İki küs kardeşin hikayesi

Küçük bir yanlış anlama sonucu başlayan anlaşmazlığı izleyen ayrılık, giderek büyüyen bir uçuruma dönüştü ve en sonunda yerini, karşılıklı kullanılan hoş olmayan sözlere bıraktı.

30 Mayıs 2020 - 07:30

Bir zamanlar, birbirine bitişik iki çiftlikte yasayan iki erkek kardeş vardı.

Günlerden bir gün bu iki kardeş arasında bir anlaşmazlık baş gösterdi.

İki kardeş arasında o zamana değin ilk kez görülen anlaşmazlık, giderek büyüdü ve kardeşler arasında ayrılığa neden oldu.

İki kardeş, birbirlerine yalnızca küsmekle kalmadılar, yıllardır ortaklaşa kullandıkları tarım makinelerine değin sahip oldukları tüm araç gereçlerini ve mal varlıklarını da ayırdılar.

Küçük bir yanlış anlama sonucu başlayan anlaşmazlığı izleyen ayrılık, giderek büyüyen bir uçuruma dönüştü ve en sonunda yerini, karşılıklı kullanılan hoş olmayan sözlere bıraktı.

Bunun arkasından da beklenenler oldu ve kardeşler arasında önce şiddetli bir kavga, sonra da ürkütücü bir sessizlik yaşanmaya başladı.

Bir sabah, bu iki kardeşten büyüğünün kapısına bir usta geldi.

Elinde büyük bir marangoz çantası vardı.

Ev sahibinden geçici bir iş istedi:- – “Yapılacak ufak tefek bir işiniz varsa, size yardımcı olmak isterim”, dedi.

“Elimden hemen her iş gelir. Birkaç gün çalışırım, işi bitiririm.” Büyük kardeşin aklına o an bir “iş” geldi.

– “Evet, sana göre bir işim var” dedi ve küçük kardeşinin çiftliğini işaret etti.

“Şu derenin karşısındaki çiftlik, komşumundur.

Daha doğrusu, benim küçük kardeşime aittir o çiftlik.

Geçen haftaya dek benim çiftliğimle onun çiftliği arasında bir otlak vardı.

Sonra o, buldozeriyle oraya ırmak bendi yaptı ve şimdi aramızda, otlak yerine, çiftliklerimizi birbirinden ayıran bir dere var.”

İş isteyen adam, büyük kardeşin söylediklerini dikkatle dinledikten sonra sordu :

– “Benden ne yapmamı istiyorsunuz?” dedi. Büyük kardeş önce kuşkusunu,
sonra da kararını açıkladı :- – “Kardeşim bunu, bana acı vermek için yapmış olabilir”, dedi.

“Fakat şimdi ben, onun yaptığından daha büyük bir şey yapacağım.” Bunları söyledikten sonra adamı aldı, ahırların olduğu yere götürdü ve duvarın dibinde yığılı duran kütükleri gösterdi.

“Senden, bu kütükleri kullanarak, iki çiftlik arasında üç metre yükseklikte bir çit yapmanı istiyorum”, dedi.

“Kaç gün çalışırsan çalış, nasıl yaparsan yap ama bana öyle bir çit yap ki, gözlerim kardeşimin çiftliğini artık görmek zorunda kalmasın”.

İş arayan usta, başını salladı:- – “Sanırım durumu anladım, efendim”, dedi.

“Şimdi bana çivilerin, kazma küreğin yerini gösterin ki hemen işime başlayayım.

Büyük kardeş ustaya kazma, küreğin ve çivilerin olduğu yeri gösterdikten sonra, alışveriş yapmak için kasabaya gitti.

Usta ise,tüm gün boyunca ölçerek, keserek, çivileyerek sıkı bir biçimde çalışmaya koyuldu.

Akşam güneş batarken o işini bitirmiş, çiftlik sahibi büyük kardeş ise alışverişini tamamlamış, kasabadan dönüyordu.

Çiftliğe gelir gelmez ustanın yaptıklarına baktı ve şaşkınlıktan gözleri, yuvalarından fırlayacakmış gibi açıldı.

Karşısında, yapılmasını istediği çit yoktu ama, derenin bir yakasından öteki yakasına uzanan görkemli bir köprü vardı.

Biri kendi çiftliğinin toprağına, öteki küçük kardeşinin çiftliğinin toprağına oturtulmuş sağlam iki ayak üzerinde, yanlarındaki korkuluklarına varıncaya dek tüm ayrıntılarıyla yapılmış ve tam anlamıyla “usta işi” denilecek kusursuzlukta bir köprü uzanıyordu.

Büyük kardeş, hâlâ geçmeyen şaşkınlığıyla bu köprüyü seyrederken, karşıdan birinin geldiğini gördü.

Dikkatle baktığında gelen kişinin, komşusu, yani küçük kardeşi olduğunu anladı.

Kardeşi, kollarını iki yana açmış olarak köprünün karşı ucundan kendisine doğru yürüyordu :

– – “Benim sana karşı yaptığım bunca haksızlığa ve söylediğim bunca kötü sözlere karşın sen, bu köprüyü yaptırarak ne denli iyi ve ne denli büyük bir insan olduğunu gösterdin”, dedi ağabeyine.

“Şimdi bir büyüklük daha yap ve sen de kollarını açarak bana gel…”

Köprünün iki ucundan ortaya doğru yürüyen kardeşler, köprünün ortasında bir araya geldiler ve özlemle kucaklaştılar.

Büyük kardeş bir ara arkasına baktığında, çantasını toplayıp, oradan ayrılmakta olan ustayı gördü.

– – “Gitme, dur, bekle?” diye seslendi ona.

“Sana yaptıracağım birkaç iş daha var, çiftliğimde…”

Usta gülümsedi : – – “Ben buradaki işimi tamamladım, gitmem gerek”, dedi ve ekledi : “Yapmam gereken daha çok köprü var…”

“Köprüleri kurabilecek gücünüz hiç eksik olmasın, Köprüleri kurduktan sonra da, yıkılmaması için sık sık bakımını yapın, yani sevdiklerinize zaman ayırın, o köprü yoluyla sık sık gönüllerini ziyaret edin.”


 Sufizm’de SU FELSEFESİ           

Bu ileti sanırım yeni yayınlanmış..Arka arkaya üç dosttan geldi.Suyun kıymetini en iyi bilenlerin arasında Kıbrıs‘lı Türkler de vardır. Anavatandan bağlanan suyla  o kesintili günler geride kaldı .Hasara uğrayan ana borunun tamiri de hızla ilerliyor…Umarım “susuz bir yaz “Yaşamayacağız..

Sufizm e göre “suyun doğası bir felsefe anlatır “diyor dostlar ..İşte o paylaşım .

Meselâ dağdan akan suyu düşünün. En az direnç gösteren yolu seçer akmak için. Yani önüne bir kaya çıkacak olursa onunla uğraşmaz, kayayla mücadele etmez, etrafından dolaşıp devam eder akmaya. Suyun bu doğasından alınan ilhamla şöyle der Sufiler: -“Seninle uğraşan hiç kimseyle uğraşma; eğer uğraşırsan, onunla aynı yerde kalırsın. Etrafından dolanıp devam et yoluna.”

Diyelim ki dağdan akan su önüne çıkan kayanın etrafından dolaşamayacak bir yola denk geldi. O zaman ne yapar, birikip üstünden aşar. Yok eğer bu da olmuyorsa, sabırla kayayı damla damla delmeye başlar. Kayayı delmeyi başaran suyun kuvveti değildir tabii ki, damlaların sürekliliğidir ki, buna da “sabır” derler. Sabretmek hiçbir şey yapmadan oturmak değildir. “Sabır dikenin içinde gülü, gecenin içinde gündüzü hayal edebilmektir” der Şems-i Tebrizi. Suyun doğası imkânsın bile başarılabileceğini, bunun için sabırlı ve istikrarlı olduğunu öğretir.

Kayayı delen su elbette yine yoluna devam eder. Su hep akar. Bilir ki, aktıkça temizlenir. Bazen dere kenarlarında su birikintileri oluşur; akmayan su bulanır, çamurlaşmaya başlar. Üzerine pislik birikir ve Sufiler bu yüzden derler ki:

-“Sen su gibi ak. Her daim yenilen. Her gün yenilen. İki günün aynı olmasın. Dünü dünde bırak yeni şeyler öğren.”

Meselâ su değişimden hiç korkmaz. Ama insanlar değişimi sevdiklerini söyleseler de, aslında bundan çok korkarlar. Su, değişimi ne güzel de anlatır. Bazen yağmur olur, bazen kar olur, bazen buz olur, bazen buhar olur. Buhar olduğunda çıkar gökyüzüne, yağmur olup iner yine yere.

Ayrıca su uyumludur. Çay bardağına koyduğunda çay bardağının şeklini alır, kovaya koyduğunda kovanın. Sürekli bulunduğu yere uyumlanır ama doğası hiç değişmez. Her yere her şeye uyum sağlar. Unutma ki dünyada her zaman doğaya uyum sağlayanlar hayatta kalır. Uyum sağlayanlar esnektir çünkü. Değişime direnenlerse, katı. Fırtına en sert en güçlü ağaçları devirir ama esnek fidanlara, otlara hiçbir şey yapamaz. O yüzden esnek olanlar, uyum sağlayanlar hayatta kalır.

Aynı zamanda akışa teslim olur. Teslimiyet içindedir. Çünkü bilir ki, bütün dereler eninde sonunda büyük denizlere, okyanuslara akar. Elinden geleni yaptıktan sonra hayatın akışına teslim olmaktır bu.

Su berraktır, şeffaftır. Olduğu gibidir yani. Paylaşımcıdır. Hep besleyicidir. İnsanları, hayvanları, doğayı besler. Hayatı başlatandır. Su olan her yerde bitkiler vardır, hayvanlar vardır, insanlar vardır.                                          İşte suyun bu yapısından dolayı Sufiler birbirlerine:

-“Su gibi ol Azizim” derler.


ŞAİR DEDİ Kİ

EL ELE BÜYÜTTÜK SEVGİYİ

“Birlikte öğrendik seninle, avcumuzda yüreği çarpan kuşa sevgiyi / elele duyduk kumsalda, denizin milyon yılda yonttuğu taşa sevgiyi / tırtılları tanıdık seninle baharda, tırtılken daha sevmeyi öğrendik / sevgiden üreyen kelebeği, toprağı evimiz gibi sevdik seninle, birlikte sevdik kuru toprakta, ev küren köstebeği / köstebeğinden toprağına taşına, tırtılından kelebeğine kuşuna, elele sevdik bu dünyayı, acısıyla sevinciyle sevdik, yazıyla kışıyla sevdik / köy-köy, ülke-ülke, gökler gibi sardı dünyayı, yağmur gibi sızdı dünyaya, dünya kadar oldu sevgimiz / elele büyütüp elele derdik, elele derip insana verdik, verdikçe çoğalan sevgimizi”

★Bülent Ecevit

İki gün önce doğum günüydü. Nur içinde yat Karaoğlan


ÖZLÜ SÖZ

İnsan bir gün ölecektir. Ancak bilgi sahibi olanlar, bilgileri yüzünden her zaman anılacaklardır.

Hz.Ali (600-661)


TEBESSÜM

Hakim tanığa soruyor:

Sanığın sarhoş olduğunu nereden anladınız?

-Otobüste bir hanıma yer verdi.

-Olur a! Bu yüzden sarhoş olması neden gereksin?

-Ama, koca otobüste iki yolcuydular!

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı