Görüşme mi dediniz!

Üzülerek itiraf etmeliyiz ki;  birbirimizi yemekten ülkemizin menfaatlerini düşünemiyoruz.

17 Kasım 2019 - 12:00

Son dönemde halkı kutuplaştırmaya çalışan bir takım yaklaşımları endişe ile izliyoruz. Bu kutuplaştırma girişimleri bilinçli bir manipülasyonla farklı farklı konularda yapılmaktadır. Bu bağlamda bu manipülasyonlardan payını alan en yeni mevzu ise 25 Kasım’da Berlin’de gerçekleşecek üçlü görüşme ile ilgilidir… Bu görüşme öncesinde bu sefer de ‘federalistler’ ve ‘Alternatif çözümü savunanlar’ diye bir toplumsal bölünmenin fitili ateşlenmiştir. Bu yaklaşım Kıbrıs Türkü’nün haklarına ve çıkarlarına zarar verici bir tutumdur.

***

Öte yandan, tarafsız bir bakış açısı ile değerlendirecek olursak, Kıbrıs Türk halkının geleceğine ilişkin hayati konularda referans teşkil edecek unsurların tartışılacağı böyle bir görüşmede Kıbrıs Türk tarafının Cumhurbaşkanı, hükümeti, muhalefeti ve garantör Türkiye devleti ile ortak bir duruş sergileyebilecek bir pozisyonda olması gerekmekteydi. Ne yazık ki sağduyulu bir bakış açısı ve ortak akıl temelinde böyle bir yaklaşım mekanizması inşa etmek yerine bölük pörçük bir şekilde bu görüşmeye gidiliyor. Böylelikle, Kıbrıs Türk halkının geleceği açısından önem taşıyan bu görüşme Cumhurbaşkanlığı seçimi için tabiri caiz ise ‘meze’ ediliyor…

***

Oysaki Güney Kıbrıs’a bakacak olursak, siyasetçiler orada da siyasi mücadeleler, rekabetler ışığında zaman zaman farklı görüşler seslendirseler bile, gerektiğinde ‘tek ses’ olabilmeyi başarabiliyorlar. Bizdeki siyasetçiler gibi siyasi hırslarına ve rekabetlerine yenik düşmüyorlar.  Sonuna kadar iddia ediyorum ki; 2004 Annan Planı sonrasında Avrupa Birliği’nden tutun, Birleşmiş Milletlerin en yetkili ağızlarından verilen sözlerin yerine getirilmesi için baskılı bir siyaset izleyemeyen bu  ‘sağduyusuz’, ‘pasif’ ve ne yapacağını bilemez haldeki ‘duruşsuzluğumuz’un payı çoktur… Üzülerek itiraf etmeliyiz ki;  birbirimizi yemekten ülkemizin menfaatlerini düşünemiyoruz. Bu tarz siyasi ihtiraslar bize çok şeyler kaybettirmiş ve kaybettirmektedir. Yani işin özü; Annan planı sonrası süreçte de ‘tek ses’ olmayı beceremedik, Türkiye ile ortak bir ‘duruş’ sergileyerek bize vaat dilenleri talep etmekte yetersiz ve beceriksiz kaldık. Ve sonrasında yine Crans Montana sonrası süreçte aynı basiretsizlik örneğini sergiledik.  BM Genel Sekreteri Antonio Gutteres görüşmelerin çöktüğünü açıkladıktan sonra, Kıbrıs Türk tarafı olarak yine dik bir duruş sergileyemedik.  BM parametrelerinin değişmez ilkelerinden birisi olan ‘Kıbrıs’ta siyasi eşit iki halkından bir tanesi’ olduğumuz gerçekliğini bile yok sayan Rum tarafına ve bu gerçekliği diretemeyen BM’ye tavır koyamadık. Tüm bu yaşananları hatırlatmaktaki amaç, siyasetçilerimizi öz-eleştiri yapmaya davet etmektir.

Etiketler

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı