İç tribünlere oynama cazibesi

Köy-kasaba festivallerinden başımızı kaldırıp da biraz daha bakış açısını değiştirsek hem ülke sporunun gelişimine, hem tanıtımına hem de turizmine büyük katkılar sağlarız.

14 Kasım 2019 - 12:00

İnsanoğlunun değişen alışkanlıkları ve ihtiyaçları nedeniyle seyirci tribününden araziye inişi son yıllarda büyük ivme kazandı. Büyüyen kentlerin kasveti, ofis alanına sıkışan hayatın monotonluğu bireylerde artık bir arayış, doğaya yönelme ve meydan okumaya dönüyor. Bir dönem biz ve bizim gibilere deli gözü ile bakanlar bugün o beğenmedikleri sıkı kıyafetlerle koşuya çıkıp binlerce euro verip pedal basıyor. Pek tabii ki sayının artması bizde Robinson Cruze sevinçi yaratsa da bunu fırsat ekonomisine çevirenlerdeki sevinç farklı. Her geçen bireysel sporlara olan yönelimin artması beraberinde malzemeydi, kıyafetti, araç-gereç, aksesuardı derken milyon dolarlık dev bir endüstri oluşturdu. Önce kendine sonra da doğaya ve dünyaya meydan okuma arzusu, tutkuya daha sonra bağımlılığa dönüşüyor. Mahalleden diğer şehre derken ver elini farklı bir coğrafyada müsabakadan konum paylaşımları gırla.

***

Ayia Napa, Kaplıca Nisan Şakası, İrlanda, Alanya ve Antalya derken deli gömleği içinde bir sezonu daha kapattık. Peşimize taktıklarımızla her yarış bir macera oldu. Bazılarında yaptığımız antrenmanın döktüğümüz terin karşılığını aldık. Kimi yarışta ise biraz doğa, biraz sakatlık ve şansızlıktan payımıza düşeni bir yere not ettik. Triatlon, maraton, açık deniz ve patika koşuları ve ona bağlı türevleri oldukça keyifli ancak zor branşlar. Mesafeler uzadıkça haliyle antrenman süreleride artıyor.  Pek tabi ki her yarış sonrasında toparlanma ve normale dönme süreci de uzuyor. Fiziken yıpranan vücuda rağmen yaşam biçiminden keyifle beslenen ruh diri ve dingin. Fiziksel yıpranma ve zaman zaman eksiken motivasyona karşın finiş görmenin tarif edilmez bir duygusu var. Her yarış sonunda biriken anılar ve tecrübelerin paylaşılması ise yaşananların tadını katmerliyor. Bu duygular sadece bir branşa özgü değil, tamamında var. Haliyle bir defa vücuda girmesin, bağımlılık yapıyor.

***

Kuzey yarım kürede yaz ve ona bağlı turizm sezonu Haziran’da başlayıp Eylül’ün ortasına kadar sürüyor. Bu dönemde hem oteller hem de uçak biletleri tavan yaparken erken rezervasyon yapılmazsa açıkta kalınıyor. Avrupa’da özellikle Akdeniz ülkelerine olan reğabet ne kadar yüksek olursa fiyatlarda aynı oranda artıyor. Sezon kısa; kim piyasadan daha çok fayda edebilirse mantığı ön planda. Turizm sezonunu uzatmak, ölü dönemi dirilmek isteyen şehirler haliyle başta spor olmak üzere özel ilgi turizmine yöneliyor. Bu alana yönelik son yıllarda büyük yatırım yapan Türkiye Ekim ayında Alanya Triatlonu, Kasım Ayında Antalya’da Ironman organizasyonu gerçekleştirdi. Aynı coğrafya yaklaşık 100 kilometrelik bir mesafede bir ay içinde Avrupa ve Dünya’da marka değeri yüksek iki organizasyon. Toplamda dört bin sporcu. Buna ilaveten Kasım’ın ilk hafta sonu sadece Antalya’da değil İstanbul’da kıtalararası maraton, Çeşme’de ise Grand Fondo bisiklet yarışı vardı. Bunların antrenörü, eşi, dostu, yardımcısı derken al sana yaklaşık onbeş-yirmi bin kişilik turizm girdisi. Ulaşımından oteline, restorantından marketine işler güçler devam. Sporcu organizasyondan mutlu, esnaf ise sezonun uzamasından.

***

Yurdum topraklarında, yakın karaya paralel olmasa da spor ve buna bağlı organizasyonlarda kıpırdanma var. Triatlondan bisiklete, yüzmeden koşuya son dönemlerde ilgi gören bireysel sporlarda müsabakalar tertipleniyor. Neredeyse tamamı amatör ruh ve günlük planlamalarla günü kurtarma gayretinde. Hâlbuki telin diğer tarafından başlayıp ister batıya, yüzünüzü ister kuzeye çevirin herşey profesyonelce işin ehlileri tarafından planlı programlı yapılıyor. Haliyle organizasyona katılımda, alınan keyif de oluşturulan memnuniyette maksimum seviyede. Bizde ise bu yıl Girne Maratonu faciası, son dakika tertiplenen Lefkoşa Maratonu sadece ve sadece iç tribünlere oynaması hala daha züğürt tesellisi ruhunda. Hâlbuki bu coğrafyanın bize verdiği nimetlerden yararlanarak biraz daha çaba ile sesimizi daha yüksek volumdan duyurabiliriz. Duyurusundan, katılımına, kalitesinden, parkuruna taviz vermeden marka değeri yaratsak birçok farklı ülkeden bu iş için kalbi atanları ülkemizde misafir edebiliriz. Köy-kasaba festivallerinden başımızı kaldırıp da biraz daha bakış açısını değiştirsek hem ülke sporunun gelişimine, hem tanıtımına hem de turizmine büyük katkılar sağlarız. Ama sanırım bu işler ancak önce kafaları, sonrada geleneksel koltuk sevdalılarını değiştirmekle olur!

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı