Çok sesliliğe darbe

KKTC seçim sisteminde başkanlık tartışmalarının ardından şimdi de baraj yüzdelikleri konuşuluyor… Uzmanlar yüzde 10 barajını "çok sesliliğe darbe" şeklinde değerlendiriyor.

3 Eylül 2019 - 09:38

Zaman zaman kamuoyunun gündemine gelen geçmiş dönemlerde sistemsel birtakım değişiklikleri de beraberinde getiren KKTC seçim sisteminde ‘başkanlık’ tartışmalarının ardından şimdi de baraj yüzdelikleri gündemdeki yerini aldı.

Seçimlerde kanunlarca belirlenmiş oy oranlarına göre, meclise girecek siyasi partilerin belirlenmesini sağlayan bir uygulama olan ‘seçim barajı’ oranı dünyada farklılık gösterirken, KKTC dünya ortalamasında kabul edilen %5 seçim barajı oranına sahip ülkeler arasında.

BAZI ÜLKELERDEKİ BARAJ ORANLARI

Türkiye bağımsız adaylar için geçerli olmamak kaydı ile %10 seçim barajı oranıyla dünya seçim barajı ortalamasının üzerinde yer alırken, bunu sırası ile Arnavutluk 3%, Arjantin 3%, Avusturya 4%, Belçika 5%, Bosna Hersek 3%, Bulgaristan 4%, Hırvatistan 5%, Kıbrıs Rum Kesimi 1,79%-1/56, Kuzey Kıbrıs 5%, Çek Cumhuriyeti 5%, Estonya 5%, Danimarka 2% ya da doğrudan görev, Almanya  5% geçerli oylar için (ya da üç seçim bölgesi kazananlar için) dengeleme oranına katılma, Gürcistan 5%-7% (bölgesel seçimler için), Yunanistan 3%, Macaristan 5%-10% (iki partili ittifak), 15% (çok partili ittifak), İzlanda 5% (yalnızca telafi edici koltuklar için), İsrail 2%, İtalya Milletvekilleri 4% (ülke), Senato 8% (bölgesel düzeyde) Milletvekilleri koalisyondaki partiler 2%, koalisyonlar 10% Senato koalisyonlardaki partiler 3%, koalisyonlar 20%; Kosova 5% etnik azınlıklar için geçerli değil,  Letonya 5%, Lihtenştayn 8%, Litvanya  5%, Moldova 5% -3% (bağımsız), 12% (koalisyon), Karadağ 3 %, Hollanda 0,6 % sayılabilen geçerli oy[8] = 1/150, Norveç 4%, Filipinler 2%, Polonya 5%-8% (koalisyon), Romanya 5%-10% (koalisyon), Rusya 7%, San Marino 3.5%, İsveç 4%, Sırbistan 5%, Slovakya 5%, Slovenya 4%, Ukrayna 5% oranı ile izliyor.

DÜŞÜK BARAJ SAYISAL AZINLIĞA AVANTAJ…

YDÜ Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şevki Kıralp da konu ile ilgili Haberci’ye yaptığı değerlendirmelerde, çok partili bir demokrasiye dayanan seçim sistemine sahip olan KKTC’nin seçim barajı ortalamasının dünya ortalamasından yüksek olmamasının çok partili sistemin bir gereği olduğunu dile getirdi.

Kıbrıs Türk demokrasisinin çok partili bir yapıya dayandığını söyleyen Siyaset Bilimci Şevki Kıralp, siyasal mücadelelerin hem sağda hem solda alternatif siyasi partiler ve alternatif arayışları yarattığını kaydetti.

Ülkedeki seçim barajının dünya ortalamasından yüksek olmamasının bu çok-partili yapının da bir gereği olduğunu vurgulayan Kıralp, “Bildiğimiz üzere, seçim barajı uygulanan ülkelerde siyasi partilerin meclise girebilmeleri için genel seçimlerde belli bir oy yüzdeliğini aşmaları gerekmektedir. Örneğin Belçika’da ülke genelinde baraj yokken ve seçim bölgelerinde %5 barajı uygulanmaktayken, Hırvatistan’da %5’lik ülke barajı uygulanmaktadır. Seçim barajını düşük seviyelerde tutan ya da hiç uygulamayan ülkelerin pek çoğunda, sayısal açıdan azınlık denebilecek kesimleri temsil eden farklı görüşlerdeki siyasi partilerin meclise girerek orada söz hakkı elde etmelerini kolaylaştırma anlayışı egemendir” ifadelerini kullandı.

Kıralp, demokrasinin farklı siyasal görüşlerin birbirlerine saygı göstererek birbirleriyle uzlaşmaya çalışması olarak ele alınması durumunda bu anlayışın demokratik bir yaklaşım olarak değerlendirebileceğini kaydetti.

 “HER ZAMAN ADİL SONUÇ DOĞURMUYOR”

Seçim barajı olmayan ülkelerde şartların küçük partiler ya da sayısal açıdan azınlık sayılabilecek kesimler için her zaman adil olmadığına da dikkat çeken Kıralp, İngiltere’de seçim barajı olmamasına rağmen, iki büyük parti olan Muhafazakar Parti ile İşçi Partisi arasındaki rekabete dayanan iki-partili sistem ve ülkede uygulanan seçim sistemi nedeniyle bu iki büyük partinin, özellikle seçimden birinci çıkan partinin, oldukça avantajlı koşullara ulaştığının görüldüğü örneklerin de mevcut olduğunu ifade etti.

Kıralp, “Onlara göre daha küçük olan partiler içinse adaletsiz durumlar doğmaktadır” diye konuştu. 1974 genel seçimlerinde oyların %18’ini alan Liberal Parti’nin 635 sandalyeli Avam Kamarası’nda %2’lik temsil oranına ulaşarak, sadece 13 sandalye kazandığını söyleyen Kıralp, 2015 seçimlerindeyse Muhafazakar Parti’nin oyların %37’sini almasına rağmen Avam Kamarası’ndaki sandalyelerin yarıdan fazlasını kazanarak meclis çoğunluğunu elde ettiğini hatırlattı.

Kıralp, seçim barajı olmayan her ülkede, hatta oldukça gelişmiş bir demokrasiye sahip olan İngiltere’de bile, şartların seçmen desteği büyük partilere göre sınırlı olan partiler açısından her zaman adil olmadığını ifade etti.

 

“TÜRKİYE %10’LA BARAJDA ZİRVEDE”

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin %5’lik ülke barajının dünya ortalamasına yakın bir oranken, Türkiye’ye 12 Eylül askeri yönetimi tarafından getirilen %10’luk ülke barajının dünya ortalamasının çok üzerinde olduğunun altını çizen Kıralp, dünyadaki en yüksek seçim barajları arasında zirvede yer aldığını dile getirdi.

“Yunanistan’da %3, Kıbrıs Rum tarafında %3.6, Estonya’da %5, Letonya’da %5, Kazakistan’da %7 ve Lihtenştayn’da %8 gibi seçim barajları uygulanmaktadır” diyen Kıralp, Türkiye’de %10 barajının uygulanmadığı 1965 genel seçimlerinde Millet Partisi’nin %6,2, Yeni Türkiye Partisi’nin %3,7, Türkiye İşçi Partisi’nin %2,9 ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin %2,2 oranında oy aldığını ifade etti.

Siyaset Bilimci Kıralp, “Fakat bu partilerin hepsi aldıkları oy oranına çok yakın sayıda milletvekili çıkararak meclise girmişti. Bu da meclisteki çok-sesliliği artırmış, farklı kesimlerin mecliste temsil edilmesini sağlayan demokratik bir yasama organı yaratmıştı. Üstelik 1965 seçimlerindeki sistem bir koalisyon hükümetine yol açmamış, oyların %52’sini alan Adalet Partisi tek başına iktidara gelmişti” diye konuştu.

“AMAÇ, SİYASİ İSTİKRARSIZLIK DEĞİL, RADİKAL YÜKSELİŞİ ÖNLEMEK”

%10 seçim barajının uygulandığı dönemlerde Anavatan Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin çoğu seçimde tek başlarına iktidara gelebilecek çoğunluğa ulaştıklarından da bahseden Kıralp, ancak hiçbir partinin meclis çoğunluğu sağlayamadığı seçimlerin de yaşandığının unutulmaması gerektiğine işaret etti.

   “Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Necmettin Erbakan ve Bülent Ecevit’in başbakanlıklarında kurulan çok sayıda koalisyon hükümeti oldu” açıklamasında bulunan Kıralp, yüksek bir seçim barajının illa ki tek partili hükümetlere yol açmadığı gibi seçim barajı olmamasının da illa ki koalisyon hükümetlerine yol açmayacağının altını çizdi.

Kıralp şöyle konuştu:

   “Dolayısıyla 12 Eylül yönetiminin bu yüksek baraj uygulamasını tasarlarkenki önceliği istikrarlı hükümetleri işbaşına getirebilecek bir sistem oluşturmaktan ziyade merkez-siyasete karşı çıkan siyasal hareketlerin, özellikle de radikal sol hareketlerin güçlenmesini engellemekti.”

BARAJI GEÇEN BÜYÜK PARTİ SANDALYELERİN DE SAHİBİ…

KKTC’de ve Türkiye’de, seçim sonuçlarına göre hangi partinin kaç milletvekili çıkardığı hesaplanırken “barajlı D’Hondt sistemi” adı verilen sistem uygulandığını vurgulayan Siyaset Bilimci Kıralp, bu sistemde ülke barajının altında kalan partilerin sayısı ne kadar fazla olursa, barajı geçen büyük partilerin, özellikle de birinci partinin sahip olacağı sandalye sayısının da o oranda arttığını kaydetti.

“Mesela Türkiye’deki 2002 seçimlerinde ülke barajını sadece AKP ve Cumhuriyet Halk Partisi geçmiş, iki partili bir meclis oluşmuş ve oyların %34.2’sini alan AKP mecliste çoğunluğa ulaşarak tek başına iktidara gelmişti. O seçimlerde CHP %19.3 oy almıştı” diyen Kıralp, diğer partilerin toplam oylarının %42’yi bulmasına rağmen, ülke barajını geçemediklerini ve hiçbirinin milletvekili çıkaramadıklarını anlattı.

   “Yalnızca kendisinin ve CHP’nin barajı geçtiği 2002 seçimlerinde %34.2 oy ile meclis çoğunluğuna ulaşan AKP, dört siyasi partinin barajı geçtiği Haziran 2015 seçimlerinde %40.8 oy almasına rağmen meclis çoğunluğunu elde edememişti” ifadelerini kullanan Kıralp, her zaman meclis çoğunluğunun da mümkün olmadığını kaydetti.

KKTC’de BARAJ KALKARSA DAHA ÇOK SİYASİ PARTİ TEMSİLİYETİ…

KKTC meclisinde altı siyasi partinin temsil edildiğini söyleyen Kıralp, “Eğer seçim barajı düşürülür ya da tamamen ortadan kaldırılırsa mecliste daha fazla siyasi parti temsil edilebilir” dedi.

Kıralp, mecliste temsil edilen kesimlerin ve farklı görüşlerin sayısının artmasının yanı sıra, büyük partilerin vekil sayısını düşürerek çok-sesli bir demokrasinin güçlenmesine de katkı sağlayacağı görüşünü ifade etti.

“%10’DA UBP İLK PARTİ”

Ülkede seçim barajının yükseltilmesin ile (örneğin %10) bundan yarar görebilecek yegane partinin Ulusal Birlik Partisi olacağını söyleyen Kıralp, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“KKTC’nin seçim tarihçesine baktığımız zaman 2003, 2005 ve 2013 genel seçimlerinde CTP birinci oldu. CTP’nin birinci olduğu bu seçimler bazı istisnai özellikler taşımaktaydı çünkü ya Kıbrıs sorununun çözülmesi yönünde oldukça güçlü bir momentum vardı, ya da UBP’nin ve merkez-sağın içerisinde ciddi karışıklıklar söz konusuydu. Geriye kalan tüm genel seçimlerde birinci parti UBP’ydi.”

“CTP’NİN BARAJ SORUNU OLMAZKEN, MECLİSE EN FAZLA 3-4 PARTİ GİRER”

 “%10’luk bir baraj uygulamasında UBP önemli avantajlar elde eder, CTP’nin baraj sorunu olmaz, ancak meclise giren siyasi partilerin sayısı azalır. Böyle bir durumda meclise muhtemelen UBP ve CTP ile birlikte bir parti daha, ya da iyimser bir olasılıkla iki parti daha girebilir” diyen Kıralp, iki-üç ya da en fazla dört partili bir meclisin hayata geçebileceği bir tablonun ortaya çıkacağını dile getirdi.

Kıralp,  bu tür bir denklemin CTP için bazı kritik dönemeçlerde tek başına iktidar şansı yaratsa da en çok seçim kazanan parti olan UBP siyasal sürecin genelinde tek başına iktidar için oldukça avantajlı bir durumu da beraberinde getireceğini ifade etti.

Şevki Kıralp, “Ancak, ülkemizde seçim barajının yükseltilmesinin demokrasinin temel ilkelerinden biri olan çok-seslilik için arzu edilebilir bir gelişme olamayacağını da dikkate almakta yarar vardır” dedi.

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı