Kempinski’de çözüm yine suya mı yazılacak?

Özellikle denizlerdeki hak kavgası, işin savaşa doğru nasıl gelişebileceğini gösterirken, kendine “Kıbrıslıyım” diyenlerin iki kere düşünmesi gerekiyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, yarın akşam Berlin’de Kıbrıs Türk Toplumu Lideri Mustafa Akıncı ile Kıbrıs Rum Toplumu Lideri Nikos Anastasiadis’i yeniden bir araya getiriyor.

Adlon Hotel Kempinski’de “sadece akşam yemeği” yenilecek olan bu üçlü görüşme konusunda beklentiler oldukça küçük. Zaten, bir-iki saatlik akşam yemeğinin de Kıbrıs sorunu gibi “dev(!)” bir sorun için yetersiz olduğunu çalan çok sayıda saz var.

Aslında açıklamalara bakıldığında hem Akıncı’nın hem de Anastasiadis’in beklentilerinin düşük olduğu hemen anlaşılıyor. Ancak, Kuzey Kıbrıs’ta atlarını nallayıp Cumhurbaşkanlığı seçimi için yollara düşenler bu çabaya bile karşı. İddiaları, “Nisanda Cumhurbaşkanlığı seçimi varken (neredeyse yarın bir yıl uzakta) neden görüşme yapıyor, falan, filan” diye ortalığı yıkıyor. Üstelik sadece sağdan değil, soldan da (yani sol denebilirse).

Bu efendiler için yarım bir yılın insan hayatında hiç mi hiç önemi yok. Onlar için varsa yoksa o koltuk.

“Ah, o koltucuğa bir otursam, öyle güzel de mindercik atsam üstüne, gel keyfim gel, ne çözümler yaparım beeee” diyen çok.

Çözümsüzlük Kıbrıslı Türkleri tüketiyormuş, ekonomiyi batırıyormuş, göç eden gençler geri dönmüyormuş, Hindistan’dan, Çin’den sonra (ki bunları da geçmiş olabiliriz) ortalama olarak nüfusu en fazla artan toprak parçası olmuşuz, kimin umurunda…

Ah o koltucuk ah…

Dünyaca meşhur bilim insanları Muzaffer Şerif veya Sigmund Freud hayatta olsaydı eminim, Kıbrıs denen adada yaşayanları incelemek için atılıp buralara gelirdi. Belki de bazı tezlerini baştan yazardı.

“Bu iki toplum nasıl oldu da kendinin yamyamı oldu, nasıl bir duyguyla kendi kendilerini yiyip tüketiyorlar, üstelik de hep başkalarının çıkarına!”

“Yokmuş gibi davranarak”, adına da “Öğrenilmiş çaresizlik” diyerek, debelenip duruyoruz. Suni krizlerle tepişenlerin ayakları altında ezilen çimen bile değiliz. Bizden olsa olsa “yer-gastro” olur.

Aslında, “artık Kıbrıslıların çözüm için anlaşmaktan başka çareleri kalmadığını” birçok dünya ülkesi yüksek sesle söylüyor.

Özellikle denizlerdeki hak kavgası, işin savaşa doğru nasıl gelişebileceğini gösterirken, kendine “Kıbrıslıyım” diyenlerin iki kere düşünmesi gerekiyor.

Rum tarafından, Guterres’in “sürecin sona erdiğini ve BM’nin bu çabadan geri çekildiğini” söyleyebileceği yolunda sesler geliyor.

Sahi hiç düşündünüz mü?

BM bu kısır oyundan çekilse, Barış Gücünü de alıp gitse, mevcut statükolar her iki tarafta da kemikleşse ne olacak?

Kıbrıs Cumhuriyeti adını kullanan Rum Yönetimi zenginliğine zenginlik mi katacak, yoksa Akdeniz’deki tepişmeden denize sandal bile çıkarmaya korkacak mı? Sınırlarına asker koyabilecek mi? Rumlar bunu düşünüyor mu?

Statüko kalıcılaşırsa Maraş’a elveda, Omorfo’ya elveda diyeceklerini biri onlara anlattı mı?

Peki mevcut statüko kalıcılaşırsa Kıbrıslı Türkler ne olacakları konusunda öngörülere sahip mi?

Kim?

Kıbrıslı Türkler mi?

Burada öyle birileri yok ki…

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı