Bir sonbahar yazısı…

Sonbahar sana vitamin takviyesi alman gerektiği ile... Hayat treninin vagonlarında beraber yol aldıklarının nasıl da geride kaldığını gösteriyor galiba...

17 Eylül 2019 - 11:00

Dün çakıstes kırdım…

Mevsimi geldi artık…

Golyandrosu, sarımsağı limonu derken bir hafta sonra masamızda…

Ardından siyah zeytin ve zeytinyağının da  sofralarımıza kavuşma mevsimi sonbahar.

Çocukken içimi karalar kaplardı sonbahar geliyor diye…

Yazın haylazlığı, sokaklarda koşmaların, denize girmelerin geride kalması demekti…

Sanki hayatın sana verdiği “bonuz” gibiydi, yaz mevsimi…

Yaşam ağır olsa da omuzlarında, yine de umudun vardı geleceğe dair çocukken…

İnsan yaş aldıkça mı yaşlanıyor.

İstediklerini yaşayamadıkça mı?

Umudunu uçuran dalların kırılınca mı?

***

Dalına tutunamayan yapraklar gibi nasılda savruluyor…

Mevsimleri tanımlaman da değişiyor…

Yıllar bindikçe yaşına…

16 yaşındaysan “yine okul açılıyor of ya” diyorsun…

36 yaşında çocukların okula başlıyor diye heyecanlanıyorsun…

46 yaşında her şey yolunda tatilini yapmış enerji dolu işine sarılıyorsun…

Sonrası sonbahar galiba…

Sonbahar sana vitamin takviyesi alman gerektiği ile…

Hayat treninin vagonlarında beraber yol aldıklarının nasıl da geride kaldığını gösteriyor galiba…

Yaşamanın ağır bir zanaat olduğunu şimdi daha iyi anlıyorsun.

Başında kavak yelleri esmeyince…

Bugün böyleyim işte.

Öykü dolunaydandır diyor.

Umudu yeşertecek bir şey lazım.

***

Dün Bulut Akacan’ı ziyarete gittim

Alayköy karakoluna gittiğimde, acaba beni görüştürürler mi kaygısı vardı.

Kapıyı tıklayıp açtığımda beni güler yüzle karşılayan polis memurları, ziyaret bütününün en güzel bölümüydü. Her karakol böyle mi bilmiyorum ama Alayköy polis karakoluna selam olsun…

İnsana insan gibi yaklaştıkları ve oralara herkesin bir gün yolunun düşebileceğini ve oradan da yine yaşam yolculuğuna dimdik devam edeceğini bilerek insanlara yaklaştıkları için…

Yüzü, ofisinde dışarıda nasıl güler yüzlüyse öyleydi Bulut’un…

En son mahkemeye sakallı çıkmıştı.

Tıraşını olmuş tertemizdi yüzü. Beyaz bir tişört vardı üzerinde.

Biraz kasvetli göreceğimi ummuştum.

Tam tersi ne yapması gerektiğini iyi bilen bir adam vardı karşımda.

Polis arkadaşlar, gelen diğer mahkumlara gösterilen ilginin ne fazlasını ne eksiğini gösteriyorlardı…

Öpüştük oturduk sohbet ettik.

“Çok iyiyim benim için dinlenme oldu, düşünme oldu” dedi. “Hiç yanlış bir şeyim yok. Kendimden eminim. Bu da bitecek. Yargının kararına saygımız sonsuz” dedi.

Çocuklar ziyaret etti mi? diye sordum.

“En kötüsü o işte” dedi. “Okullar açıldı ve ben yanlarında olamadım.”

Çocuğunun bir kaç ay önce “baba daha az çalış bizim yanımızda çok ol” demesini hatırlattı.

İnsanı güçlü kılan yaşadığı zorluklardır.

Bulut Akacan bu toprakların çok çalışkan zeki bir evladıdır.

Adalet karşısında bir “suç” işlemişse boynumuz kıldan incedir.

Yanından ayrılırken içimden, Bulut bu topraklarda daha çok güzel yatırımlar yapacak bundan emin ol dilek dedim.

***

Son günlerde en güzel sözü Besim Tibuk söylemiş.

Konuşmasıyla kendisini dinlettiren realist bir düşünce adamı Besim Tibuk.

Yağ çekmeyi, yalan dolan konuşmayı bilmez. O nedenle bunları yapacak olanları çalışma gurubunun içine alır.

Ben izlemedim ama gazete toplantısında izleyen arkadaşlar söyledi, Bulut Akacan meselesinde;

“Legal olan bir şeyi illegal yapan insanında o işi yapmasına izin vereceksin” demiş.

Hani Eski Bakan, milletvekili, Spor Kulübü Başkanı falan… Onlarda sanal casino oynatıyorlar demiştik ya… Bari onlarda düşmeden karakollara yasayı elleyin Sn Hükümetim…

Bu arada geçen hafta Bulut Akacan’a, internet üzerinden “bitcoin” alıp satıyor suçlaması getirilmiş. Resimden de görüleceği üzere Kıbrıs’ta herkes bunu zaten yapıyor.

 Neyse yarın flaşlarınızı hazırlayın.

***

Dün sosyal medyada bu yazı düştü önüme…

İshak Alaton Türk iş insanı…

Alarko Holding’in Kurucusu

Alarko Holding’in servetinin piyasa değeri 462 milyon dolardı.

Leyla Alaton’un ve Vedat Alaton’un babası. Yahudi asıllı bir ailenin çocuğu olarak 1927’de İstanbul’da doğmuş. 8. sınıfa kadar Şişli Terakki’de ve Saint Michel’de okumuş. Yokluklar, sıkıntılar yüzünden liseden sonra okuyamamış.

Ben okudum…

Siz de okuyun isterim…

İshak Alaton ne dememiş ki;

 “Üniversitelerimizde yaptığım söyleşilerde bana en çok para hakkında soru sorulur.
Herhalde iş adamı olduğum için.

Ben, “paranın iki kişiliği vardır” derim.

Birincisi;
para bir değiş tokuş aracıdır.
Para verip yiyecek, giyecek, ev, bark, satın alabilirsiniz.

İkincisi ile
gelecek korkusunu yenersiniz.

“Yaşlılığımda çaresiz,
muhtaç, perişan kalmam, çünkü kötü günler için paramı bir kenara ayırdım” dersiniz.

Ama para ötesi, yani
para üstü bir konu daha vardır. Bunu parayla satın alamazsınız.

Bunun adı
zevk ve keyiftir.

Zevk almak, keyif duymak, ancak Kültür ile mümkündür.

Resimden zevk almak için sergiler bedava,
müzik, kaset ve diskler üç otuz para.

Ayrıca konserler de pahalı değil.
Tiyatrolar hamburger fiyatına…
Aşk ve sevgi zaten bedelsizdir.

Güneşin batışından, denizin hışırtısından ya da
bir satranç oyunundan zevk alabiliyorsanız,
kalenizle bedavaya şah çekebilirsiniz.

Güneşi kaç paraya batırabilirsiniz?

Denizi hışırdatmanın fiyatı nedir?

Yaşlılığınız için biriktireceğiniz kötü gün parası kadar belki ondan da önemli olan bu zevkler ve mutluluklardır.

Bunlara sahip olmak ancak kültürle mümkündür.

Para kazanmaya emek verdiğiniz kadar kültür edinmeye de emek verin !..

İster genç olun, ister yaşlı, yaşınızla barışık değilseniz
ihtiyarsınız demektir.

Çok genç ölen yaşlılar olduğu gibi ihtiyar doğanlar da vardır.

Yaşlılar ölüme daha yakın derler. Ama ölüm nüfus kâğıdı sormuyor.

Şimdiki tutkulu projem, bir ceviz ormanı yetiştirmektir.
Fidanları dikmeye başladım bile.

Ceviz fidanı 8 yıl sonra ağaç olup, ceviz verirmiş.

Şimdi 76 yaşındayım. Yani 84 yaşımda ceviz kıracağım.

Bu kez kendi cevizlerimi…”

ISHAK ALATON.

2016 yılının 11 Eylül’ünde 89 yaşında öldü.

Etiketler

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı