Korona değildir aslında bu kadar can alan; kıyıya vuran çocuk cesetlerinin sızlayışıdır

Mustafa Kemal, elini Bozok’un omzuna koymuş ve şunu söylemiş:

Tüm dünya darmadağın!

Dün bir paylaşım gördüm; bayıldım:

“… Bir virüs nasıl da dinleri alt üst etti. Şu an Hıristiyanlar abdest alıyor, Müslümanlarsa alkole başvuruyor…”

Doğru söz!

-*-*-

Ve bir paylaşım daha…

Salih Bozok, “Paşam, çok içiyorsunuz. Halkın dedikodusu bitmiyor. Biraz azaltsanız mı?” deyince, Mustafa Kemal gülümsemiş:

“… Başka bir şey konuşuyorlar mı peki Salih?” demiş.

“Hayır Paşam! Varsa yoksa içkiniz” diye yanıtlamış Salih Bozok…

Mustafa Kemal, elini Bozok’un omzuna koymuş ve şunu söylemiş:

“… Biz yedi cephede savaştık Salih. Bir vatan var ettik. Cumhuriyeti’i ilan ettik. Bak kendin söylüyorsun, “Çaldı, çırptı, vatanı sattı” diyemiyorlar ya… Bırak konuştukları içkimiz olsun.”

-*-*-

Bunca ders verme, bunca diplomasız doktor olma, dedikodu yapma arasında, bir de şu paylaşım çok dikkatimi çekti:

“… Korona değildir aslında bu kadar can alan; kıyıya vuran çocuk cesetlerinin sızlayışıdır…

Depremler değildir bu bizi sarsan; çöpten ekmek toplayan annenin yürek acısı, evine ekmek götüremeyip intihar eden babanın kahır gözyaşıdır…

Çekirge istilası değildir bu gelen; gayrı meşru yoldan doğurulan ve poşete konulup diri diri çöp kutusuna atılan bebeğin feryadıdır…

Bu savaşlar sadece savaş değildir aslında; evinden, yurdundan sürülen, ailesinden koparılan yüzbinlerin iniltisidir…

Afrika’da on binler açlıktan ölürken Avrupa’da insanların fazla yemekten hastalanmasının tezatıdır ve adaletsizliğidir…

Müslüman olan iki tarafın tekbir getirerek birbirlerini katletmesinin acı karşılığıdır…

Çok su içiyor diye binlerce deveyi katleden sözde medenilerin pisliğinin sonucudur…

Kendi elimizle yakıp yıktığımız, talan ettiğimiz doğanın, evsiz bıraktığımız dilsiz yüzbinlerce aciz hayvanın bedduasıdır…

Heyelanlar, seller, yangınlar değildir sadece üzerimize yağan belalar; savaşta bütün ailesini kaybeden yetimin ölmeden önce “Sizi ALLAH’a şikayet edeceğim” feryadının ALLAH katında karşılık bulmasıdır…

Ve en acısı asırlardır Müslüman’sız kalmayan Kabe’nin ALLAH tarafından Müslüman’sız bırakılıp onu tavaf vazifesinin Ebabil kuşlarına verilmesinin, artık ümmetin tavaf etmeye bile layık görülmediğinin kahreden resmidir bu… Hadi toplanın insanlık olarak hepimiz kaybettik. Gidiyoruz…”

-*-*-

AD nedir?

Anno Domini!

“Efendimizin yılında” anlamına gelen Latince kavramdır…

İngilizcesi, “BC” yani “Before Christ”…

İsa’dan Önce…

MÖ deriz biz…

Milat’tan Önce…

BC’nin anlamı artık “iki” olacak.

BC – “Before Coronavirus”…

AC – “After Coronavirus”…

-*-*-

Koronavirüs’ten Önce ve Kornavirüs’ten Sonra…

Evdesiniz…

Arkadaşlarınızla daha çok sohbet edin ama uzaktan, telefonla… (Bedavası var, çeşitli şekillerde)…

Evdekilerle tavla ve kağıt oyunları oynayın…

Kumarhaneye gidemiyor ve dertli misiniz?

Siz bilirsiniz ama mesela tavlayı paralı yapın!

-*-*-

Yeni şeyler öğrenin!

Yemek de olabilir, başka şeyler de!

Tamir edilecek şeyler vardır muhakkak…

Çiçekler, bahçe varsa…

Bol bol spor yapın…

Sokağa çıkma yasağı yok, “sosyalleşmeden”, bir yürüyüş turu atın ya da evde spor yapmayı araştırın…

YouTube’a sorun, size yoga bile yaptırıverir!

-*-*-

Şiir yazmayı deneyin…

Kitap yazmayı deneyin…

Veya denemeyin, yazın…

-*-*-

Bir tek şey yapmayın!

İngilizlerin, “Doom – mongers!” dediği “Kıyamet günü teorisyenleri” vardır…

Felaket tellalları…

Her şeye negatif bakanlar…

Onlardan ne olur, bu dönemlerde uzak durunuz…

-*-*-

Elbette bir çoğumuz, bilerek veya bilmeyerek günümüzün önemli bir bölümünü, istediğimiz gibi gitmeyen işleri, olayları, ilişkileri düşünerek ve gelecek hakkında endişelenerek geçiririz.

Haliyle enerjimizi ve tüm zamanımızı negatif olaylara odaklayıp, stresli ve mutsuz oluruz…

İşte bunu, bu dönemde yapmayınız…

-*-*-

Maaşınızı alamadınız mı?

Ekmek alamayacak kadar dahi parası olmayanları düşünün…

Türkiye’nin sınıra sürdüğü, Yunanistan’ın şiddetle geri püskürttüğü Suriyeli göçmenlerden biri olabilirdiniz mesela…

Veya, “Koronavirüs mü dediniz? Başımıza onlarca bomba yağdı, annem de babam da kardeşlerim de öldü!” diyen, İdlibli bir çocuk olma şansınız da vardı…

-*-*-

Evet durum kötü!

Evet ciddi sıkıntılar var; ekonomik çöküntüler yaşanacak, işsizlikler olacak…

Kimsenin iflasını istemeyiz ama iflaslar da gerçekleşecek…

Büyüme hızımızı bilmiyorduk, tahminler falan vardı; kim bilir; bu kriz sonrasında, nüfusumuzu sayacağız; kalanlarla yola devam edeceğiz…

Ve yine kim bilir, “Kıbrıs battı” diyenler olacak ve artık burada gelecek aramayacak!

Kalan sağlar da bu memleket de, iyi günde de kötü günde de, eskiden olduğu gibi gelecekte de bizimdir!

-*-*-

Ölüm mü?

Biz çok ölümler de gördük!

Benim neslim ve benden önceki nesil!

Ne çabuk unuttuk, Gaziveren’de bir kamyonetten okulun bahçesine dörde bölünmüş kara ekmek ve bolibif fırlatan Rum milisleri!

-*-*-

O kara ekmeği, şimdilerde “diyet” olsun diyerek, “göt ölçümüzü inceltmek için yiyor” olabiliriz ama eskiye dönüşse; dönmesini bileceğiz!

Kırmadan dökmeden!

Her zamankinden daha sıkı sarılarak birbirimize!

-*-*-

Seçim mi?

Ne seçimi kardeşim!

Neyin seçimini, neden yapıyoruz?

Örtülü ödenek harcaması için mi?

E şunu da söyleyeyim; belki ayıp olacak – yeri ve zamanı da değildir diyebilirsiniz ama bu saatten sonra, örtülüsünü hala harcamayı düşünen varsa; buna karşı çıkmayacak aday söz konusuysa, sakın seçime gireyim demesin; lütfen (kibarca söylüyorum) cehenneme gitsin!

Ana de Armas

Ana de Armas… 31 yaşında… Küba doğumlu… İspanyol… Vogue dergisinin İspanya baskısının Nisan 2020 sayısında fotoğrafları yayınlandı. Çok güzel kadın.

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı