“İsyanımız, halkın isyanıdır. Artık susmayacağız!”

Bugün Vizyonerler Kulübü’nde, “toplumsal seferberlik ve ortak akıl” ilkelerini benimseyerek kısa sürede 20 bin üyeye yaklaşan “yol yoksa seyrüsefer da yok” adlı Facebook grubunu ve toplumsal ayaklanmayı ele alıyoruz.

Mustafa Abitoğlu-

“Haberci gazetesinde her hafta Pazar günü yayınlanan Vizyonerler Kulübü köşem için dünyadaki siyasi gelişmelerden ekonomik gelişmelere, teknolojik dönüşümlerden iletişim alanındaki büyük kırılmalara, geçtiğimiz 10 yılda meydana gelen olayları irdeleyen bir yazı kaleme almayı planlarken, Perşembe akşam saatlerinde kurulan“yol yoksa seyrüsefer da yok” adlı Facebook grubu fikrimi değiştirmemi sağladı. Yeni yılın girişiyle birlikte hükümet tarafından açıklanan zam haberlerine tepki amaçlı sade yurttaşların kurduğu grup sosyal medyada bugüne kadar görülmemiş yoğunlukta bir tepkiye sebep oldu. Grup bu satırlar yazılırken 18bin kişiye ulaşmıştı.

2019’un son yazısında, toplumumuzun tüm paydaşlarıyla ayrışmayı bırakıp ortak meselelerimize toplumsal seferberlik ve ortak akılla yaklaşması gerektiğini belirterek, 2020’nin “Toplumsal seferberlik ve ortak akıl yılı” olmasını dilemiş ve şöyle devam etmiştim:

“Gençler alttan gümbür gümbür, başka bir memleket mümkün diyerek geliyor. Kıbrıs’ın Z jenerasyonu, ülkedeki edilgenlik kültürü ve öğrenilmiş çaresizlik virüsüne meydan okumaya başladı. Pazar günkü Vizyonerler Kulübü’nde de paylaştığım gibi, oluşturdukları platformlarda hayalini kurdukları ve söz sahibi olacakları, kendi ayakları üzerinde durabilecek ülke için büyüklerinin aksine ortak akılla sadece fikir oluşturmayıp projeler geliştiriyor, kurumlar inşa ediyorlar. Mevcut siyasi partilere güvenmiyorlar, kendilerini ifade edecekleri, değer görecekleri kendi platformlarını birlikte inşa ediyorlar.”

Kıssadan hisse; enseyi karartmayın. Bu toplum ağır aksak da olsa ilerliyor. Gençler, toz pembe hayaller peşinde değil. Sorunların farkında ve bu sorunlara sadece ortak akılla çözüm üretileceğinin bilincindeler. Ben bu nesilden çok umutluyum. 2020, değişim ve dönüşüm yılı olsun. Bu değişim ve dönüşümü, Kıbrıs’ın Z jenerasyonu inşa etmeye başladı bile. Gözünüz onların üzerinde olsun. Hoş gel 2020!”

DÜNYADAKİ HÜKÜMET KRİZİ BİZE DE YANSIYOR

O gençler göreve başladılar bile. Daha ilk günlerinden 2020’nin değişim, dönüşüm ve ortak akıl yılı olacağı anlaşılıyor.

Orta Doğu’dan Güney Amerika’ya farklı coğrafyalarda birbirinden uzak ülkelerde insanlar protesto gösterileri düzenliyor. Kimi benzer gerekçe ve taleplerle  kimi de farklı taleplerle insanlar sokaklara dökülüyor. Son yıllarda dünyanın farklı coğrafyalarındaki toplumsal kalkışmaların kaynağı olarak neoliberal politikalarla yönetmeye çalışan hükümetler gösteriliyor. Dünya halkları; hükümetlerin izledikleri neoliberal politikalardan dolayı siyasetçileri yolsuzlukla suçluyor, bu politikaların gelir adaletsizliği yarattığı, ve yoksulluğu derinleştirdiği savunuluyor, ve hükümetin geniş halk yığınlarını temsil etmediği ve halkın doğrudan katılımına dayalı başka bir yönetim anlayışının öne çıkması gerektiğini haykırıyor.

Ülkemiz için de adını koyalım. Zamlarla birlikte ortaya çıkan yoğun tepki, sadece zamlara yönelik bir tepki değil; esasen kirli, yozlaşmış, hesap vermeyen siyasete, işlemeyen kurumlara karşı bir halk ayaklanmasıdır. Neden böyle düşündüğümü yakın tarihten hatırlatmalar yaparak açayım.

KONUŞMA ZAMANINI HATIRLADIM

Toplumsal süreçlerde, 10 yıllık dönemler kritik değişim ve dönüşümleri işaret eder. 2000’li yılların başında başlayan mevcut düzenden hoşnutsuzluk, Annan Planı’nın ortaya çıkmasını takiben zirve yapmış, büyük halk hareketlerini tetiklemiş, hükümetlerde değişiklik olmasına rağmen arzulanan köklü değişimleri tetikleyememişti. O yıllara kadar işinden aşından olmak endişesiyle konuşmaya korkan, bir şeyleri değiştirebileceğine dair gücü olduğuna inanmayan  halk yığınlar, fırsat penceresinin açılmasıyla bir anda kabuğunu kırmış, ilk olarak rahmetli Doğan Harman’ın Genç TV’deki küçücük stüdyosunda “Konuşma Zamanı” adlı programın canlı yayınına bağlanarak mevcut yönetim anlayışına eleştirilerde bulunuyor, yönetenlerden hesap sormaya başlıyordu.  Ne var ki Annan Planı’nın Rumlar tarafından reddedilmesini müteakiben toplumsal yaşamı iyileştiren köklü reformları siyaset kurumunun bir türlü hayata geçirememesinden dolayı derin bir hayal kırıklığı oluşmuş ve bu süreç 2010’lu yıllara kadar sürmüştü.

2011 yılında dönemin Cumhurbaşkanı özel temsilcisi Kudret Özersay önderliğinde “bu düzen bize yakışmıyor” sloganıyla sosyal medyadan oluşan tepki kısa sürede “temiz siyaset ve temiz toplum” şiarıyla genellikle mevcut siyasi partilerden hoşnut olmayan, düzenin değişmesini talep eden Kıbrıslı Türklerin tarihine “toparlanıyoruz” hareketi olarak geçen hareketi doğurmuştu. Toparlanıyoruz hareketi savunduğu idealler, sosyal medyadan örgütlenme biçimi ve siyasi partilerden bağımsız duruşuyla Kıbrıslı Türk siyasi yaşamında derin kırılmalara sebep olmuş, ve gerek ana muhalefet CTP gerekse KKTC’nin kurucu partisi UBP’de köklü değişimleri tetiklemişti.

SİYASETİN KRİZİ DERİNLEŞİYOR

UBP-HP koalisyon hükümetinden önceki dörtlü koalisyon hükümeti arzulanan büyük toplumsal uzlaşı ve köklü reformları hayata geçirmek üzere hayatına başladı ama Türkiye ile kurulamayan sağlıklı diyalog ve kaynak akışının başlayamaması ve  çeşitli başka gerekçelerle başaramadı. Ardından kurulan UBP-HP hükümeti de Türkiye’den beklediği desteği bulamayınca bütçesinin çok büyük çoğunluğunu oluşturan maaş ve benzer ücretleri ödemek için dolaylı vergilerde zam yapma yoluna gitti. Uzunca bir süreden beri artan kazalar, verilen can kayıpları ve yol güvenliğinin bir türlü sağlanamaması, artan kriminal olaylar karşısındaki hükümetlerin aciz görüntüsü, siyaset kurumunun basiretsizliği ve başta sendikalar, sivil toplum örgütlerinin etkisizliği ve inandırıcılığını yitirmesi halkın sabrını taşırdı.

Yapılan araştırmalarda dünya genelinde hükümetlerin halkları için doğruyu yaptığına inananların oranı yerlerde sürünüyor. Pew Research Center’e göre bu oran %14. Aynı araştırmada birçok Güney Amerika ve Avrupa  ülkesinde hükümete güven %5’in altında seyrediyor. ABD’de durum farksız. Sadece halkın %17’si hükümetin çoğu zaman doğruyu yaptığına inanıyor. Oysa 1958 yılında yapılan araştırmalarda bu oran %73’lerdeydi. Bugün ABD halkının %64’ü bir seçilmiş federal temsilci konuştuğunda doğruyu söyleyip söylemediğini seçmekte zorlandıklarını vurguluyor. Sadece ABD, değil dünya genelinde de durum farksız. Edelman Trust Barometer’e göre, dünya genelinde her 5 kişiden biri sadece sistemin kendisi için  çalıştığına inanıyor.

YOL YOKSA SEYRÜSEFER DE YOK!

UBP-HP koalisyon hükümetinden önceki dörtlü koalisyon hükümeti arzulanan büyük toplumsal uzlaşı ve köklü reformları hayata geçirmek üzere hayatına başladı ama Türkiye ile kurulamayan sağlıklı diyalog ve kaynak akışının başlayamaması ve  çeşitli başka gerekçelerle başaramadı. Ardından kurulan UBP-HP hükümeti de Türkiye’den beklediği desteği bulamayınca bütçesinin çok büyük çoğunluğunu oluşturan maaş ve benzer ücretleri ödemek için dolaylı vergilerde zam yapma yoluna gitti. Başta seyrüsefer olmak üzere birçok kaleme zam haberiyle yeni yıla uyandık. Uzunca bir süreden beri artan kazalar, verilen can kayıpları ve yol güvenliğinin bir türlü sağlanamaması, artan kriminal olaylar karşısındaki hükümetlerin aciz görüntüsü, giderek derinleşen ekonomik kriz karşısında siyaset kurumunun basiretsizliği ve başta sendikalar, sivil toplum örgütlerinin etkisizliği ve inandırıcılığını yitirmesi halkın sabrını taşırdı.

Takip edebildiğim kadarıyla tamamen partilerden ve sivil toplum örgütlerinden bağımsız Fikri Maraşalı adlı bir genç yurttaşın inisiyatifiyle açılan “yol yoksa seyrüsefer da yok” Facebook grubu 2 günde 18bin üyeye dayandı. Grup içerisinde yapılan çeşitli paylaşımlarda yollardaki sıkıntıların yanı sıra siyasetin hiçbir konuda sorunları çözemediği, belli odaklara rant sağladığı, partililerine hizmet ettiği kıyasıya eleştiriliyor. Halkın isyanı, sadece siyasete değil, sendikalara, kurumlara güvensizlik ekseninde vücut buluyor. Dünyadaki halk ayaklanmalarına baktığımızda müthiş paralellikler gözlemliyoruz.

Bir yurttaşın gruptaki paylaşımı yapılan yüzlerce paylaşımın ortak paydasını, ortak aklını oluşturduğu için paylaşmakta yarar görüyorum:

“Devlet, yıllardır, trafik polisleri vasıtasıyla vatandaşına tuzak kurdu. Neredeyse her çalının arkasına saklanıp radar tuttu. Her köşe başında, vatandaşı durdurup evrak sordu. Eksik olanı yazdı. İnsanların cebindeki ilaç paralarına, çocukların okul paralarına el uzattı. Yeni bir şey değil. Yıllardır böyle oldu. Bizler, vatandaş olarak milyonlarca TL trafik cezası ödedik. Bu paralarla, trafikteki istisnasız her eksik giderilirdi. Olmadı. Yapamadılar. Yapmadılar. Devamlı surette kelime oyunu yaptılar. Basiret yoktu. Şimdi de yok. Siyasi irade yoktu. Şimdi de yok. Böyle giderse, yarın da olmayacak. Şimdi, vatandaşın eylem yapma zamanı geldi. İktidar ve muhalefet, bu koşullarda, bu ülkeyi yönetemiyorlarsa, lütfen evlerine dönsünler.”

Geçen hafta yazmıştım.

“Ülkedeki edilgenlik kültürü ve öğrenilmiş çaresizlik virüsüne de meydan okuyor gençler. Kendilerinden önceki nesillere dair bir güvensizlik ve inançsızlığın hakim olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Tam da bu yüzden, hayalini kurdukları ve söz sahibi olacakları, kendi ayakları üzerinde durabilecek ülke için sadece fikir oluşturmayıp projeler geliştiriyor, kurumlar inşa ediyorlar.”

HALK, İRADESİNE SAHİP ÇIKIYOR

Bu satırlar yazılırken “Yol yoksa seyrüsefer da yok” komitesinden eylem kararı ve halkı davet eden mesajı geldi. Noktasına, virgülüne dokunmadan paylaşıyor ve hepinizi bu organik halk eylemine davet etmek istiyorum:

Değerli halkımız,

Güzel adamızın yıllar içinde üretimden uzaklaştırılması, yenilenmelerin dışarıya bağımlı yapılması, yapılan yenilenmelerde bilimsel gerçekliliğimizden uzak olması, halkımızı artık çileden çıkartmıştır. Halkın geçim sıkıntısı dikkate alınmadan, arka arkaya alınan zam kararları, evlerde aşın-ocağın yanmaması demektir. Sağlık hizmetlerinden yararlanmanın, artık lüks olması, eğitimin alınamaması, güvenlik sıkıntılarının olması demektir. Bu işin artık ne rengi, ne partisi, ne ulusu vardır. Bıçak çoktan kemiğe dayanmıştı, kemik çoktan kırıldı. Bunun farkındayız.

Yapılan zamların artık geri alınması gerekmektedir. Bunun başka şansı yoktur. Artık evinin elektriğini ödeyemeyen halkımızın, buna dayanacak gücü ve takatı kalmadı. Bugüne kadar verilen tepkilerin birikmişliği var içimizde. Artık susmayacağız, bir çıkar grubuna da çıkar sağlamayacağız. Bizlerin çığlığı vergisini verip de karşılığını alamayanların, hastahane kapılarında ilaç bekleyenlerin, ücretsiz eğitim hakkı olan öğrencilerin, uyuşturucu batağına sokulmaya çalışılan gençlerin, yollarda trafik cinayetlerine kurban gidenlerin çığlıdır. Kısaca bu çığlık hepimizin çığlığıdır.

Güzel bir ülkede yaşamak istiyorsak, ayağa kalkıp sesimizi çıkartma zamanı geldi. Güzel bir ülke yaratmak istiyorsak, bu köhnemiş rejim değil, halk kazanacak!

İnanıyoruz.

Tüm halkımızı 8 Ocak 2020, Çarşamba günü saat 18:00’da Lefkoşa Terminal’ine çağırıyoruz.”

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı