Girne–Taşucu hattının batimetrik görünümünün, yaşanan deniz faciasının görünen yüzünün ötesinde karşı karşıya bulunulan daha büyük tehlikeyi de ortaya koyduğu belirtildi.
Paylaşılan yaklaşık batimetrik profile göre Girne açıklarında deniz tabanı kıyıdan uzaklaşıldıkça çok hızlı biçimde derinleşiyor. Yaklaşık 4 deniz mili, yani 7,4 kilometre açıkta derinlik 600 metreyi aşıyor, güzergahın orta kesimlerinde ise 1.000 metre seviyelerine yaklaşıyor.
Bu verilerin kesin enkaz koordinatlarını gösteren resmi bir seyir haritası olmadığı belirtilirken, önemli bir gerçeğe işaret edildi. Facianın yalnızca 3–4 kilometre daha açıkta ve daha derin bir bölgede gerçekleşmesi halinde arama-kurtarma faaliyetlerinin çok daha zorlaşabileceği, müdahale süresinin uzayabileceği ve karşılaşılacak can kaybının çok daha ağır olabileceği ifade edildi.
Yaşanan acıyı ve kaybedilen insanları küçümsemeden, ülkenin çok daha büyük bir toplumsal facianın eşiğinden döndüğünün ifade edilmesi gerektiği belirtilirken, yaşanan olayın bir uyarı olduğu ve bundan sonra aynı ölçüde şansa güvenme hakkının bulunmadığı kaydedildi.
Kuzey Kıbrıs’ın kıyı uzunluğu, kullanılan ölçüm yöntemine göre farklı rakamlarla ifade ediliyor. Yaygın kaynaklarda yaklaşık 396 kilometre, daha ayrıntılı bazı kıyı ölçümlerinde ise 420 kilometrenin üzerinde gösteriliyor. Ölçüm farklılığı ne olursa olsun, yüzlerce kilometrelik sahil şeridine sahip bir ada ülkesi olunduğu vurgulandı.
Ancak toplum olarak denizlerin;
- Derinlik yapısının,
- Akıntılarının ve meteorolojik özelliklerinin,
- Biyolojik çeşitliliğinin ve korunması gereken yaşam alanlarının,
- Deniz ulaşımındaki tehlikelerinin,
- Arama-kurtarma kapasitesinin,
- Güvenli yüzme, yelken, dalış ve su sporları kültürünün,
- Sürdürülebilir ve bilinçli balıkçılığın
yeterince bilinmediği ve günlük yaşamın bir parçası haline getirilemediği ifade edildi.
Denizlerden ulaşım, spor, turizm, balıkçılık, bilimsel araştırma ve yaşam konforu bakımından yararlanıldığı, ancak henüz denizi bütün yönleriyle tanıyan ve denizle yaşayan bir toplum olunduğunun söylenemeyeceği belirtildi.
Yaşanan facianın ardından sorumluların ve ihmallerin tartışılmasıyla yetinilmemesi, deniz güvenliğinin, deniz kültürünün ve deniz bilincinin kalıcı bir devlet politikası haline getirilmesi gerektiği vurgulandı.
Bu kapsamda;
- Kuzey Kıbrıs kıyıları ve deniz yetki alanlarına ilişkin ayrıntılı batimetrik haritalar hazırlanmalı ve erişilebilir hale getirilmelidir.
- Deniz ambulansı, hızlı müdahale ve arama-kurtarma gemileri ile insansız hava ve deniz araçlarından oluşan sürekli bir müdahale sistemi kurulmalıdır.
- Derin deniz aramalarında kullanılabilecek sonar, ROV ve robotik sistemler için Türkiye ile müşterek kapasite oluşturulmalıdır.
- Limanlardaki denetim, yolcu manifestosu, gemi yeterliliği ve mürettebat eğitimi dijital ve bağımsız biçimde izlenmelidir.
- Okullardan başlayarak yüzme, ilk yardım, deniz güvenliği ve deniz ekolojisi eğitimi yaygınlaştırılmalıdır.
- Üniversitelerin katkısıyla bir Kuzey Kıbrıs Deniz Araştırmaları ve Güvenliği Merkezi kurulmalıdır.
- Balıkçılık, su sporları, çevre koruma ve deniz turizmi ortak bir “Mavi Vatan ve Deniz Yaşamı Stratejisi” içerisinde ele alınmalıdır.
Ada ülkesi olmanın sadece denizlerle çevrili olmak anlamına gelmemesi gerektiği belirtilerek, ada ülkesi olmanın denizi tanımak, ona saygı duymak, sunduğu imkanlardan bilinçli biçimde yararlanmak ve tehlikelerine karşı her an hazırlıklı olmak anlamına geldiği ifade edildi.
Yaşanan büyük acının, denizlerle ilişkide yeni bir toplumsal bilincin başlangıcına dönüştürülmesi gerektiği vurgulanarak, “Denizlerimizi sadece uzaktan seyreden değil, tanıyan, koruyan, yaşayan ve gerektiğinde insanını kurtarabilecek güce sahip bir toplum olmalıyız” denildi.
