Gelenek ve kendinden doğma

Sağcısı Türkiye’den doğmakta, solcusu, bazan düpedüz Türk nefretinden. Kendimizden doğamıyoruz.

Hobsbawm’ın “Geleneğin İcadı” diye editörlüğünü yaptığı bir kitap var. Eric Hobsbawm, ismi Yüzüklerin Efendisi’nden fırlamış bir hobbit ismi gibi duyulsa da aslında 20. yy’ın en önemli Marksist tarihçilerinden biridir.

Bizim bilim dünyamızda aksiyomu olmak bilimin temeli olmadığından, akdemimiz de yerlerde sürünür. Biz bir şey öne sürmeyiz, sadece biliriz. Ne bildiğimizi söylemeye çalışırız ne iddia ettiğimizi tarifle uğraşmayız, onun için de bizdeki akademi de “makalecibaşı”dır. Kitap yazamaz, “Geleneğin İcadı”ndaki gibi üçü beşi de bir araya gelerek yazamaz.

Bu kitap bugün İngilizler’in Gelenek olarak kabul ettikleri şeylerin aslında nasıl da icat edilip uydurulduğunu anlatır. Ve iddia eder ki gelenek icat edilir, oluşmaz. Şu İskoç desenleri vardır ya, ekose denilen. Onların, kabileleri temsil ettiğini vs. anlatan yazmalara rağmen, aslında üç beş Manchesterli dokuma fabrikatörünün bunu icat edip, ya Allah İngilizlere sattığını anlatır.

Bir zamanlar da bizde bu “Biz Karaman’dan gelmişiz” diye vuku bulurdu.  Ya da Canbolat’ın mezarı olduğu iddia edilen yerde. Canbolat’ın bir Kürt beyi olduğu savaştan sağ salim geri döndüğü yetmezmiş gibi bir de padişaha isyan ettiği de ortaya çıkmasına rağmen hala aynı hikâyeyi anlatmaya devam edenler veya hikâyeyi utangaçça evirip çevirmeye devam edenler vardır.

Son şu tiyatro oyunu meselesinde ortaya çıkan kültür ve sanat dünyamızın, “biz çalalım biz oynayalım” tavrı ile buna muhalefet eden sağın “Vatan, Millet, Sakarya” edebiyatı arasında sıkışıp kalmış kısırlığı aklıma bir yandan da bu “üretilmiş gelenek”i getirdi.

Normalde sağ cenahın iyi tarih, edebiyat bilmesi gerekirken, en okumuşunun bile geyik muhabbeti seviyesinde bu alanlara hakim olması, solcuların ise ekonomi, sanat, teori ve benzeri konulara meraklı olup, kafa patlatması gerekirken onların da “Pazartesi dolar 10 lira” seviyesinde ekonomi bilip, sanattan anladıklarının “devrik cümleler kurmak”tan ibaret olması, aslında toplumun geneline yayılmış ama en önemlisi kendini elit gören, kaymak tabakası zanneden kesimin ne kadar çaresiz olduğunu gösteriyor. Batıyı içselleştirmeyi bir geçtim, doğduğu toprakları içselleştirmekten aciz kafadan sadece iki ayağı üstünde yürüyen kaniş gibi sirk numaraları beklerim, onları ayrı tutuyorum. Onlar ömrümüzün Tanzimat’tan beridir törpüsü.

Taklit ve karşılaştırma üzerine kurulu bu minicik evrende sıkışıp kalmamızın sebebi işte bu kendinden doğamama halidir.

Sağcısı Türkiye’den doğmakta, solcusu, bazan düpedüz Türk nefretinden.

Kendimizden doğamıyoruz.

Çünkü kim olduğumuzla değil, kim olmamız gerektiği ile daha fazla ilgiliyiz. Uydurduğumuz bir geçmiş ile hayal ettiğimiz bir geleceği, kurguladığımız bir gelenekle bağlamaya çalışıyoruz.

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı