Deniz hukuku: Türkiye’nin hakkını Çelebis mi savunacak?

Türkiye ile ilişkileri düzeltmek için yapılabilecek ilk iş, Rum tarafının gaz arama saldırganlığını dünya kamuoyuna anlatmak olabilir.

6 Haziran 2019 - 11:00

Türkiye ile KKTC’nin ilişkilerini düzeltmek lazım. Bunun altını ısrarla çizdiğim zaman makul tutumları ile bilinen insanlarımızdan şöyle bir soru gelmektedir: Nasıl?

Bir örnekle yanıt vermeye çalışayım…

DENİZLERDEKİ DURUM

Bugünlerde içinde bulunduğumuz en önemli sorun Kıbrıs’ı çevreleyen denizlerdeki hidrokarbon yataklarının keşfedilmesi, doğal gazın çıkarılması ve pazara ulaştırılarak paraya dönüştürülmesidir. Kıbrıs Rum tarafı, bu olanakları Türkiye’nin aleyhine kullanmak için elinden geleni yapmaktadır. AB üyesi bir devlet olarak kabul edilmenin olanaklarını da kullanarak çeşitli anlaşmalar yapmakta ve Avrupa Birliği’ni Türkiye’ye karşı kışkırtmaktadır.

Doğu Akdeniz’e yerleşmek isteyen İsrail ve Fransa gibi devletler ile bu gaz potansiyelinde gözü olan büyük şirketler de Rum tarafının gayretkeşliğinden yararlanmakta ve Türkiye’yi kuşatarak kendi kara sınırlarına hapsetmek için uğraşmaktadırlar.

Hamaset kokan bir giriş oldu ama bilmem itiraz edecek olan var mı?

Bu bağlamda en fazla tartışılan konu ise elbette deniz hukuku olmak durumundadır. Hukuki yorumlar bakımından Kıbrıs Rum tarafının yaklaşımına ilk darbe, İngiltere’nin Avrupa Bakanı Alan Duncan tarafından vuruldu. Duncan, İngiliz parlamentosunda Kıbrıs Rum kökenli bir milletvekilinin yönelttiği soruya, Kıbrıs Rum tarafının ilan ettiği münhasır ekonomik bölgenin tartışmalı olduğunu ve bu gibi durumlarda  tartışmalı bölgelerde sondaj yapılmaması gerektiğini söyleyerek yanıt verdi.

Duncan aslında baştan beri Türk tarafının söylediklerini adeta tekrar etmiş oldu.

Belki de Duncan’ın söylediklerinden daha ilgincini ise AKEL’in Kıbrıs sorunu masası şefi Tomazos Çelebis dile getirdi. Sadece Haberci ve Kıbrıs Postası’nda okuduğum habere göre Çelebis, geçtiğimiz günlerde Astra radyosuna yaptığı açıklamada “BM  Deniz Hukuku Sözleşmesi, tartışmalı bölgeler olduğunda, MEB sınırlandırması yapılana kadar, nihai sonucu engelleyecek faaliyetlerden kaçınılmasını öngörür” diye konuştu.

İşin garibi, Türkiye Dışişleri Bakanlığı müdürlerinden Büyükelçi Çağatay Erciyes de aynı günlerde Bürüksel’de yabancı diplomatlara tam da bunu anlatmaya çalışıyor ve Türkiye’nin pozisyonunu güçlendirmeye çalışıyordu: Kıbrıs Rum tarafının ilan ettiği MEB deniz hukukuna uygun değildir. MEB ilanı için kıyıdaş ülkelerin anlaşması gerekmektedir ve henüz daha ortada böyle bir anlaşma yoktur.

Sonuç itibariyle; Kıbrıs Rum tarafının MEB ilan etme, imtiyaz sözleşmesi yapma ve sondaj yaptırma hakkı yoktur!

BİZİM SESİMİZ

Bilindiği gibi, Türk tarafı Doğu Akdeniz’deki gaz potansiyelinin değerlendirilmesi için Kıbrıs sorununun çözümlenmesi gerektiğini ama bu sorun çözümlenene kadar iki liderin temsilcilerinden oluşacak ortak bir komitenin bu konu ile ilgilenebileceğini önermiştir. Kıbrıs Rum tarafı uzun bir süre boyunca bu öneriye, gaz arama faaliyetlerinin Kıbrıs sorunu ile ilgisi olmadığı şeklinde yanıt vermiştir. Rum liderler, “doğal gaz planlamalarının” Kıbrıs sorununa çözüm bulma müzakerelerinden bağımsız olarak ileriye götürülmekte olduğunu her vesile ile öğünerek ilan etmişlerdir.

Bu durumda geriye kalan tek yol, “kim hak iddia ederse kazsın” olmuştur. Türkiye, sondaj yapmadan önce sismik araştırmalar yapmış ve sondaj kapasitesini geliştirdikten sonra  ise kazı için denize açılmıştır.

            Bu durumda bizim, Türkiye’nin haklılığını ve saldırgan olanın Rum tarafı olduğunu anlatmak için bazı faaliyetler bulunmamız gerekmez mi?

Hani nerede?

Türkiye, bizi çevreleyen denizlerde böylesine zorlu bir mücadele verirken bizi de yanında görmek istemez mi? Bırakın Erdoğan hükümetini, Türk kamuoyu bunu Kıbrıslı Türklerden beklerse çok şey mi beklemiş olur?

Dörtlü Koalisyon zaten “Kıbrıs sorununda görüş belirtmemek” üzerine kurulmuştu. Bu konuda yapılan her girişim bazı iktidar partili milletvekillerinin tepkisi ile karşılanmıştır. Kıbrıs sorununa barışçıl yöntemler ile federal bir çözüm arayışında olanlarımızdan ise ses çıkmamıştır.

Baştaki soruya birinci yanıtım işte budur: Ortak sorunları savunma konusunda biraz daha gayret ortaya koyarak Türkiye ile ilişkileri düzeltebilir; en azından Türk halkının gönlünü yeniden kazanabiliriz.

AKEL-CTP GÖRÜŞMESİ: Hem İngiliz Bakan Duncan hem de AKEL yöneticisi Çelebis, Rum tarafının gaz arama faaliyetlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ilan ettiler. Kıbrıs sorununa barışçıl yöntemlerle bir çözüm bulunmasını savunanlarımız ise bu konuda ses çıkarmamak konusunda kararlı görünüyor. AKEL ile CTP’nin, ortak bir görüşmede Tomazos Çelebis’in bu konudaki görüşlerini dinlemelerinde yarar olabilir.

 

 

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı