Fikirlerim namusumdur

KKTC’de gazetecilik yapmak çok kolay değildir. Ya sisteme ayak uyduracak ve kesinlikle “gerçek anlamıyla gazetecilik” yapamayacaksınız!

1 Haziran 2020 - 07:30

KKTC’de gazetecilik yapmak çok kolay değildir.

Ya sisteme ayak uyduracak ve kesinlikle “gerçek anlamıyla gazetecilik” yapamayacaksınız!

Ya da aç kalacaksınız!

Haaaa, devletten maaşlı bir yığın “gazeteci!!!” yok mu?

Çoooook!

O arkadaşlarımızı eleştirmek istemem tabii ki ama tuzları kuru!

-*-*-

Gazeteciliğin ilkeleri vardır…

KKTC’de, bu ilkeler çerçevesinde veya bu ilkelerin çemberi içinde gazetecilik yapmak adeta imkansız gibidir…

Demokrasi ile de alakası vardır bu “imkansızlığın”, çok küçük toplum olmakla da bağı vardır!

Örneğin, gazetenin patronu vardır!

Başka ülkelerde de “patron gazeteciliği” çok yaygındır!

O patronun “temel çıkarları” hilafına gazetecilik yapamazsınız!

“Otokontrol” veya “otosansür” uygulamak zorunda kalırsınız…

-*-*-

Veya “Resmi ideoloji” denen bir ideoloji belirlenmiştir…

Bu ideolojinin dışına çıktığınız anda, bazı gruplar anında saldırıya geçer; ekmeğiniz söz konusu olduğu anda da “gazetecilik” ortadan kalkıverir.

Haaaa bu arada resmi ideolojiyi savunan genellikle aşırı sahtekar kesimlerin baskısı bir yana; “gazetecilik yapmanız engellendiği” için, resmi ideoloji dışında kalan ama yine “devletten maaşlı” önemli bir “radikal muhalif kesim” size anında “peeeee, bu mudur gazetecilik? Sen da satıldın” demeye başlar.

-*-*-

Tam 31 senedir sadece bu meslekten veya bu meslekle bağlantılı yan işlerden para kazanmaya çalışıyorum.

Kırıldığı zaman kendime bir adet bilgisayar alabilecek durumda bile değilim!

Maddiyata önem vermem ama vermek zorunda olduğum bazı durumlar söz konusudur.

Dolayısıyla “gazetecilik” yapmaya çalıştığım bir çok noktada saldırıya uğradığım zamanlarda, “geri adım atmak” zorunda kaldığım tabii ki olmuştur.

İtirafsa, itiraf!

Ama bu geri adımların sebebi, kesinlikle “kendim”le alakalı veya bağlantılı değildir!

Genellikle ya çalıştığım iş yerinin patron ya da patronları sıkıntıya düşmesin diyedir ya da belki bakmak zorunda olduğum çocuklarıma “harçlık” verememe korkusundan!

-*-*-

“Bundan 10 yıl kadar önce torunu öldüğü zaman”, kendisine “başsağlığı” dilediğim 80’li yaşlardaki bir gösteriş meraklısı dernekçi kardeşim, bana “… İyi ki öldü, sakattı ve anne babası da bizler de çok çekiyorduk” demişti.

“Adam” diye sokakta dolaşmaması gereken gerçek bir ilkel faşist!

Bu kişi, “Türkçülük ve KKTC’cilik” kahramanıdır. Ama mesela oğlu, gidip Güney Kıbrıs’ta yaşamakta, bunun karşılığında da Güney’deki bir kolejde okuttuğu “oğluna”, yani bizim kahramanın torununa, “Kıbrıs Cumhuriyeti” tarafından “okul masrafını” karşılatabilmektedir…

-*-*-

Çok ağır hasta olduğu için çok da üzüldüğüm bir başka kişi; hayatının neredeyse yarısını, Güney Kıbrıs’taki çok özel barlarda, cinsel yönelimlerine son derece saygı duyduğum hem cinsleri ile dans ederek geçirmekte ama bana “Türkçülük, Rumculuk” dersi vermeye çalışmaktadır!

Bu iki kişi veya bunlara benzer durumdaki “sahtekar” tiplerin aslında asıl derdi, ben değilim.

Çünkü, çok iyi biliyorlar ki; ne yazdıkları, ne konuştukları zerre umurumdadır.

-*-*-

Ama asıl hedefleri, “Kanal T’nin sahibi” olarak niteledikleri, Başbakan Ersin Tatar’dır.

Ersin Tatar’ı, örneğin cumhurbaşkanlığı seçiminde desteklemek istemeyen ama örneğin bu konuda “doğrudan ve dürüstçe” tercih yapmaktan korktukları için, “Serhat İncirli sabah yayınlarında KKTC ile dalga geçmektedir” demektedirler.

-*-*-

Gazetecilik ilkeleri çerçevesinde, tavizsiz bir şekilde mesleğimi sürdürmekte kararlıyım.

Veremeyecek hesabım yoktur.

Kıbrıs sorunundaki görüşlerim bilinmektedir.

Son derece şeffaf ve hesap verebilir biriyim.

Asla görüşlerimi saklamam, saklamadım.

Gazetecilik yaparken hiç kimsenin ırkı, cinsiyeti, yaşam şekli, dini inançları, sosyal düzeyi ve ideolojisinden dolayı eleştirmedim; yanlış yapmışsam da özür diledim; bilmeden yaptıklarım için de özür dilerim.

-*-*-

“Engelli bireylerin, ölmeleri gereken, öldükleri zaman da ailelerinin rahatladığı” kişiler olduğunu düşünen “kişileri” asla adam yerine koymadım, koymam da!

Bu kişilerin benle uğraşıyor olmasına, asla aldırmam hatta şeref duyarım!

Ama bu kişilerin asıl vurmak istedikleri, ne yazık ki ben değilim.

“Rumlarla asla bir arada yaşayamayız” deyip, oğlunun Güney’e yerleşerek, “Rum devleti” dedikleri “Kıbrıs Cumhuriyeti’nden para koparmasına”, “torunun bedava okumasına” ses çıkarmayan bu sahtekar salon ve gösteriş milliyetçileri çok iyi bilmek zorundadır ki; “Ezenin karşısında ezileni, güçlünün karşısında zayıfı” desteklerim… Evrensel insan hakları, ırkçılık karşıtlığı benim hayat felsefemin temelleridir.

-*-*-

Bazı karanlık odakların, Türkiye’deki iktidarın da bilgisi dışında, KKTC’de gücü eline geçirmek için tek tip ses istediği gayet iyi bilinmelidir.

Bu tipler, şahsi çıkarları ve sahte duruşları rahatsız olmasın diye; karanlık çevrelerin de yalakalığı uğruna, kendilerini rahatsız eden görüşleri ya baskılamaya çalışmakta ya da onun istediği noktada ses çıkarmaya zorlamaktadır.

-*-*-

Düşünsel anlamda hakaret, iftira, aşağılama ve suç teşkil etmeyen görüşlerimi söylemeye devam edeceğim. Farklı düşünenlerin görüşlerinin yayımlanması adına da her zaman kavga vermeye hazırım.  Görüş ve düşüncelerime karşı bir eleştiri varsa da aynı ilkeler etrafında düşünsel olarak ifade edilmesi gerektiğini düşünmekteyim…

-*-*-

Haaaa ekmeğimle de mi uğraşacaksınız?

Buyurun!

Ama bedduamı ederim!

“Allah sizin evlatlarınıza ve torunlarınıza daha kötüsünü göstersin” derim!

Demedim!

Ama demeye başlarım!

Ve bedduam tutar!

Daha önce de yazdım, çok sevdiğim rahmetlik dedem, “… Be amma bu mavroyerime helikopter, bu rüzgarda nasıl uçar be?” dediği anda, iki barış gücü askerinin düşen helikopterde hayatını kaybettiğini bilenler vardır; sorun öğrenin!

-*-*-

Hayatını benimle uğraşmaya adayan bir “faşist” için, Londra’dayken ettiğim beddua da tutmuştur; söylemedi demeyin!

-*-*-

Yazacak gazete, konuşacak televizyon mu bulamayacağım?

Canlarım benim, Mark Zucerberg de mi sizin karanlık çeteden?

Facebook’ta yayınlarım, ne bileyim, Youtube kanalı açarım!

Hatta sokak sokak gezerim; aç kalırım ama ben de sizinle uğraşırım!

Yok mu uğraşılacak hiç bir şeyiniz?

Hah hah hah!

-*-*-

Neyse!

İşinize gelmeyen bir yazıdan, makaleden, yorumdan dolayı baskı kurup; hakaret, aşağılama ve iftira olmadığı halde; o yazıyı, makaleyi kaleme alanı ya da yorumu yapanı hedef almaya devam ederseniz, buna sessiz kalacağımı düşünüyorsanız, aldanırsınız!

Beğenmediğiniz bir yazı, yorum, makale mi var? O yazıyı, makaleyi ve yorumu yasaklatmak; yazanı da ekmeksiz bırakmak çözüm değildir…

Çözüm o yazıya yazıyla karşılık vermektir; ancak belli oluyor ki, bunda başarısız olduğunuzun, zekanızın hiç yetmediğinin, dilinizin de dönmediğinin farkındasınız…

Bu arada belirteyim; eleştirmek veya aşağılamak için söylemiyorum benim iki dedem de doğru dürüst Türkçe bilmeden öldü; ama bana geçen gün sanal alemde saldıran dernekçi arkadaşın ana dili Rumca… Hem yazısından belli hem de aksanlı konuşmasından… Ki bu da ayrı bir mesele. Hipokrasinin dik alası!

-*-*-

Düşünce ve ifade özgürlüğü olmazsa olmazımdır.

İnsanların birbirlerine bir şeyler empoze etmesine, aşağılamasına, iftira atmasına asla müsaade etmedim, etmem…

Ancak her insanın kendi düşüncesini açıklamasına, yazmasına, söylemesine sonuna kadar saygı duyarım.

-*-*-

Eğer bu ülkenin daha mutlu insanları olarak, daha Dünyalı insanlar olarak yaşamak istiyorsak, birinin düşüncesinden ötürü işini kaybetmesi, yazılarının veya sözlerinin sansürlenmesi olaylarına birlikte karşı durmalıyız.

İnsanlığa karşı olmayan her görüşe yer vermeye, ilkeler ışığında doğru bildiğimi yazmaya ve söylemeye devam edeceğim.

Fikirlerim benim namusumdur.

Namusuma sahip çıkmak esasımdır.

Bana yapılmasını istemediğim bir şeyi başkasına yapmam!

Ama yapana, bundan böyle yapacağım!

Hodri meydan!

Sahtekarlar düşünsün!

Söyleyin Mark Zucerberg’e, “Bu İncirli haindir, yazdıklarını yayınlamayın, söylediklerini ekrandan çekin!!!”…

Haydi söyleyin!

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı