Bir paradigma daha çöktü

Lükslerin temel ve gelişmenin tek ölçüsünün para olduğu paradigma çöktü!

Toplumsal ve sosyal değerleri,

Sosyal mirası bir tarafa iterek,

Büyüme uğruna büyüme felsefesi çöktü.
Toplumsal düşünmeden, büyüyüp de ne yapacaktınız?

Halka ne verecektiniz?

Altta kalanın canının çıktığı,

Kuralsız ve ölçüsüz bir “açgözlülük ile kalkınmak” elinizde patladı.

Zaten sonuç üretmeyen bir düşünme sistemi ve eylemi içinde kalarak,

Nasıl muktedir olunur ki?

“Dünya dışılıkta” yatan bir kurtuluş arayıp durmak,

Toplum için bir “geçim güvencesi” mi demekti?

50 yıldır,

Çeşit çeşit “yasalar” düzenlendi;

Farkında olarak veya olmadan, “yasal yağmacılar” yaratıldı!

Biz yaratmak istememiş olabiliriz bu yağmacıları ama,

Tamir etmeye gayret ettiğimiz bu düzen,

Yeniden yarattı onları,

Hem de her defasında daha da güçlü yarattı!

Tamam da,

Başka türlü “daha küçük” yaşamak mümkün mü?

Evet, mümkün…

 

Ne yapmak lazım peki?

Ülkemizde karşı karşıya kaldığımız sorunlardan kurtulmak için,

Öncelikle sistem içerisinde ürettiğimiz mantığı yıkmak gerekiyor!

Kısacası  “yaratıcı bir şekilde düzeni yıkmak”,

Ve kaostan yeni bir düzen yaratmak.

Çünkü şu anda sorunları çözecek beklentisi ile kullanılan bu mantığın,

Her zaman, bize iyilikten çok kötülüğü dokunmuştur…

 

Birileri şu içine düştüğümüz tanınmamışlık girdabında bizi hep “finanse” edip,

Doğal olarak öncelikle ve elbette kendi çıkarlarının siyaseti gereği,

Buraları yönetmedi ama bugünlere kadar yürüttü.

Bizler de maalesef yöneten olamadık, yürütülen olduk çoğunlukla…

 

Yüzyıllarca Kıbrıslı Türkler ile Anadolu insanları arasında süren manevi sevginin yerine,

son yarım asırdır tesis edilmeye çalışılan alan-veren ve buyuran uygulayan ilişkileri,

Kuzey Kıbrıs ile Türkiye ilişkilerini maddiyat odaklı bir yanlış ilişki içine sürüklemiş,

ve doğal olarak da manevi duyguları belli bir ölçüde zedelemiştir.

Oysa bu iki ülkenin çok farklı boyutlarda ve zeminlerde sürdürmesi gereken ilişkiler

oldukça önemlidir hem her iki ülke insanları, hem de yüzyılların güzel birikimlerini

ileriye taşıyabilmek için…

Kıbrıs Türkü’nün var olma amacı nedir?

Daha fazla para mı?

Statü mü?

Kumar ve “cinsellik” mi?!

Sözde “çağdaşlaşma” dediklerinin önemli bir bölümü bu mu?

Bakınız, mesela hasta olan birisi,

Tedavisi uzun ve acı verici olsa da,

Bunun iyileşmenin bir parçası olduğunu bilir,

ve tedavinin ızdırabına da katlanır…

Toplumlar da böyledir…

Izdırap ve sıkıntılar çekebilir bir toplum.

Ancak eğer çektiği ızdıraplar hayatın gerçek gayesi için çalışıyorsa,

Bu sıkıntılarla birlikte üreten ve paylaşan bir kimliğe bürünüyorsa,

Nicelikten ziyade niteliğe önem vererek,

Tüketim toplumu olmaktan, arzu kültürüyle beslenmekten imtina ediyorsa,

Hele bir de ihtiyaçlarına göre bir toplum düzeni oluşturuyorsa,

Refah düzeyi de artar…

Hatta belki çok daha özgür bir yaşam biçimine kavuşur…

Diğer Haberler

Başa dön tuşu