Ekonomik protokol: Sorunlara çare bulma zamanı!

Türk Lirası değer kaybederken Türkiye’den para akışı da sağlanamıyor. Reform mu yapalım; yoksa hep birlikte dua mı edelim?

Türkiye’de çeşitli sorunlar yaşanıyor… Yerel seçim sonuçları hala tartışılıyor. İstanbul’da yenilenmesi istenen sayımlar tamamlandı; şimdi seçimin yenilenmesi için dilekçe verildi. Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevlerine son verilen kimi adayların “seçilme yeterliliğine” sahip olmadıkları seçilmelerinden sonra hatırlandı ve mazbataları verilmedi; ikinci en fazla oyu alan kimi adaylar belediye başkanı ilan edildi. Seçimler ilk kez bu denli tartışmalı hale getirildi.

Seçim bitti ama döviz kurlarındaki tırmanış devam ediyor. Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak’ın Amerika’da yaptığı sunumlar etkili olamadı. Bu ziyaret belki de tam anlamı ile “ters etki” yapacak. Türkiye’nin döviz kurlarına istikrar kazandırmak için kendisinden beklenenleri yapmaması, var olan umutları da söndürecek ve Türk Lirası’ndan kaçışı hızlandırabilecek. Borç miktarlarına baktığımız zaman borcunu döndürmesi konusunda hiçbir sıkıntı yaşamaması gereken Türkiye, dünyanın en kırılgan ülkesi durumuna gelecek.

PROTOKOL İMZA BEKLİYOR

Türkiye, alışılmış yöntemin dışında, siyasal gücü tek bir makamda topladığı zaman hareket kabiliyetini büyük ölçüde yitirmiş görünüyor. Etkili kararlar için Cumhurbaşkanı Erdoğan bekleniyor.

KKTC’de etkisini giderek artıran ekonomik sorunların en azından hafifletilmesi için Türkiye’nin katkısına ihtiyaç var. Türkiye’den hibe veya kredi şeklinde alınacak yardımlarla kamu maliyesi rahatlatılacak; bazı alt-yapı yatırımları hayata geçirilebilecek… Bunlar sayesinde piyasadaki para miktarı, biraz olsun artacak ve herkes bundan bir pay almaya bakacak.

Nerede sorun olduğunu bilmiyoruz ama Türkiye ile imzalanması gereken ekonomik işbirliği anlaşması gecikiyor. Başbakan Erhürman, bu anlaşmanın ancak Mayıs’ta imzalanabileceğini açıkladı. Bu durumda bile Maliye Bakanlığı maaşları nasıl ödeyeceğinin telaşını yaşıyor. Kaldı ki en büyük ekonomik aktör durumundaki devlet, piyasanın sıkıntıya düşmesi pahasına başka herhangi bir ödeme yapmıyor.

KKTC’de ciddi bir bütçe reformuna ihtiyaç duymakta olduğumuzu neredeyse 15 yıldan bu yana tekrar edip duruyoruz. Annan Planı günlerinde yaşanan ekonomik büyümenin değerlendirilmesini ve kamunun tam da bu dönemde küçültülebileceğini yazmıştım. Özel sektörün büyüme potansiyeli olan bir zamanda vergileri artırarak daha fazla gelir elde etmek ve bunu kamu görevlilerine dağıtmak tam bir popülizm oldu. Şirketlerin büyümesine, daha fazla insanının özel sektörde çalışmasına fırsat tanımak istemedik.

Daha sonra Türkiye yardımları ile desteklenebilecek reform programları yapıldı ama onların hiçbirini gereğince uygulanmadık. Acısız veya az acılı reform süreci yaşama olanağını da kendi ellerimizle yok ettik.

Şimdi Türkiye’den yardım almakta zorlanıyoruz. Kimileri bunun KKTC’deki hükümetin Türkiye tarafından desteklenmemekte oluşuna bağlıyor; kimisi Türkiye’deki yönetim sorunlarına…

Nedeni ne olursa olsun, Türkiye’den kaynak akışında sorun var ve biz kendi kaynaklarımızla idare etmek zorundayız!

ÇÖZÜM BULMA ZAMANI

Nereden alıp, nereye vereceğiz?

Kim çalışacak; ne üretecek; kime satacak ve kazancının vergisi ile kimleri nasıl ödeyecek?

Türkiye savunma harcamalarını bile ödemiyormuş! Bizim savunmamız değil mi? Elbette biz ödeyeceğiz.

Türkiye yollarımıza bakamıyormuş! Bu yolları kullanan biz değil miyiz? Hadi yapalım veya yamalayalım onları.

Okullar ve hastaneler için para bulamıyoruz! Bu tesisler bize hizmet etmiyor mu? Okulların ve hastaneleri düzenlemek için ellerimizi cebimize atalım.

Belki de zamanı şimdidir!

İşte şimdi, reform yapmak kaçınılmaz hale geldi.

Yoksa Başbakan’ın “protokol Mayıs’ta imzalanacak” vaadinin gerçekleşmesi için hep birlikte duaya mı çıkalım?

Diğer Haberler

Başa dön tuşu