İdare-i maslahat!

Umarım özellikle “Türkiye’den geleceği söylenen para” hayal veya hamaset ya da propaganda değildir!

27 Mayıs 2020 - 07:30

Devlet zor durumda mı?

KKTC devletinden bahsediyorum!

Şu anda zor durumda olmayan devlet yok da!

-*-*-

Bir devlet, nasıl gelir elde eder?

Mal satar, hizmet satar, vergilendirir, dış veya iç borç alır!

KKTC’nin satacak malı, mülkü var mı?

-*-*-

Şu anda en ciddi gelir olan vergiler veya benzerleri düşüştedir!

Ve devletin geliri, giderini karşılayamaz haldedir…

İmdaaaat!

Ne yapmak lazım?

Dış veya iç borç mu?

-*-*-

Dün ikisine de yeşil ışık yakıldı!

Başbakan Ersin Tatar, “2020 Yılı İktisadi ve Mali İş Birliği Anlaşması” kapsamında, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından 2020 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne savunma için 650 milyon TL, altyapı için yaklaşık 273 milyon TL ve reel sektör yatırımları harcamalarına ilave olarak yaklaşık 116 milyon TL, bütçe açığına katkı 1 milyar 150 milyon TL miktarlarında güçlü bir destek sağlandığını belirtti.

-*-*-

Ve KKTC Devleti Bakanlar Kurulu, 400 milyon TL iç borç alınmasına yetki veren bir kararı da onayladı!

Önümüzdeki bir kaç ay için devletin maaş sıkıntısı ortadan kalktı!

Hatta “iyi yönetim” gösterilirse, memurlardan kesilen yüzde 25’ler de geri ödenecek!

-*-*-

“Gelirler” açısından muhteşem bir şey!

Umarım özellikle “Türkiye’den geleceği söylenen para” hayal veya hamaset ya da propaganda değildir!

-*-*-

Çok temkinliyim!

Neden?

Yoğurdu üfleyerek yemek lazım!

Son yıllarda bu konuda tüm sütler, ağzımızı yaktı da ondan!

-*-*-

Ve ayrıca, Türkiye’de durum hiç de iyi değil!

Türkiye’de durumun iyi olmadığını kabul etmek, doğru teşhis koyabilmenin bence gereğidir!

-*-*-

“Sana mı kaldı Türkiye ile ilgili ekonomik analiz yapmak?”

Doğrudur, bana kalmadı!

Kaldı ki, “analiz” yapmıyorum, “yorum” yapıyorum!

-*-*-

Bazı rakamlar paylaşmak istiyorum!

Türkiye’de en az 10 milyon kişinin yıllık geliri 7 bin TL’nin altındadır.

En az 15 milyon insanın geliri ise yılda 8 bin TL’nin altındadır!

Dikkatinizi çekmek istiyorum; “ayda 7 bin” veya “ayda 8 bin TL” demiyorum…

Yılda!

Bir yılda!

-*-*-

Siyaset ve ekonomiyi bir birinden ayıramazsınız…

Ali Babacan, Türkiye’de uzun yıllar ekonominin başındaydı.

Ak Parti ile yolları ayrıldı.

Şimdi kendi siyasi partisini kurdu ve geçtiğimiz gün Cüneyt Özdemir’in sorularını yanıtlarken, çok önemli bir şey söyledi.

Dedi ki, “…Ülkenin en önemli sorunlarından biri özgürlük. Bunu oluşturmak da siyasi irade meselesi. Bir parmak şıklatmadır, o kadar. Ve basın… Gazetecilerimiz, köşe yazarlarımız, ‘Arkadaşlar bundan sonra özgürsünüz, evrensel hukuk kuralları içinde istediğinizi yazın, çizin’ diyeceğiz. ‘Biz artık size karışmayacağız’, bu kadar basit. Hemen, sadece düşünce suçu sebebiyle hapiste kim var kim yoksa hemen onların çıkması… Meclis’in birinci günü birinci madde budur. Düşünce suçlularının özgür bırakılması… Bunu görsünler ki başkaları özgür düşünmeye başlasın.”

-*-*-

Türkiye bunu yapmak zorundadır.

Ve bunu yapmak için Babacan’ın söylemesine gerek duymamalıdır.

Düşünce suçu, ekonominin en ciddi “sıkıntısı”dır!

Ya çok büyük gücünüz olacak ve bu konuda mesela Çin gibi Dünya’yı takmayacaksınız!

Ya da, “çok içine kapalı ve kapkaranlık” kalıp, dış Dünya’yı Kuzey Kore gibi umursamayacaksınız!

Ama Türkiye ne Çin’dir ne de Kuzey Kore!

-*-*-

Türkiye’de siyaset çok gergindir.

Bu gerginliğin sebebi, aşırı yoksullaşmadır.

Bir başka şekilde de söyleyebiliriz; “çok zengin küçük gruplarla, çok yoksul en büyük grup arasındaki gelir uçurumunun derinleşmesidir” Türkiye’nin derdi..

Bir çok “gözlemci” veya yorumcuya göre, “… Türkiye’de bugün derinleşen siyasi gerginlik ve çatışma da kaynağını ekonomik krizin derinleşmesinden alıyor.”

-*-*-

Evet, bir yanda, Ak Parti iktidarı, müthiş bir başarı tablosu yansıtıyor.

Ancak, öte yanda ortalık, bu başarı tablosunun sadece “film icabı” olduğunu çıplak gözle görülebilecek kadar ayan beyandır!

-*-*-

Temel tüketim maddeleri, vatandaşın çok büyük kısmı tarafından satın alınamaz hale doğru ilerliyor.

Bir yanda fiyat artışı söz konusu, öte yanda dövize bağlı ciddi yoksullaşma!

-*-*-

Elbette bu durum bizim için de geçerlidir.

İşte bu noktada, 400 milyonluk iç borçlanma ve Türkiye ile dün yapılan anlaşmayla geleceği belirtilen paranın “en akılcıl” şekilde kullanılması “hayati”dir!

-*-*-

Türkiye’nin, en iyi tahminlere göre bu yıl 200 milyar Dolar dış finansman ihtiyacı var…

Bizim için “hayati önemdeki” ihtiyaç rakamı 1 milyar Dolar bile değil!

-*-*-

Yineliyorum, “… çok iyi değerlendirilmesi, batırılmaması, har vurup harman savrulmaması kaydıyla…”

-*-*-

Türkiye, neredeyse Dünya’nın dört bir tarafında bahsettiğim 200 milyar Dolarlık finansman için görüşmeler yapıyor…

-*-*-

Türk lirası verecek ve karşılığında Dolar bulacak…

Pek umutlu bir görüntü değil bu!

-*-*-

Neden?

Çünkü “borçlanma maliyetleri” denen maliyetler çok yüksek!

Türkiye’ye “kredi” verecek olan kurum veya ülkelerin; “demokrasi, özgürlük, adil yargılama, fırsat eşitliği, insan hakları” gibi şartları var!

Bu şartları göz önünde bulundurduğunuz zaman, Babacan’ın uyarısının ne anlama geldiğini anlamak güç olmaz!

Kısacası, Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri borçlanma maliyetlerinin çok yüksek olması. Çok yüksek faizle borç alabiliyor ve bu da durumu iyileştirmekten çok, kötüleştiriyor…

Dış borç almak, durumu iyileştirmiyor…

Ciddi gelir elde etmek, çok önemli…

Bunun için de en erken bir zamanda “turizm”in imdada yetişmesi gerekiyor ki o da koronavirüs mağduru!

-*-*-

Türkiye’nin toparlaması, “ihtiyacımız olan paranın büyüklüğü açısından baktığımız zaman” bizim kendiliğimizden toparlanmamız olacak.

Bu nedenle, önce Türkiye ama haliyle biz de çok iyi plan ve projeler yapmak zorundayız.

-*-*-

Borçları azaltmak mı?

Kaçınılmazdır!

Cari açık denen olayın, tersine çevrilmesi ve ayrıca, KKTC’nin gerçek anlamıyla üretim yapar hale getirilmesi gerekmektedir!

-*-*-

Veya gerçek anlamda turizm gelirlerinin, üniversite gelirlerinin, her türlü gelirlerin artırılması kaçınılmazdır!

Mümkün mü?

Hükümet veya hükümetlerin görevi, mevcut başbakana komplolar yapmak değil; bu amaca yönelik planlar yapmaktır!

KKTC’de bu yönde bir plan yoktur!

-*-*-

İç borçlanma veya Türkiye’den “şükranla” gelecek para sadece günü kurtarır.

Borçlar ancak günü kurtarır!

-*-*-

Ama günü kurtarmanın ötesine geçilemezse; bu tren yürütülemezse, bu gemi yüzdürülemezse, bu kombay ekine sürülemezse; adaletsiz vergi sistemimiz, pahalılığın her geçen gün artması, TL’nin değer kaybı yoksullaşmaya yol açar ve akabinde; ne Ersin Tatar kalır, ne Kudret Özersay… Ne UBP ne de HP!

Haaaa, CTP ya da DP ile TDP veya YDP gelirse başımız göğe mi erer?

-*-*-

Bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da değişen hiç bir şey olmaz!

Kısır döngü sürer, gider!

Türkiye bir miktar para verir, maaşlar ödenir, iki yol asfaltlanır, hastane temeli atılır, hapishane de inşallah biter falan.

Ama o kadar!

-*-*-

Ne mi yapmak lazım?

Defalarca yazdım; elbette bu yazdıklarım fikirlerimidir ve “mutlak doğrulardır” iddiasında da değilim ama varsa sizin de fikriniz; “buyurun söyleyin” derim!

Aslolan ekonomik, siyasi ve toplumsal akıldır.

-*-*-

Sahi ne mi yapmak lazım?

Kıbrıs sorununu çözmek ve kendi kendimizin efendisi olacağımız bu topraklar üzerinde, Türkiye’nin de en yakın, en içten, en doğru, en dürüst dostu olmayı başarabilmektir.

Kıbrıs sorunu çözülmediği müddetçe, sadece idare-i maslahat etmiş oluruz!

Ve bir gün o idare gider, maslahat elimizde kalakalır!

-*-*-

“Maslahat”, Arapça bir kelimedir.

Anlamı, “… iş, önemli iş, önemli mesele”dir…

Ama, bir de çok eski zamanlarda, dilimiz Türkçe’nin eski günlerindeki anlamı vardır…

Onun elde kalması iyi bir şey değildir!

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı