Çözümün anahtarı biz değiliz!

Geçtiğimiz günlerde Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü (PRIO) ‘Barışın Sağlayacağı Getiriler Payı’ raporu açıklandı. Rapor, Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşılması halinde ortaya çıkacak ekonomik büyümeye ilişkin olağanüstü pozitif bir tablo ortaya koymaktadır. Kıbrıs ekonomisinin 58 milyar Euro’luk bir ivme yakalayacağını ve İlk 10 yıl içerisinde 100 binden fazla yeni istihdam imkânı yaratacağını öngörmektedir. Aslında tüm bu rakamlar baş döndürücü bir cazibeye sahiptir. Keşke Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıslı Türklerini azınlık olarak gören zihniyetinden vazgeçebilse, keşke Kıbrıslı Türklerin de en az kendilerin kadar bu adanın zenginliklerinde hak sahibi olduğunu anlayabilseydi. İşte o zaman çok ciddi bir çabayla hazırlanan bu gibi çalışmalara anlam yüklemek hepimiz için büyük bir zevk olurdu. Kıbrıs sorununda hala tam anlaşılamayan bir gerçek vardır. O da şudur ki; Kıbrıs Rum Yönetimi Avrupa Birliği’ne üyeliğini tüm Kıbrıs adına tescillettiği 2004 yılından sonra hiçbir şekilde Kıbrıslı Türklerle bir uzlaşıya sıcak bakmamıştır.

Özellikle, Crans Montana ve Mont Pelerin’de gerçekleşen Kıbrıs müzakerelerinde, Kıbrıs Rum Yönetimi bu niyetini açık seçik ortaya koymuştur. Kıbrıs’ta çözüm olmasını gönülden isteyen herkes bilmelidir ki; çözümün anahtarı Kıbrıslı Türklerde değildir. Çünkü çözümü istemeyen Kıbrıslı Rumlardır… Tıpkı Annan Planı sürecinde olduğu gibi önyargılarından kurtulmamış bir toplum yapısı adanın Güneyi’nde hala hüküm sürmektedir. Kıbrıs Türk tarafı 2004 süreci sonrasında her türlü olumsuz iyi niyetten yoksun muameleye rağmen masadan kalkmayarak güçlü çözüm istencini ortaya koyduğu yanılgısına düşmüştür. Oysa Müzakere masasında çıkarlarınızı daha güçlü savunabilmek için bazen masadan kalkabilecek iradeyi göstermek şarttır. Dolayısıyla, Kıbrıs Rum Yönetimi, bu süreç boyunca Kıbrıs Türk tarafının bu yumuşak yüzünü zaman kazanmak için diplomatik akılla kullanmıştır.

İki toplum arasında güven tesis edilmeye çalışılırken, GKRY’nin gerek Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Türk tarafını yok sayan siyaseti gerekse silahlanmaya yönelik harcadığı efor samimiyetten yoksun olduğuna kanıt teşkil etmektedir. Yaşanan tüm bu gelişmeler tarafsız olarak analiz edildiğinde Kıbrıs’ta çözümsüzlük şaşırtıcı değildir. Kıbrıslı Rumlar kurdukları ittifaklarla Kıbrıslı Türklerin bölgedeki haklarını gasp etmeye çalışmaktadır.
Geçtiğimiz yıl ‘Savunma Kalkanı’ için ayrılan 51 milyon 900 bin Euro’luk bütçe 120 milyon 700 bin Euro’ya çıkarılmıştır. GKRY’nin Almanya’dan 41 adet tank ve Fransa’dan 2 adet açık deniz gemisi alınması kararı verilmiştir. Sırbistan’dan yeni ağır silahlar alımına ağırlık vermiştir. Fransa ile güvenlik ve işbirliğini güçlendirmek amaçlı mevcut savunma antlaşmasının geliştirerek yine Mari’de Fransız donanmasının kullanımına tahsis edilecek bir deniz istasyonu açılmasına izin verilmiştir.
Tüm silahlanma faaliyetleri savunmaya yönelik değildir. Bunlar GKRY’nin tehditkâr ve Provokatif siyasetinin göstergeleridir. Dolayısıyla Kıbrıs’ta çözüm GKRY için kesinlikle bir öncelik değildir ve böyle bir niyeti de yoktur. Kıbrıs Türk tarafı siyasetini bu bilinçle şekillendirmelidir.

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı