Denizi de vatanı da çok sevdi

Kıbrıs Barış Harekatı’nda görev alan, harekatın denizaltı ayağını başarıyla yürüten Hayati Seval, 45 yıl sonra ülkemize gelerek, anılarını Haberci gazetesine anlattı.

19 Ekim 2019 - 08:22

Elif Şen Çatal –

Kıbrıs Barış Harekatı’nda görev alan, harekatın denizaltı ayağını başarıyla yürüten Hayati Seval, 45 yıl sonra ülkemize gelerek, anılarını Haberci gazetesine anlattı. İlk gençlik yıllarında katıldığı sınavı başarıyla geçerek SAT Komandosu TİM’ine katılan Seval, yaşadıklarını gazetemiz okurları için paylaştı.

 “DENİZ BİZİM İÇİN HER ZAMAN TUTKUYDU”

Gencecik yaşlarında yüreğindeki deniz sevgisi, vatan aşkıyla harmanlanınca sadece para kazanmak için değil, gelecek nesillere güzel yarınlar bırakabilmek evlatlarının gurur duyacağı bir baba olabilmek için tutmuş sınav yolunu Hayati Seval. 121 kişinin girdiği, sadece 21 kişinin başarı gösterdiği sınav ise orduda su altı taarruz ekibine katılmak için düzenlenmiş. “Macerayı her zaman çok severdim. Deniz, bizim tutkumuzdu. Zaten denizi sevmeyen o komanda grubuna dahil olamazdı” şeklinde  kendini ifade eden Hayati Bey, belki de o yıllarda kendisinin bile tahmin edemeyeceği bir hayatın kapılarını da meslek seçimiyle aralamış. 

HER ŞEY “AYŞE TATİLE ÇIKSIN” PAROLASIYLA BAŞLADI

“Ayşe tatile çıksın” parolasıyla 45 yıl önce gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekâtı’nın kahramanlarından biri Hayati Seval. Tarih 20 Temmuz 1974. Dönemin Başbakan’ı Bülent Ecevit, Kıbrıs’taki katliama dur demek için düğmeye bastı. ‘Ayşe’ dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızıydı. Ecevit’le Güneş arasında kararlaştırılan parolaya göre ‘Ayşe tatile çıksın’ demek harekâtın başlaması anlamına geliyordu. Ve Ecevit’in  “Turan Güneş Bey’e söyleyin, Ayşe tatile çıkmak istedi. Hazırlıklar tamam” demesiyle harekat başladı. Karadan, havadan ve denizden harekete geçen Türk ordusu başarılı bir harekata imza attı. Kıbrıs Türk halkı, 15 Kasım 1983’de Federe Meclis’in oy birliği ile aldığı bir kararla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etti. Rauf Denktaş ‘Cumhurbaşkanı’ oldu. Türkiye ise, KKTC’yi tanıyan ilk devletti. Düzenlenen harekatla Kıbrıs Türk halkı için özgürlük kapıları açılmış oldu. 

“İLK SÖYLENDİĞİNDE İNANMADIK”

“Size nasıl bilgi geldi; harekât nasıl başladı?” diyerek yönelttiğimiz soruya samimiyetini masaya koyarak cevap veriyor Hayati Seval: “Mersin’den hareket ettik. Bize ‘Bugün Kıbrıs’a çıkartma yapacağız’ dediler. Açık söylemek gerekirse pek de inanmadık. Çünkü denizaltılarla daha önceden defalarca gidip, geri dönmüştük. Ama gördük ki bu sefer gerçek bir çatışmanın içindeyiz”

 “ÖLÜMDEN BİLE KORKMADIK”

İnsan ömrünün belki de karşılaşabileceği en büyük, en acı tecrübedir savaş. O ve arkadaşları 20 kişilik denizaltı ekibi olarak “Ölümden bile korkmadık” diye anlattığı bir kahramanlık hikâyesinin baş aktörü olmuş. 20 yürekli genç, Hayati Seval ve arkadaşları, arkasında eşleri ve çocuklarını bırakarak vatan topraklarından, yavru vatan topraklarına arkalarına bile bakmadan gelmişler.

45 yıl öncesine dönmek, yaşananları yeniden anlatmak, anlatırken o duyguyu hissetmemek imkansız. Biz sorarken, Hayati Seval anlatırken heyecanlı. Zaman zaman kopuyor konuşulanlar. Zaman zaman susuyoruz karşılıklı… Bir kahramanlık hikâyesinin baş aktörü olmak için büyük bedeller ödeniyor her zaman. Hafıza nankör, tarih gerçek. Hayati bey bir tarihi yazarken, yılların hafızasına hükmünden, biraz da güzel yüreğinin tevazu göstermesinden olsa gerek son derece seçerek kuruyor cümlelerini. 

Ülkemize yaptığı ziyaret esnasında İçişleri Bakanlığı’na da giden Hayati Seval, Bakan Ayşegül Baybars’la da görüştü.

“BAYRAĞI ASMAK BİZE NASİP OLDU”

Denizde vatan için görevlerini tamamlayan Seval ve arkadaşları, görevi karacılara teslim ettiklerini, kendilerinin de boş mağazalarda, ya da buldukları otellerde günlerini can güvenliği olmadan geçirdiklerini anlatıyor.

Esasında karacıların göreviydi ama bize nasip oldu bayrağı asmak diyerek” konuşmasına devam eden Hayati Bey, “O gün elimizde bayrakla limana kadar yürümek istedik. O esnada televizyoncular da bizi görmüş, görüntü almışlar. Ekranlara yansıyan görüntülerimizi çocuklarım görünce “AAAA! Babam” diyerek sarılmışlar ekrana. Benden haber alamayan ailem, hiçbir can güvenliğinin olmadığı bir ortam vardı. Ama yine de insan o halde bile hiçbir şey hissedemiyor. İnanın aklınıza ölüm bile gelmiyor” diyerek anlatıyor Hayati Bey zorlu ama gurur veren o günleri.

Televizyoncuların limanda ellerinde bayraklarla yürüyen bir grup Türk askerini görüp görüntü almasıyla gururlanan Seval, karada olmanın da güvenini hissederek elindeki bayrağı kameraların önünde karaya dikmiş. 

HİKÂYENİN GİZLİ KAHRAMANI…

Her hikâyenin bir de gizli kahramanı vardır. Onlar görünmezler. Perdenin arkasındadırlar ama omuzlarına yüklenen en ağır yükleri de başarıyla göğüslerler. Hayati Bey’in eşi Sacide Hanım tam da böyle bir gizli kahraman. 45 yıl önce eşini bilinmezliğe yollayan genç güzel bir anne… “Bırakın haber almayı, teknolojiyi… Ev telefonları bile yok.” diyerek anlatıyor geçmişi. Babalarını ekranda gördüğünde koşarak televizyona sarılan çocuklarından aldığı güçle, tüm zorluklara rağmen dimdik durmayı başaran bir Cumhuriyet kadını.

 İLK ÖNCE ÖLÜM HABERİ GELİYOR…

Sohbetin duygusallığı hepimizi etkisi altına almışken, Billur Hanım, (Hayati Bey’in kızı) anlatıyor. Babasının ilk önce öldü haberiyle yıkılıp, ardından karşısında görünce dayanamayan annesini.

İmkanlar son derece yetersiz, evin babası savaşta… Haber alınamıyor. Herkes tedirgin. Bir gün gelen bir haberle aile yıkım yaşamış adeta. Eve postalanan bir zarfla Hayati Bey’in vefat haberini alan Sacide Seval, adeta yıkılmış. Yaşadığı şokun da etkisiyle yollara düşen Sacide Hanım, gerçek haberi duyunca derin bir oh çekerek evlatlarına sarılmış. “Aldığım haberin ardından hemen bir taksiye binip, eşimin bağlı olduğu komutanlığa gittim. Sonradan öğrendim ki bana yollanan zarf yanlış. İsim benzerliğinden dolayı hatalı bir zarf yollanmış” diyor ve ekliyor Sacide Hanım, “O an yaşadığım duyguyu tarif etmek imkansız.”

 56 GÜN SONRA KAVUŞMA…

Eşinin sağ olduğunu öğrenen Sacide Hanım, ancak 56 gün sonra Hayati Bey’e kavuşuyor. Sacide Hanım zor günlerin ardından ilk karşılaşmayı şu cümlelerle anlatıyor:

“İletişim imkanlarının sıfır olduğu günlerden bahsediyoruz. Evlerde sabit hatlı telefonlar bile yok. Yapabileceğim tek şey beklemek. Ben de eşyalarımı topladım, çocuklarımı da aldım, annemin evine gittim. Çocuklarıma mısır alacağım. Elime para aldım, kapının önüne çıktım. O esnada Hayati Bey’i karşımda görünce bayılmışım… Savaştan çıktığı haliyle, üniformalarıyla geldi karşımıza. O gün evde büyük bir coşku, büyük bir kalabalık yaşandı” diyor ve ekliyor “Allah o günleri bir daha yaşatmasın.”

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı