Kıbrıs’ta “Kadın” olmak…

Makale

“Karısının kaburgalarnı kırıp tecavüz etti”, “ayrılmak istediği sevgilisinin bacağını tabakla kesti”, “kız meselesi kanlı bitti”, “Park yerinde cinsel organını gösterdi”, “sokak ortasında karısını bıçakladı”…

Goul Chakir

Bir süre öncesine bakacak olursak, ülkemize çağdaş, hatta gelişmekte olan bir ülke bile dememiz mümkündü. Ama ne yazık ki son on yıl içerisinde ülkemize 3., 4. hatta 5. ülkelerden göç ve öğrenci ve işçi almamızla birlikte ilerlemek yerine gerileme gösterdiğimiz yaşam alanlarımız oldu.

Bunların başlıca sebebi şüphesiz ki eğitim eksikliği. Yurda girişlerde herhangi bir kıstas aranmadığından mütevellit genele oranla eğitim duzeyimizde ciddi bir düşüş olacağı düşünülüyor.

İngiliz egemenliğinde uzun yıllar Rum, Türk, Ermeni, Maronit v.s. karma yaşayan bir toplum olarak önceleri din takıntısı, dil, ırk, şive takıntısı olmadan yaşarken şimdilerde tek bir kelimenin bile hesabını tutan kesimler yaşıyoruz.

Ne acıdır ki, bir milyonu bulmayan bir nüfus kendi içinde bölük pörçük olmuş, geçirdiğimiz büyük salgın sürecinde dağılan psikolojimiz de bunun tuzu biberi olmaya devam ediyor.

Peki ya evlerimiz? Kıbrıs aile yapısı? Baskın olmayan ataerkil bir toplum olduğunu düşündüğümüz Adalılar olarak, gerçekten de modern miyiz? Nedir modern olmak?

1980-1990’lı yıllarda ayda yılda kaç tane kadına şiddet haberi duyar ya da okurduk? Çevremizde kaçına şahit olurduk? Pek az. Peki hiç yaşanmaz mıydı, yoksa KADIN susar mıydı?

Popülasyon arttıkça suç oranının da artmış olması olağan. Lakin, önceki nesillerde kadına şiddet olduğu ve sessiz kalındığı gerçeği de yadsınamaz. Bunu belki de yaşı 50’lere gelmiş aile büyüklerinizin ayrılmaya karar vermesinden anlayabilirsiniz. Enerjisel bakış açısı olanlar için daha kolay bir yöntem; ağır hastalıklar her zaman psikolojoktir.

“Karısının kaburgalarını kırıp tecavüz etti”, “ayrılmak istediği sevgilisinin bacağını tabakla kesti”, “kız meselesi kanlı bitti”, “Park yerinde cinsel organını gösterdi”, “sokak ortasında karısını bıçakladı”…

Yukarıdaki manşetlerin hepsi güzel Kıbrıs’ımızda oldu. Olmaya da devam ediyor. Nüfus arttıkça çoğalacak. Nüfusun önüne gecemedigimize göre , kadınlarımızı bu canavarlardan korumak için harekete geçelim.

Türkiye’de son günlerde İstanbul Sözleşmesi naraları kopuyor.

İstanbul Sözleşmesi Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele amacıyla, Avrupa Konseyi tarafından 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılan sözleşmedir.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN AMACI

– Avrupa Konseyi’nin, kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin bu yeni sözleşmesi, ciddi bir insan hakları ihlali oluşturan bu sorunu en kapsamlı şekilde ele alan bir uluslararası anlaşmadır. Bu tür şiddete sıfır tolerans gösterilmesini hedeflemektedir ve Avrupa ile onun sınırlarını da aşan geniş bir alanda daha güvenli yaşanabilmesini sağlama yolunda önemli bir adımdır.

– Şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması ve şiddet uygulayanların adalete teslim edilmesi, bu sözleşmenin temel taşlarını oluşturmaktadır. Ayrıca, toplumun her ferdini, özellikle de erkekleri ve erkek çocuklarını, tutumlarını değiştirmeye davet ederek, bireylerin vicdanlarını ve düşüncelerini değiştirmeyi amaçlamaktadır. Esas itibariyle, erkeklerle kadınlar arasında daha fazla eşitlik sağlamaya yönelik çağrının yeniden yapılmasıdır; zira, kadınlara yönelik şiddetin kökleri, toplumda erkek ve kadın arasındaki eşitsizliğe dayanmakta ve bir hoşgörü ve inkar kültürünün sonucu olarak sürdürülmektedir.

İSTANBUL SÖZLEŞMENİN DEVLET DÜZEYİNDE TALEPLERİ

Önleme
– Kadınlara yönelik şiddetin kabullenilmesine neden olan tutumların, toplumsal cinsiyet rollerinin ve klişelerin değiştirilmesi;
– Mağdurlar üzerinde çalışan profesyonel kadroların eğitilmesi;
– Farklı şiddet türleri ve bunların travma yaratıcı özellikleri hakkında farkındalık yaratılması;
– Eğitimin her kademesinde, eşitliği ele alan konuların ders müfredatına dahil edilmesi;
– Halka ulaşabilmek için STK’larla, medyayla ve özel sektörle işbirliği yapılması.

Koruma
-Tüm tedbirler içinde, mağdurların ihtiyaçlarına ve güven içinde olmalarına en büyük önemin verilmesinin sağlanması;
– Mağdurlara ve çocuklarına psikolojik ve hukuki danışmanlığın yanı sıra tıbbi yardım da sağlayan özelleşmiş destek hizmetlerinin düzenlenmesi;
– Yeterli sayıda sığınma evinin tahsis edilmesi ve günün her saati kullanılabilecek ücretsiz telefon yardım hatları sağlanması.

Yargılama
– Kadınlara yönelik şiddetin suç sayılmasının ve gerekli cezaların verilmesinin sağlanması;
– Gelenek, töre, din, yada “namus” gerekçelerinin, herhangi bir şiddet eyleminin bahanesi olarak kabul edilmemesinin sağlanması;
– Soruşturma ve yargılama sürecinde mağdurların özel koruma tedbirlerinden yararlanmalarının sağlanması;
– Kolluk kuvvetlerinin yardım isteyenlere anında yardıma gidebilmelerinin ve tehlikeli durumlara yetkinlikle müdahale etmelerinin sağlanması.

Bütüncül politikalar
– Yukarιda belirtilen tüm tedbirlerin kapsamlı ve koordineli politikaların bir parçası olmasının sağlanması ve kadına karşı şiddete karşı bütüncül bir mukabelede bulunulmasının temin edilmesi.

SÖZLEŞME KAPSAMINDAKİ SUÇLAR

Sözleşme taraf devletlere, aşağıda belirtilen davranışlara yönelik cezai veya başka bir hukuki yaptırım öngörmeyi zorunlu kιlmaktadιr:

– ev içi şiddet (fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik)
– taciz amaçlı takip;
– tecavüz dahil, cinsel şiddet;
– cinsel taciz;
– zorla evlendirme;
– kadınların sünnet edilmesi;
– kürtaja zorlama ve kısırlaştırmaya zorlama.

Burada açıkça verilmek istenen mesaj, kadınlara yönelik şiddetin ve ev içi şiddetin özel hayatta saklı kalacak konular olmadığıdır. Aksine, mağdur olan kimse failin eşi, hayat arkadaşı yada ailenin bir ferdi ise, aile içinde işlenen suçların özellikle travma yaratıcı etkisini vurgulamak üzere bu kişinin cezası daha da ağırlaştırılabilir.

Belki de artık bizimde bir Lekoşa Sözleşmesi hazırlamamız gerekiyor. Bir kadın  olarak ölümle , şiddetle, tacizle, tecavüzle burun buruna yaşamaktan kurtulabiliriz.

Goul Chakir

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı