Guterres raporu: İşte Türkiye ile farklılıklarımız!

Bir yanda Dolar’ın tırmanışı; diğer yanda Rum tarafının uzlaşmazlığı... Bunlarla mücadele edebilmek için Türkiye ile uyuma ihtiyaç var. Bizim farklılıklarımız ise gün gibi ortada!

Orta Doğu’da önemli olaylar yaşanıyor. Amerika’nın İran’a uyguladığı ambargonun dışında tuttuğu Çin, Hindistan ve Türkiye gibi ülkeleri ambargoya dahil etme kararı Amerikan dolarının değerinde ciddi bir artışa neden oldu. Türkiye, bu kararı kınayarak İran’dan petrol ve doğal gaz almaya devam edeceği mesajını verdi. Bundan sonra Türkiye-ABD ilişkileri biraz daha gerginleşecek; dolar kuru tırmanmasını sürdürecek.

Bu gelişmenin bizim için de olumsuz sonuçları olacak tabii…

Kıbrıs Rum tarafı Türk-Amerikan gerginliğini fırsat bilerek İsrail ve Mısır gibi ülkelerin de desteği ile Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den dışlamak için daha yoğun çalışacak. Fransa gibi AB üyesi ülkeler kendisine yardımcı olarak Kıbrıs’ta ve bölgemizde konuşlanmaya kalkışacaklar.

Bu durumda Kıbrıs sorununun çözümlenmesini ve bizim de Avrupa Birliği’ne sıçrayarak Dolar-TL gerginliğinden kurtulmamızı düşleyenler olduğunun farkındayım tabii… Ama bu, mümkün değil! Bu durumda, Rum/Yunan tarafı Kıbrıslı Türklerin hak ve menfaatlerini koruyacak bir çözüme evet der mi? Demez… Tam tersine, bu fırsattan yararlanarak bizi kendi içinde eritme planlarını ilerletmeye çalışacaklardır.

GUTERRES RAPORU

BM Genel Sekreteri Guterres’ın Kıbrıs sorunu ile ilgili raporu işte böyle bir ortamda yayınlandı. Genel Sekreter, kendisinden öncekilerin yaptığı gibi Rum tarafının Kıbrıslı Türkleri yutma çabalarını ve bu çabaları devam ettirebilmek için Kıbrıs sorununu çözme girişimlerini engelleme gayretini görmezlikten geldi. Kimilerine göre dengeli bir rapor yayınladı. Dengeli davranayım derken, KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı’nın sorununun çözümlenebilmesi için yaptığı fedakarlıkları raporuna almaktan kaçındı.

Cumhurbaşkanı Akıncı, buna tepki gösteriyor. Bu dengeci davranışın aslında büyük bir haksızlık içerdiğini belirtti.

Evet öyledir! Ama bu, ilk kez olan bir şey de değildir.

Kıbrıslı Türkler en büyük haksızlığı dün yıl dönümünü yaşadığımız 24 Nisan 2004 referandumundan sonra yaşadılar. Kıbrıs veya Türkiye kökenli KKTC seçmenleri büyük bir çoğunlukla çözüm yönünde oy kullandı. Çözüm Kıbrıslı Rumların oyları ile engellendi ama bu durum Güvenlik Konseyi kararlarına bile kaydedilemedi. Zamanın Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan rapor onaylanmadı.

Şimdi sorduğunuz veya bu olayın peşine düştüğünüz zaman alacağınız yanıt bellidir: Onlar tarih oldu!

Bugünkü Guterres raporu, bana bunları hatırlatıyor. İçeriğine bakmaya bile gerek görmüyorum!

İŞTE FARKLILIKLAR

Kıbrıslı Türkler, gerek İran gerginliğinin, gerekse Kıbrıs Rum tarafının hareketlerinin yaratacağı krizlerle nasıl mücadele edebilirler?

Bu mücadelenin sonunda başarılı olup olmayacağımız bir yana, böyle bir mücadele içinde olabilmek için bile Türkiye’nin desteğine ihtiyacımız vardır.

Peki biz bu konuda Türkiye ile uyum içinde çalışabilen bir hükümete sahip miyiz?

Cumhurbaşkanı Akıncı’nın müzakere sürecine yaklaşımı ile Türkiye’nin yaklaşımı arasında derin farklılıklar var. Biri “kaldığımız yerden devam edelim” derken; diğeri “eski süreç bitti” diyor. Guterres’in raporlamalarından yarar ummak yerine reel politikaya dönmek zorunluluğu bu raporla bir kez daha ortaya çıktı. Ortada bir “güç savaşı” var ve biz bu konuda tarafımızı net olarak belirlemek zorundayız. Guterres raporundan memnuniyetsizliğini ifade eden Cumhurbaşkanı Akıncı’nın bu amaçla söyledikleri bile, Türkiye ile farklılıkları anlamak için yeterlidir.

CTP Milletvekili Akansoy, Türkiye yetkililerinin Maliye Bakanı Denktaş ile sorunlu olduğu ileri sürüyor. Türkiye ile imzalanması gereken mali işbirliği anlaşması geciktikçe halkın sorunları büyüyor. Bu sorunları en azından azaltmak için daha iyi bir işbirliği ve uyum gerekiyor.

Bütün bunlar olurken gerçekleşen Türkiye ziyaretleri, bu ziyaretler sonrasında yapılan açıklamalar ve kulislerden sızan bilgiler ortada bir hükümet sorunu olduğunu göstermeye yetmiyor mu? Bu veriler ortadayken bunları görmezlikten gelmek ne siyasetçilere, ne de gazetecilere yakışır.

Farklılıklar ortadadır ve bunca sorunla bu farklılıklara rağmen mücadele etmek zor; başarılı olmak ise imkansızdır. Hükümetin geldiği aşama da zaten bunu göstermektedir.

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı