Kavala müdahalesi

Türkiye ‘yumuşak gücünü’ tümüyle yitirmiş görünüyor

20 Şubat 2020 - 10:41

İstanbul’da savcılar, uzun uzun düşünüp Nisan ayındaki KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Türkiye karşıtlarına avantaj sağlamanın yollarını bulmaya çalışsalardı bundan daha iyi bir yöntem bulamazlardı herhalde…

İş insanı Osman Kavala, 840 gün tutuklu kaldığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı ile salıverilmesi gerektiği halde tahliye edilmediği Silivri Cezaevi’nden beraat kararıyla bile çıkamadı. Gezi davasından beraat ettiği günün akşamı, 15 Temmuz darbe teşebbüsüne katıldığı gerekçesi ve Savcılık kararı ile yeniden tutuklandı.

KKTC seçmenlerinin önemli bir bölümü, böyle bir yargılama sürecini benimsememek bir yana, dünyanın en kötü şeyi olarak algılayacaklardır. Yargının bu hale gelmesi onlar için ‘korkunç’ bir şeydir ve böyle bir şeyden mümkün olduğu kadar uzak kalmak gibi bir tutumları olacaktır.

ERDOĞAN’IN KATKISI

Savcıların çabası yetmezmiş gibi, Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu sürece katkı koydu. Dünkü AK Parti grup toplantısında yaptığı konuşmada Gezi Davası’nda alınan kararları değerlendiren Cumhurbaşkanı, Osman Kavala’nın Soros’un Türkiye ayağı olduğunu iddia ederek, “Bunlar ciddi anlamda Soros türü bazı ülkeleri ayaklandırmak suretiyle oraları karıştıran tipler vardır. Onun da Türkiye ayağı malum içerideydi bir manevra ile onu dün beraat ettirmeye kalktılar” ifadelerini kullandı. Erdoğan grup toplantısı sonrasında gazetecilere yaptığı açıklamada ise, Osman Kavala hakkındaki yeni tutuklama kararına ilişkin olarak, “Yargı bir karar verdi, saygı duymak gerekir” diye konuşabildi ama… Dün akşam saatlerinde ise beraat kararı veren üç hâkim hakkında soruşturma yapılacağı haberi geldi.

Savcıların mahkeme yerine geçtiği, hiçbir yargılamanın mahkeme heyetleri defalarca değişmeden tamamlanmadığı, hâkimlerin verdikleri kararlar nedeni ile soruşturulduğu, Kavala örneğinde olduğu gibi sanıkların 840 gün tutuklu kaldıktan sonra beraat edebildiği böyle yargılama sürecinin savunulacak hiçbir tarafı olamaz.

AKINCI’NIN OYU ARTTI

Araştırmalar, KKTC seçmenlerinin kimlik ve kültürlerinin tehdit altında olduğuna inandıklarını ortaya çıkarıyor. Buna bir de Türkiye ile biraz daha yakınlaşma halinde yargı düzeninin Türkiye’dekine benzer bir hal alacağı endişesini eklerseniz insanların kanlarını donduracak bir tehlike ile karşı karşıya olduklarını hissetmelerinin nedenini kolaylıkla anlayabilirsiniz.

Bunun sonucu haliyle şu olacaktır: KKTC seçmeni, Nisan ayındaki seçimlerde, Türkiye’den yönelecek telkinlere ‘evet’ diyeceğini düşündüğü adaylardan uzak duracaktır.

Nedeni de şudur: KKTC seçmenleri, Türkiye’deki gibi bir düzen içinde yaşamak istememektedir.

Bunu sadece Kıbrıs kökenli KKTC yurttaşlarına mal etmek de doğru değildir. Bu gerçek, Türkiye kökenli KKTC yurttaşlarını kucaklamayı amaçlayan Yeniden Doğuş Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Erhan Arıklı tarafından bile kabul edilmiş durumdadır. Arıklı, Türkiyeli yetkililer ile arasına mesafe koyduğunu bizzat kendisi ifade etmektedir. Onlarla özdeşleşmek istememektedir.

Bu durumda, Türkiye karşıtlığını ifade etmekten çekinmeyen ve hatta bunu fırsata dönüştürmeye çalışacak adayların şansının arttığını söylemek kehanet sayılmaz, değil mi?

MÜDAHALE GÜCÜ

Aslında bu endişeli tutum bile, KKTC yurttaşlarının kaderlerini Türkiye ile özdeş gördüklerinin kanıtıdır.

Türkiye’de ne varsa, bizde olacak olan da odur! Buna inanıyorsanız, iyi saydığınız gelişmeler olması durumunda Türkiye’ci, kötü saydığınız gelişmelerin yaşandığı durumlarda Türkiye karşıtı olursunuz tabii…

İşte tam bu nedenle, Türkiye, KKTC yurttaşları üzerindeki etkisini veya ‘yumuşak gücünü’ yitirdi diyebiliyoruz. Türkiye’nin KKTC seçimlerine ‘yumuşak müdahaleleri’ artık eskisi gibi sonuç vermiyor; ters etkilere neden oluyor.

Bu saptamalar ne kadar kabul görür ve dikkate alınır bilmiyorum. Ama bu seçim sürecini bir de bu açıdan izlemenin ve gerekli dersleri çıkarmanın Türkiye-KKTC ilişkileri bakımından yararlı olacağını düşünüyorum.

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı