Düşünce özgürlüğü: Cumhurbaşkanı’nın düşüncelerini açıklaması siyasi bir eylemdir

Yetkili ve sorumlu makamlarda oturanlar demeçlerinin kamuoyuna yapacağı etkileri ve siyasette nasıl kullanılacağını hesaba katmak zorundadır.

18 Ekim 2019 - 11:00

İstemedikleri veya tehlikeli gördükleri bir seçenek olarak Kıbrıs adasının Yunanistan’a bağlanmasının gündeme gelmesi Kıbrıslı Türkleri bir direnişe yöneltmişti. Bu direniş içinde kimsenin gözünün yaşına bakmadılar. Kıbrıslı Rumlar kadar, bu direnişi haklı görmeyen veya kişisel nedenlerle bu direnişe katkı koymak istemeyen Kıbrıslı Türklere de saldırdılar; bazen dövdüler, bazen hapsettiler ama bazılarını da öldürdüler.

Bu haklı direnişi kanla suladığımız için övünüyoruz. Bazılarımız Kıbrıs’ın bölünmüş halini bu direnişe bağlayarak Kıbrıslı Türklerin adayı bölmeye çalışan emperyalizme hizmet ettiğini ileri sürseler bile sıra Türkiye ile takışmaya gelince onlar da, bu direnişin arkasına saklanmakta bir beis görmezler.

Bizim durumumuz budur…

Biz herkese sövebilir ve hakaret edebiliriz ama Türkiye’den yönelen eleştirilere tahammülümüz yoktur.

Esasen ben bu sövgüler ile fazla ilgilenmiş de değilim… Kim kime sövmek isterse sövsün… Sövmek bir nizama bağlansın; ceza yasalarında karşılığı olan sövgüler cezalandırılacaksa hepsi birden cezalandırılsın…

MACRON DEVREDE

Ama derdi sövgü olmayanlar da var…

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz günlerde gazetecilere bir açıklama yaptı ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un da aynı soruyu sorduğunu ve kendisinin de bir karşı soru ile yanıtladığını açıkladı: “Ne zamandan beri KKTC’yi tanıyorsunuz?”

İşte mesele budur… KKTC, Türkiye’ye destek olmadığı gibi köstek olmaya başlamıştır…

Sövgülerle ilgilenmeyenler ve örneğin benim gibi Ahmet Çakar’ın ne dediğini merak edip videosuna tıklamayanlar bile Macron’un bizi Türkiye’ye karşı kullanma teşebbüsüne seyirci kalamazlar.

Batılı bir devlet başkanı, Türkiye Cumhurbaşkanı’nı köşeye sıkıştırmak için KKTC Cumhurbaşkanı’nın tutumunu kullanıyor.

Yıllardan beri peşimizde dolaşan batılı diplomatlar veya gazeteciler vardır. Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’a ilişkin beğenmediğimiz uygulamalarını toparlayıp bunları bizim ağzımızdan dünyaya yaymaya çalışırlar. Şahsen bana başvuranlar oldukça çoktu. İlerleyen yaşımızla birlikte bunların Kıbrıslı Türkleri anlayıp Kıbrıs sorununu çözmek gibi bir kaygıları olmadığına kanaat getirdikten sonra bu gibi oyunlardan uzak durmaya başladım.

Bunların kurbanı olmak elbette düşünce özgürlüğünü kullanmak demek değildir.

KAMUOYU ETKİSİ

İşin kötü yanlarından biri de Türkiye kamuoyunun burada olup biteni anlama kapasitesinin hesaba katılmamasıdır.

Bugünkü dünyada sadece siyaset değil, ticaret bile kamuoyu ile yapılmaya başlandı. Raflarda her çeşit ürün vardır. İnsanlar beğenmedikleri şirket veya ülkelerin ürünlerini kullanmak yerine, beğendiklerine destek vermek eğilimindedirler. Gelişmekte olan bir sektör olarak turizm ürünleri kamuoyunun yönelimlerinden doğrudan etkilenmektedir.

Devlet başkanları, kamuoyunu etkileme kapasitesi en yüksek olan insanlardır. Bu durumda, bir devlet başkanının “fikir özgürlüğü” arkasına saklanarak her türlü demeci verme hakkı olabilir mi?

Aslında bir devlet başkanının fikirlerini açıklaması, düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilecek bir entelektüel çaba olmaktan daha çok, siyasi yansımaları olacak bir siyasi eylem olarak değerlendirilmelidir.

Kıbrıslı Türkler, ama özellikle de resmi makamlarda oturan ve Türkiye ile ilişkileri yürütmekle sorumlu olanlarımız bütün bu gerçekleri dikkate almak zorunda değiller mi?

Dünyada bunca zorluk varken, kendi ayağına kurşun sıkmak akıl karı olmasa gerektir!

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı