Havada barut kokusu var  

Yani, Kıbrıslılar (ister Türkler isterse Rumlar olsun) ne yaparsa yapsın, nasıl bir mutabakata varırsa varsın, söz sözü Türkiye, Yunanistan ve İngiltere söyleyecek (hatta sadece Türkiye söyleyecek)...

17 Kasım 2019 - 12:00

Siyaset gündeminde bugünlerde bir yanda 25 Kasım’da Berlin’de yapılacak üçlü görüşme ve bunu destekleyen kesimler öte yanda ise bu görüşmenin ve Cumhurbaşkanı Akıncı’nın önünü kesme çabaları içinde olan kesimler var.

Tabii ki bu çabaların arkasında da cumhurbaşkanlığı koltuğu var.

Yaratılan durum öyle vahim bir hal aldı ki havada neredeyse barut kokusu hissedilecek.

Akıncı, henüz cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklamadı ancak, büyük oyuncuların da hiçbiri aday olacağını söylemedi.

Yüzeysel bir bakışla Mustafa Akıncı’nın, Ersin Tatar’ın, Kudret Özersay’ın ve Tufan Erhürman’ın cumhurbaşkanlığı seçimleri için yarışacak olanlar söylenebilir. Bunlar favoriler, tabii ki sürprizler de var.

Aslında siyasi kulislerde 25 Kasım tarihindeki görüşmeden çıkacak sonucun tarafların arayışlarına yön vereceği konuşuluyor.

Aslında çok bilinmeyenli bir denklemle karşı karşıya değiliz ama…

Başlıkta ne demiştik, “Havada barut kokusu var.”

Türkiye’den bir yetkili çıkıp diyor ki, “Berlin’de yapılacak üçlü görüşme bir anlam ifade etmez biz beşli görüşmeye (Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve zavallı Kuzey ve Güney yönetimleri) bakarız, KKTC’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde de beşli görüşme olmaz.”

Söylenenler tam bu şekilde değildi ama yarattığı algı bu yönde. Hatta algıya “biz Akıncı’yı da istemiyoruz” kısmını bile eklemek mümkün.

Yani, Kıbrıslılar (ister Türkler isterse Rumlar olsun) ne yaparsa yapsın, nasıl bir mutabakata varırsa varsın, söz sözü Türkiye, Yunanistan ve İngiltere söyleyecek (hatta sadece Türkiye söyleyecek).

Neden? Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş anlaşmasında imzası var. Bu imza da bir takım haklar veriyor. Yani Kıbrıs Cumhuriyeti aslında kötü değil, Türkiye’ye ve diğer ikiliye ne kadar çok haklar sağlıyor değil mi?

E… KKTC falan, orayı karıştırmayın (işimize nasıl gelirse).

Ne demiştik, “Havada barut kokusu var.”

KKTC’nin kuruluş günü dolayısıyla 15 Kasım’da tören düzenliyorsunuz. Dünyaca meşhur bir üniversitenin KKTC Kampusunda okuduğu sanılan biri efendi de kamuflajlı kıyafetiyle törende yapılan geçitte yer alıyor. Bu efendi tam da cumhurun başkanı ve diğer zevatın önünden geçerken, ayrıştırıcı bir örgütsel el işaretini herkesin anlına dayıyor:

“Biz buradayız, ayağınızı denk alın uleyn” tarzında.

Gülelim geçelim mi? Yokmuş, olmamış gibi mi davranalım? Bunun organize değil, münferit bir davranış olduğuna mı inanalım?

Yoksa, ODTÜ-KKK’dan bir disiplin soruşturması, polis örgütünden de bir asayiş soruşturması mı bekleyelim?

En kötüsü sinelim kalalım mı?

Bu yürüyüşte pırıl pırıl liseli gençlerimiz de yer aldı. Ayrıştırıcı, kışkırtıcı diğer refikle birlikte aynı yağmurun altında ıslandı, aynı yağmurun altında yürüdü.

Bu çocuklardan biri siyasi zevatın önünden geçerken dünyaca meşhur “barış işaretini” yapsa ne olurdu?

Hiçbir şey mi? Gülüp geçilecek miydi? Yoksa çocuğa ve ailesine kan mı kusturulurdu?

Etiketler

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı