Kıbrıs’ın dünyadaki dans elçisi

Dünyaca ünlü Kıbrıslı performans sanatçısı ve eğitmeni Özgen, Kıbrıs’ta başlayan ‘Dans’a yolculuğunun müzikallerle dünyaya taşınmasını Haberci Magazin’e anlattı.

4 Eylül 2019 - 09:59

Dünyaca ünlü Kıbrıslı performans sanatçısı ve eğitmeni Özgen, Kıbrıs’ta başlayan ‘Dans’a yolculuğunun müzikallerle dünyaya taşınmasını Haberci Magazin’e anlattı.

Kıbrıs’ta özel bir üniversitede okurken “Sultans Of The Dance”ın seçmelerine katılmasıyla hayatı, küçüklüğünden beri içinde olduğu; olmak istediği noktaya taşınan Özgen, şu anda Londra’da yaşıyor… Çeşitli müzikallerle dünya turnelerinde koreografisi; performansı ve yeteneğiyle çok konuşuluyor…

Hayat hikâyeniz nasıl başladı?

Çok popüler bir soru ama başlangıç noktası çok önemli… Ben Kıbrıslıyım. Ben performans yapıyorum. Tiyatro ve müzikal tarzı şeyler yapıyorum ama dansla, folklor danslarıyla başladım Kıbrıs’ta. Başlangıç noktası oydu açıkçası.

Yani Kıbrıs’ta folklor ile birlikte başladı performans sanatçılığınız…

Evet. Ama öncesinde hatırlarım çok küçükken 5-6 yaşındayken TRT’de klasik müzikleri konserleri olurdu… Ben televizyonun önünde dans ederdim. Annem ve babam alkışlamazlarsa beni ilgi görmezsem ağlardım. Böyle de bir kendimi gösterme çabam vardı herhalde…

Peki, Kıbrıs’tan sonra üniversite eğitiminiz burada mı yoksa yurt dışında mı devam etti?

Kıbrıs’tayken özel bir üniversite de Radyo ve Televizyon okudum ama okurken de dansla hep haşır neşir oldum. Dans kulübü kurduk, müzikaller yaptık. “Cats Müzikali”.  Ondan sonra Türkiye’deki ünlü dans müzikallerinde “Sultans Of The Dance” gibi büyük yerlerin elemeleri gelince bir arkadaş dedi ki hadi oraya gidelim. Baktım oradayım; elemeleri kazandım. Orada biraz çalıştım. Sonra başka guruplara girdim-çıktım. Böyle bir şekilde kendimi İstanbul’da buldum. Daha sonra da Avrupa’da.

“Sultans Of The Dance” macerası ne kadar sürdü? Ne kadar yer aldınız o grupta?

Sanırım 2 ya da 3 sene ama baya orada piştim diyebilirim. Çünkü folklor dansı da prensip içeren bir dans olmasına rağmen ben oradayken tabii bale, drama, modern dans ve diğer çeşit dansları öğrenince kendimi bir şekilde sentezledim. Baya bir ciddi kuruluştu ve ciddi eğitimler aldık.

Eminim “Sultans Of The Dance” büyük bir katkı sağlamıştır… Daha sonra da İngiltere’ye uzandınız, oraya gittiniz…

Her şey spontane gelişti… İngiltere’ye sadece dolaşmak için gitmiştim. Bir baktım bir yerlerde dolaşmaya başladım dans etmek için. O zamanlar birçok değişik dans yapıyordum. Sonra dedim ki İngiltere’ye gelmişken, Avrupa’ya gelmişken Türk danslarıyla ilgili bir şey yapayım. Sentezlediğim şeyleri kendime özgü şeyler yapıyorum… O zaman bir baktım ki kulaktan kulağa herkes beni konuşuyor. Küçük bir yerde dans etmeye başladım. Daha sonra Kanada’da buldum kendimi. Dünyada müzik ve dans festivallerinde Türkiye’yi ve Kıbrıs’ı tanıtmak için oraya davet edildim. Bir baktım dünya beni konuşuyor… Tabii bu kadar basit bir şekilde olmamıştı; çok çalıştım. Ama olaylar zincirleme bir şekilde gelişti…

Gittiğiniz yerlerde sadece gösteri mi yapıyorsunuz? Yoksa aynı zamanda workshoplar ve eğitimler de veriyor musunuz?

Türk müziğini, Arap müziğini, bizim etnik müziğini seven insanların katıldığı dans festivalleri ve müzik festivalleri var. Orada kendi solo gösterilerimi yapıyorum insanlar da atölyelere katılıyor. Oradaki atölyelere katılan insanlar zaten o dansın ve müziğin eksperi. Onlar zaten biliyorlar. Sadece benim stilimi öğrenmek için geliyorlar. Ayriyeten benim müzikallerim de var kendim yarattığım. 3 tane müzikal turneledim. 4 değişik kıtada. Türk müzikleri, sufizm, biraz daha ruhani konuları ekleyip Türk kültürünün tanıtımı gibi bir şey oldu diyebiliriz. Çok ilgi gördü. 4 kıtada dans ettiğim, Türk kültürünü ve Kıbrıs kültürünü tanıttığım için ödül aldım geçen sene… O yüzden çok mutluyum…

Gittiğiniz ülkelerde Kıbrıslı Türk ifadesini kullanıyor musunuz ve sizi anlıyorlar mı? Kıbrıslı Türkleri biliyorlar mı?

Ben tabii ki kendi çabalarımla belirli bir yere geldim. Belirli bir yere geldikten sonra da başka insanlarla network kuruyorsun ve ondan sonrası kendiliğinden gelişiyor. Ama Kıbrıslı Türküm diye tabii insanların aklı karışıyor… Latin Amerika’ya gittiğimde “Sen Kıbrıslı Türk müsün yoksa Kıbrıslı mısın?” diye soruyorlar. Çok karıştırıyorlar. Tabii Türkiye daha dominant olduğu için o karışıklıkta oluyor. Ben kendimi açıkçası dünyalı olarak hissediyorum. Çünkü çok dolaşıyorum ve belirli bir kimliğim yok. Sırf Kıbrıs’ta doğduğum için Kıbrıslı diye adlandırılıyorum… Dünyanın her yerinde olduğum için böyle bir karışık bir kültür içeren bir adam oldum büyük ihtimalle. Ben öyle değerlendiriyorum kendimi. Kıbrıslı Türk deyince bir tek Avrupa’da ve Amerika’da anlayabiliyorlar. O da orada çok koloni olduğu için. Avrupa’daki insanlar bu konuda biraz daha bilinçli ama Latin Amerika’ya gittiğimde tabii ki çok iyi bilmiyorlar… Japonya ve Asya ülkelerinde başka bir dünyada oldukları için zaten anlayamıyorlar…

Dünyanın birçok yerinde değer görüyorsunuz, çağrılıyorsunuz, gidiyorsunuz orada performanslar sergileyip eğitimler veriyorsunuz… KKTC’de bir temasınız oldu mu bu konuda?

Aslında fırsatım olmadı…  Avrupa’da genelde insanlar bu tarz benim yaptığım işe daha fazla ilgi gösteriyor… Daha ilgilerini çekiyor… Türkiye’de birkaç iş yaptım. Yapmaya da devam edeceğim büyük ihtimalle ama Kıbrıs’ta hiç öyle bir fırsatım olmadı ama yapmayı çok istiyorum… Benim büyük projelerim var. Nelson Mandela’nın yardım dernekleriyle görüşmeler yaptım 1-2 hafta önce. Yaptığım şovlardan bazı yardımlar oraya gidecek… Down Sendromu Türkiye ile de konuştum. Büyük bir proje olacak. O yüzden burada da beni insanlar tanısın istiyorum… İleride inşallah seneye belki ya da bu sene içerisinde gelip küçük gösteriler olmak üzere böyle bir başlangıç yaparsam çok sevinirim. Bu beni de üzüyor ama gerçekten çok yoğunum. Londra’da yaşamama rağmen evde sadece 1 hafta durabiliyorum. Daha sonra turneye çıkıyorum. Gerçekten hep yolculuktayım ama Kıbrıs benim vatanım. Burada doğdum; büyüdüm. Burada bir şeyler yapmak benim de hoşuma gider açıkçası…

Belki bir devlet kanalıyla, bir amfi tiyatroda bir performans sergilemek istersiniz. Belki o müzikallerden birini buraya taşırsınız. Buradan bir çağrımız olsun…

İki toplumun birleştiği bir şov olsa ne kadar güzel olur…

Bunu da o zaman gündeme getirmiş olalım biz sizin aracılığınızla… Şimdi önünüzde ne var? Şu an Kıbrıs’tasınız. Ne zaman ayrılacaksınız? Önünüzde neler var?

Haftaya Kıbrıs’tan ayrılıyorum… Sonra 2 günüm var Londra’da. Daha sonra Fas’a gidiyorum festival için. Ondan sonra Polonya, İtalya ve senenin sonuna doğru büyük ihtimalle Japonya’ya gideceğim.

Dünyanın her yerini gezdiniz mi?

Her yerini gezmemişimdir de 4 kıtaya gitmişimdir. Öyle çok hesaplamadım ama baya gezdim. Venezuela’ya gittim çok güzeldi… Ekvador’a gittim… Hiç alakası yok diye düşünüyordum ama gittim… Çoğu yerini gezdim tabii ama gitmediğim hala birçok yer var…

Her ülkenin yapısına göre mi siz de orada dans ediyorsunuz?

Yaptığım şovları oraya göre lokelleştiriyorum. Japonya’da çok büyük şovlar yaptım. Japonya’da bana “Osama” diyorlar… “Osama” Osmanlı padişahı anlamına geliyor… Çünkü ben Osmanlı padişahlarını, o eski kültürü çok sevdiğim için o tarz kostümlerle çıkıyorum… Orada bizim kültürümüzü, bizim yaşam stilimizi ya da bizim ağladığımız; güldüğümüz şeyleri bilmedikleri için orada baya bir açıklamam gerekiyor… Mesela benim “Ağıt” sahnelerim var. Orada Mevlana’nın gelip dönüşleri… Oradaki o kültürü bilmedikleri için bazen onları o sahneden çıkartmam gerekiyor… Çünkü gerçekten bilmiyorlar… O yüzden lokelleştiriyorum yaptığım şovları. Ama genelde acılar, hissedilenler, aşklar ve sevgiler üniversal. Yani herkes aynı şekilde, bir şekilde hissediyor aynı şeyi… İspanyollar çok samimi bana karşı onlar beni gerçekten çok seviyorlar…

Sergilediğiniz performansların belirli bir tarzı var mı? Çünkü sizi oryantalde de izliyoruz ama çok güzel roman havası da izledik… Müzikallerde ise çok daha farklı şeyler de gördük…

Ben aslında etnik dans ve etnik müzik adı altındaki her şeyi kapsamayı seviyorum… Bazı şeylerde Hindistan’da oluyor. Ben bunları sentezliyorum… Sadece o şekilde sunmuyorum çünkü sevmiyorum… Farklı bir şey yapıyorum ben, aslında kendi yarattığım bir şeyi yapıyorum… Lirik dans yapıyorum… Bazen Zeki Müren’in şarkılarına kalça hareketleri olan bir şey yapıyorum… Farklı projelerim var ileride… Çakralarla ilgili… Bu çok eski bir dans Oryantal, Roman… Bunları Çingeneler Hindistan’dan dolaştırdıkları için aslında çakralarla çok alakası olan danslar… Hareketler falan çok doğaya özgü… Öyle projelerim ve araştırmalarım var… O yüzden baya bir sentez yapıyorum. Yani Yakın Doğu ile Uzak Doğu’yu birleşmiş şekilde sentezliyorum açıkçası ve o yüzden ilgi görüyor…

Yer değiştirmeyi hiç düşünmediniz mi?

Bir ara İspanya’ya taşındım 3-4 aylığına… Pek ısınamadım açıkçası… İşimden dolayı bazen 3-4 ay başka ülkelerde yaşamam gerekti… Gerekiyor da ben zaten gezmeyi seviyorum… Duramıyorum… Yani zaten sadece Londra’da yaşasam sıkılırım. Avustralya’da yaşadım, İspanya’da yaşadım, Japonya’da da yaşadım. Ama bunlar 3 veya 4 ay. Bir de İtalya’da 3-4 ay yaşadım. Bir de sanırım 2 sene içerisinde New York’ta da 3 sene yaşamak zorunda kalacağım seve seve tabii ki…

Sizi takip etmek isteyenler nereden izleyebilirler?

Facebook’tan da bakabilirler ama şu anda Instagram daha popüler biliyorsunuz… O yüzden “mr_ozgen” diye takip ederseniz çok sevinirim… Çok teşekkür ederim herkese… Görüşmek tanışmak üzere…

Etiketler

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı