Bu zor süreçte, koltuk maksatlı siyaset yapmanın anlamı yoktur!

Sayın Akıncı, Sayın Harmancı, Sayın Pilli, Sayın Falyalı; kimseye yanıt verme telaşına girmeyin; gülümseyin - geçin...

Tüm Dünya “sadece insan hayatını mı kurtarmalıyız yoksa aynı anda insanların işlerini de mi korumalıyız?” sorusuna yanıt arıyor.

Kaynakları vardı, yoktu; azdı, çoktu tüm ülkeler hem insan yaşamını bu “bilinmeyen” virüse karşı korumaya çalışıyor hem de “ekonomik ve sosyal yaşamı” sürdürmenin formüllerini arıyor.

İsveç, “evde kalmak belki de virüs kadar tehlikeli” diyor; okullarını bile kapatmıyor!

Orası İsveç!

“Biz yanlış yaptık, Türkiye doğru yapmadı” diye girişmenin bir anlamı yok!

-*-*-

Biz ne mi yapıyoruz?

Biz, sürekli eleştiriyoruz!

Dr. Ali Pilli yanlış yaptı!

Dr. Ali Pilli özel hastanelerin PCR testi yapmasını reddetti!

Dr. Sibel Siber’i dinlemedi!

-*-*-

Ersin Tatar hata yaptı!

Mustafa Akıncı kaçakçı oldu!

Mehmet Harmancı da yardımcısı!

Anastasiadis de herhalde “Torbacıları”ydı!

“İstifa etsinler!” dedi eski salon mücahitleri!

-*-*-

Bakın, bende bile “aynı huy” var! Evet, hepimiz aynıyız, kendi adıma itiraf ediyorum!

Siz de itiraf edin, kabul edin ve susun!

“Salon mücahidi” dedim adamlara!

E ama doğru; yıllardır kendileri gibi düşünmediği için herkesin ekmeği ile uğraşan bir grup adam yani!

-*-*-

Şimdi zamanı değil bütün bunların!

Şu anda bir hükümet var; iyi veya kötü; aşağılamanın ve her yapılan eleştirinin üzerine atlayıp, “vaaaaay bu olmamalıydı, bu yapılmamalıydı” demenin zamanı değil diye düşünüyorum…

-*-*-

Sorumluluk Başbakan ve hükümetindedir!

Bitsin; başarılı olurlarsa alkışlarız, değilse bir daha seçmeyiz!

-*-*-

Şu anda alkışlamamız gereken bir de yardımlardır!

Türkiye’den mi geldi?

Alkış ve teşekkür!

Güney’den mi geldi?

Alkış ve teşekkür!

Bir zengin kardeşimiz mi yaptı?

Alkış ve teşekkür!

Yoksul da olsa, komşu, komşuya bir tas yemek mi verdi?

Alkış ve teşekkür!

-*-*-

Sakın ama sakın aklınızdan çıkarmayın; bu dert Türkiye’nin de Güney Kıbrıs’ın da derdi!

Oraları yönetenler, kendi insanlarını korumak ve kurtarmak için kaynaklarını zorluyor!

-*-*-

Allah, insanlara ve insanlığa yardımcı olan herkesi korusun…

Kavgaya gerek yok…

“Şu öyle yaptıydı, bunun ilacı Rum ilacıydı, kaçakçıydı, nasıl getirdiydi?”yi geçin!

Geldi mi ilaç?

Geldi!

O kadar!

-*-*-

Vaaay Cumhurbaşkanı yasaları takmadıydı, vaaaay benim haberim yoktu!

Bunu tartışacak bir durumda değiliz!

Türkiye’nin Cumhurbaşkanı bizim cumhurbaşkanına küs!

Bunu da eleştirin o zaman!

Yani Sayın Erdoğan’ın, telefonla Sayın Tatar’ı araması da doğru değil!

Ama bunu da şu anda tartışmak hiç doğru olmaz!

-*-*-

Halil Falyalı mı?

Otursa oturduğu yerde, elini cebine atmasa, kılını kıpırdatmasa kim bilecekti?

Onca ilaç ve onca test kitini kendi parası ile getirmese, kim ne öğrenecekti?

Mete Özmerter, kendi uçağını kullanıp gitmese, o ilaçlar nasıl gelecekti?

Bu yüzden, vazgeçin; lütfen vazgeçin durmaksızın eleştirmekten!

-*-*-

Bu zor süreçte, koltuk maksatlı siyaset yapmanın anlamı yok… (Bunu en iyi başaranın, yani koltuk maksatlı tartışmayanın Halkın Partisi olduğunu da bir başka yazıda yazacağım)…

Başbakan da yardımcısı da bakanları da doğru dürüst uyku uyumuyor.

Biraz da takdir edelim!

Şu anda onları “dövme” zamanı değildir!

“Efendim, gazetecinin görevi, yönetenlerden ve zenginlerden yana olmak değildir” mi diyeceksiniz?

İnanın, şu anda gazetecilik yapma zamanı da değildir!

-*-*-

Şu anda savaştayız.

Açlık tehlikesi mi?

“Abartma canım” diyenler olabilir ama evet, 10 TL’si olmayan ve ekmek alamayanlar var!

-*-*-

Bizi çok daha kötü günler bekliyor.

Çok daha uzun süre uçak görmeyeceğiz, öğrenci görmeyeceğiz, ev satamayacağız, ihracat yapamayacağız, ilaç getirmekte zorlanacağız…

Şu anda bunlara kafa yormak lazım.

-*-*-

“Evet önce insan yaşamı” diyerek, sağanak yağmurun ve fırtınanın dinmesini beklemek için mağaraya veya kaya kovuğuna sığınacağız; bir kaç hafta daha dayanacağız; fırtına ve yağmur diner dinmez yavaş yavaş hangi monobadiciği alıp yürüyeceğimize karar vereceğiz…

Şimdi, hangi monobadiyi alacağımızın da inceden hesaplarını yapmak şart…

Güney’e doğru mu gideceğiz, Kuzey’e doğru mu yürüyeceğiz; yoksa kuru sıkı fişeklerle keklik vururmuş gibi mi yapacağız ona karar vermek lazım…

Fırtına dinsin!

Dindiğinde, yolumuz belli olmalı!

-*-*-

Bu zor süreçte, kavgayla, siyasi çekişmeyle, hele hele Rumculuk – Türkçülük kavgasıyla ve onlardan da önemlisi “ben her şeyin en doğrusunu bilirim, yapılanlar yanlış” edasıyla hareket etmenin anlamı yoktur.

-*-*-

Çocuklarımız ne olacak?

Psikolojik, psikiyatrik sorunlarımız nasıl çözülecek?

Kanser hastalarımız?

Pandemi hastanemiz?

İşsizlik?

İflaslar?

Mahkemeler?

Bunları düşünelim!

Salgın sonrasının monobadisinin engellerini nasıl aşacağımızı planlayalım!

-*-*-

Bu günlerde, bu ülkeye şu ya da bu şekilde yardımcı olan; tek bir ekmek alıp komşusuna verenden; ülkeye kutular dolusu ilaç getirenlere kadar herkese teşekkür edelim; gülümseyelim; yardımlaşmanın ve paylaşmanın gururunu yaşayalım…

-*-*-

Yok, Akıncı ve Harmancı istifa etsin!

Hadi be siz de yeter saçmaladınız bunca yıldır; artık bir susun!

-*-*-

Bu arada, Sayın Akıncı, Sayın Harmancı, Sayın Pilli, Sayın Falyalı; kimseye yanıt verme telaşına girmeyin; gülümseyin – geçin…

Yeter.

Aklı çalışan herkes, ne yaptığınızı biliyor.

Etiketler

Diğer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı