üçüncü ve son oturumda ise “televizyon programcılığında başarıya götüren sırlar” konuları işlendi.

Üç oturumu da dikkatle izledim. Katılımcıların hepsi de konularında belli noktalara gelmiş bilgili kişilerdi. Beni en çok ilgilendiren üçüncü oturum olmuştur. Çünkü 20 yıldır aralıksız tv programlarında yorum yapıyor ve sporseverlere kendi bilgi ve tecrübeme dayalı konuları aktarmaya çalışıyorum. Seminerin sonunda şunu net olarak anlamış oldum. “Ne kadar bilgili olursanız olunuz, karşınızdaki kitle sizi anladığı kadar bilgilisiniz”. Gerçek şu ki, yaşadığımız ortamda bilgi ve tecrübenin çok da önemi yokmuş. Reytingi artırabiliyorsanız olay bitmiş demektir. Duruşunuzun, bilginizin, tecrübenizin, ses tonunuzun ve üslubunuzun çok da önemi yokmuş. Yeter ki medya patronuna para kazandırın.

Mesela Türkiye’de en çok izleyicisi olan Erman Toroğlu ve Ahmet Çakar’dır. Onlara ne kadar kızsanız, sinirlenseniz ve hatta küfür de etseniz, program reytingi yapıyorsa sorun yoktur. Örneğin bu kişler herhangi bir şehire gittikleri zaman, en çok ilgiyi onlar görüyormuş. Onlara ne kadar kızgın olsanız da, onlarla karşılaştıkları zaman, millet resim çektirmek için sıraya giriyormuş.

Bu gerçeklilik sanırım kültürle alakalıdır. Dünyanın birçok yerinde bu tür programlar ilgi görmez. Sadece şiddetten beslenen toplumlarda böyle programlar ilgi görür.

Aslında işini düzgün yapan spor adamları, bilgili yorumcular, ne söylediğini bilen kişiler, belden aşağı konuşmayan, belli ve kaliteli programlar yok değildir. Fakat ne yazık onların izleyicileri, yukarıdaki beylere oranla maalesef daha düşük oluyor.

Bu gibi programlar şiddeti, nefreti, ayrımcılığı körüklediği gibi sporun etik değerlerini ortadan kaldırıyor. Ancak buna rağmen, yine de izleniyorlar. Kavgacı ve dedikoduyu seven toplumlar bu gibi proğramlara ne yazık ki daha çok ilği gösterebiliyor.

Sonuç olarak Antalya’daki seminerde en çok ilgimi çeken konu bu olmuştur. Yıllardır yorumculuk yapıyorum, izleyicilerime her zaman sporun ahlaki ve etik değerlerinden söz etmişimdir. Reyting uğruna asla yanlış veya belden aşağı sözler kullanmadım.

Tabii yorumculuk tarz ve karakter meselesidir. Bilgili olmanın yanında duruşun da önemi büyüktür. Kulüp başkanlarına, idarecisine, hakeme, futbolcuya, yöneticiye gebe kalmadan yorum yapabilmek önemlidir.

Ülkemiz küçük ve herkes bir birini çok iyi tanıyor. Herkesle belli mesafede uzaklıkta olmazsanız, kimseyi eleştiremezsiniz.

İzleyenlere bir şeyler anlatırken doğruların söylenmesi gerekiyor. Sırf ekranı kaybetmemek uğruna yanlış olan bir şeyi doğruymuş gibi izleyiciye anlatmanın kimseye faydası olmaz. Bu gibi yaklaşım ve düşüncelerden uzak olunduğu sürece doğruyu bulmamız daha kolay olacaktır. Yanlış örnekler bizi bir noktaya taşımaz.

Genel olarak sporun ama özelde de futbolun düzgün ve iyi bir noktaya gelmesi biz spor adamlarının elindedir.

Seminerde emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. Umarım bu seminerden hepimiz önemli dersler çıkartırız.

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı